07 06 2011

Yazarların cinsiyetini tahmin edebilir misiniz?

Yazarların cinsiyetini tahmin edebilir misiniz? 

BURCU AKTAŞArşivi
 Nobel ödüllü  V. S. Naipaul, geçen günlerde edebiyat dünyasında tartışma yaratan bir açıklama yaptı. Bugüne kadar hiçbir kadın yazarın onun edebi seviyesine ulaşamadığını söyleyen yazar “Bir yazıda bir ya da iki paragraf okuduğumda, yazarının kadın mı erkek mi olduğunu anlarım. Kadınların yazdıkları, benim yazdıklarımla aynı seviyede değil” diye açıklama yaptı. Naipaul, kadınların dünyaya duygusal ve at gözlükleriyle baktıklarını iddia etti. Bunun üzerine İngiliz The Guardian gazetesi kitaplardan bölümler seçerek, bu bölümlerin bir kadın yazar mı yoksa bir erkek yazar tarafından mı yazıldığını soran bir test hazırladı. Gündem bu mevzuyla kaynarken biz de bu testi Türk edebiyatına uyarladık. Amacımız cinsiyetçilik değil, Naipaul’u bahane ederek edebiyattan dem vurmak. Buyrun testimize…


1“Topluca sıkılırız. Kimse kimseyle konuşmak, göz göze gelmek istemez. Erkek, böyle gecelerde ortalıkta görünmez. Çünkü o, bir şeyleri hepimizden daha güçlü bir biçimde sezmiştir ve acıklı ortamlara asla dayanamaz Ne içkinin tadı olur öyle gecelerde ne de Ender’in radyosundan yayılan Türk sanat müziğinin. Aslında neden sıkıldığımızı, nasıl bir haber alacağımızı biliriz de bunu dışa vurlaya korkarız. O zaman Faruk’un sözü gelir aklıma: Ölüm istasyonu! Birinin sırası gelmiş, bizden habersiz trene binmiştir.”
a) Erkek
b) Kadın

2“Gitmek başlı başına dokunaklı bir şey. Hele arkada kalıp gidişini izliyorsan birisinin, onunla ilgili son görüntü yalnızca belirgin sırt çizgileri oluyor. Her adımda açığa çıkan tabanlar, bundan böyle yokluğa, hiçler ülkesinin topraklarına basacakmış gibi geliyor insana. Dünyanın her köşesinde aynı otlar bitiyor halbuki. Değil mi ki duran kendinde duruyorsa öylece, giden de kendine yürüyor yollarını. Kimse kendini ben yitiğim diye tanıtmıyor da. Yitik dediğin, geride kalanları olduğu yere sıkıştıran insan boşluğu, hep ten kokan bir yatak.”
a)Erkek
b)Kadın

3 “Pazar dönüşlerimde, yokuşun başında tıknefes dinleniyorum. Bir dirhem et bin ayıp örter derler. Belki gençlikte. Yaş kendini belli etmeye başladı. Bana ne oldu bilmem. Sanki bir elim yağda, bir elim balda, ha babam kilo alıyorum. Yıllardır et yüzü gördüğümüz yok. Kuvveti ekmeğe, bibere, soğana verdik. Kaptanpaşa Fırını’ndan akşam ekmeğini dumanı tüterken aldın mı, yemeğin tadı kurtuluyor. Tıkanıyorum yokuşun başında. Elimdeki zembiller yetmezmiş gibi kaba etlerimdeki yağları da , her adım atışta, sallana sallana taşıyorum. Yaş kemale erdi.”
a) Erkek
b) Kadın

4“Türkiye’de kasıklarında kuş ötenler, ancak zengin iseler kabul görürler. Yoksulların kasıkları kuşlara yasaktır, yoksul kasıklar ancak kasvetle kekeleyebilirler. Bunu her buralı genç gibi gayet iyi bilen Tahir ve Funda, kasıklarındaki kuşları kovalayıp ertesi gün tek göz evi terk ettiler. Tahir fırına, funda ailesinin evine uğramadı bir daha. Çok uzak bir semtte başka bir tek göz bulup hayatla ve birbirleriyle boğuşmaya koyuldular…”
a) Erkek
b) Kadın

5“İrkilerek uyandım. Beyaz aydınlık duvarlarım, çalışma masam, temiz çarşaflı yatağım. Artık bunların bir rüya olduğuna inanabilirim. Saat henüz sabahın 06.00’sı. Yeniden uyumaya korkuyorum. Önce seni aramayı düşünüyorum. Sonra senin buraya gelmek üzere yola çıkmış olabileceğini düşünüp vazgeçiyorum. Ilık bir duş aldım. Sonra buzdolabından aldığım bir tabak dolusu kirazla kendimi yatağa attım. Uzunca bir süre gördüğüm rüyayı düşündüm. Yediğim kirazların çekirdeklerini ağzımdan odanın ortasına doğru büyük bir zevkle püskürttüm. Bir kâğıt bir kalem alıp rüyamı yazdım.”
a)Erkek
b)Kadın

6“Böyleydim ben. Hazların doruğuna çıkmak isterdim ille. Ipek hışırtılarını severdim sesler içinden. Ona telefon ettim; sağlığını sordum. Dün geceki gibi sinirli değildi. Uzun boylu konuşmadı, fakat benimle görüşmek istediğini söyledi. Hemen ertesi gün Divan’da buluşmayı önerdim. “Hayır, orada olmaz,” dedi (kalabalıkta benimle görünmekten mi korkuyordu), “sizi evden alırım ben.” Aklımdan bin düşünce geçiyordu.”
a) Erkek
b) Kadın

7 “Keşke şimdi kış olsaydı, tek başıma plajda dolaşmak isterdim şimdi, açık kapıdan, kimseden çekinmeden boş kumsala girerdim: Dalgalar gelir, kıyıya vurur, ben ayakkabımı ıslatmasınlar diye, arada bir sıçrayarak, koşar, yürürüm ve hayatımı düşünürüm, mutlaka önemli biri olacağımı düşünürüm, o zaman yalnız bütün o herifler değil, kızlar da bana bir başka bakardı diye de düşünürüm ve o zaman canım pis pis sıkılmaz benim, hele ilerde ne olacağımı düşününce, o zaman Serdar’a yürü kahveye gidelim diyecek kadar da olmazdım, kendi kendime yeterdim şimdi kış olsaydı.”
a) Erkek
b) Kadın

8“Yusuf’u da öldürmek istediler demek, istemişlerdir, doğrudur bu da. Ötekiler gibi: Mahir’ler, Harun’lar, Hatice’ler gibi. Hatice’nin dupduru sabah gökleri gibi gül rengi yüzü geldi gözümün önüne. İçi sızladı, ama açmadı gözlerini. “Devrimciler ölür, devrimler yaşar” lafını, Suret’e doğru gülerek yineledi. Aslında acımıyorum onlara. Acınmayı istemediklerini, istenmeyeceğini anlıyorum… Neden acıyacakmışım hem? Onlar beni aldılar mı içlerine, burda bizden, yüreği bizim için çarpan biri var dediler mi, kimdir bu diye dönüp baktılar mı?”
a)Erkek
b)Kadın

9“Aradan çok uzun zaman geçti, çok büyüdüm, onları özledim mi? Daha çok geceleri. Öfkeyle sıvanmış bir özlem. Bazen sinirden mi gözlerim doluyor, sevgiden mi, özlemden mi, yoksa nostalji ihtiyacından mı bilemiyorum, herhalde alışkanlıktandır deyip uyuyorum. Beni bu çıkmazdan Yasemin kurtarabilirdi, o da düşünmek için biraz süre istedi. Yedi sene önce. Bazen amma uzun düşündü diye düşünüyorum, daha çok günbatımlarında.”
a)Erkek
b)Kadın

10 “Annem, kar kuyularından dipsiz uçurumlara açılan düşsel mekânlarda yaşadı. Zamansız ve sonsuz bir kadının gurur yüklü uçarılığıyla. Kara sarıya çalan balmumu kalbi, bulanık gri bir sabahta babamın ayağına nasıl takıldı, babam tılsımlı iğneyle onu cezalandırıp bildiğimiz dünyaya hangi sebeple sürükledi bilmiyorum. Ben, yalnızca gerçekliğe ait küçük bir canlı olarak kaldım hep...”
a)Erkek
b)Kadın




Cevap anahtarı:
1. Mimoza’da Elli Gram, Cemil Kavukçu
2. Yüzünde Bir Yer, Sema Kaygusuz
3. Haraç, Füruzan
4. Bazuka, Murat Uyurkulak
5. Hanene Ay Doğacak, Şebnem İşigüzel
6. Kapalı İktisat, Selim İleri
7. Sessiz Ev, Orhan Pamuk
8. Eski Sevgili, Leyla Erbil
9. Erken Kaybedenler, Emrah Serbes
10. Gece Sesleri, Latife Tekin
0-3 doğru: Kadınlar ve erkekler hakkında kafası karışık bir okursunuz.
4-7 doğru: Yazarların üslublarına dikkat eden bir okursunuz. Cinsiyet tespitinde başarılısınız ama esas olan yazardır deyip, cinsiyetçi sulardan uzak durmayı tercih edenlerdensiniz.
8-10 doğru: Yazılanlar sizden soruluyor! Ufak bir hatırlatma: Kimin kadın, kimin erkek olduğunu bilince başı göğe eren henüz görülmedi.

‘Namert’in düşündürdükleri... 
 

‘Namert’in düşündürdükleri...
Mustafa Mutlu
Vatan; 05 Haziran 2011 Pazar 08:34

Soyadı “Mert” olan bir kadın meslektaşımızı hedefine almış Başbakan... Seçim meydanında bağırıyor:

“Mert değil, namertsin sen!”

Üç gün ...nce de, “Ben bu kadar edepsiz, ahlaksız, alçak değilim” diyerek Kemal Kılıçdaroğlu’na giydirmişti!

***


Bu sözler bu ülkenin Başbakanı tarafından bu kadar rahatça söylenebiliyorsa... O zaman neden bize “gak” dediğimizde tazminat, “guk” dediğimizde kodes sopası gösteriliyor?

Madem öyle biz neden, “kalemimizden ters bir şey çıkacak da başımız belaya girecek” diye diken üzerinde yaşıyoruz?

Kendimizi kontrol edeceğiz diye o kadar çok frene basıyoruz ki, durmadan balataları sıyırıyoruz!

Biz sıradan insanlar; yalancıya, “yalancı” diyemeyiz örneğin, hırsıza da “hırsız!”

“Şerefsiz”i, “onursuz”u, “ahlaksız”ı zaten kullanmayız da...

“Rüşvetçi” de yasak!

“Edepsiz”in, “terbiyesiz”in yanına bile yaklaşamayız...

“Alçak”, lügatımızda yok, sevmeyiz!

“Alidibo’cu” desek, tazminat tarifesi 100 bin liradan başlar!

“Kalleş”, “hain”, “soyguncu”; içeri attırır adamı...

Hödüğe “hödük” demek, Silivri’de gün saydırır...

“İkiyüzlü”, “küstah”, “utanmaz” ev bark sattırır!

Bir tek “İ” harfi bile; başına bela olmadı mı Emin Çölaşan’ın?

***


Yasaktır bize bu sözcükler...

Doğrudan küfür olmasalar da “aşağılama” içerirler çünkü...

Ve biz her gün, hem de birkaç konuda yazmak zorunda olanlar; kılı kırk yararız bu yüzden...

Santim şaşsak yolumuzdan, ayvayı yeriz...

Celpler, ifadeler, adliyeler, avukatlar, savcılar, maaşımızdan kesilmesi doğal hale gelen tazminatlar, geceleri kâbusumuz olan zindanlar, demir parmaklıklar girer hayatımıza...

Ama...

Aslında doğru olan da bu sözcüklerin hiç kullanılmamasıdır.

Derdini, küfre, hakarete ve aşağılamaya başvurmadan da anlatabilmelidir insan...

Damgalamadan, lanetlemeden; gerçekleri ortaya koyabilmelidir.

İşte bu yüzdendir ki; bu sütunda yukarıdaki sözcüklerin hiçbirini göremezsiniz...

“Sert eleştiri” düsturumuzdur ama... Okur karşısında sokak çocukluğu yapmayı saygısızlık kabul ederiz!

Yoksa... Laf aramızda...

Hani; aslında biz de iyi küfrederiz!

***


Yasaktır bize bu sözcükler...

Ama ne hikmetse sadece bize!

Bunlardan biri kazayla kalemimizden ya da ağzımızdan kaçtığında bize dünyayı zindan eden siyasetçiler, miting meydanlarında ne “alçak” bırakırlar, ne “kalleş” ne de “namert!”

Onlar “ileri demokrasimizin ayrıcalık sahibi vatandaşları”dır çünkü...

Bunca kabalığa, dışlayıcılığa, ayrımcılığa ve küfre karşın oy toplamaya devam ettikleri bir ülkede...

Ne kadar sövseler azdır!

*****


BEBEK’TEYİM!

Beşiktaş Belediyesi ve Bebekliler Derneği tarafından birlikte düzenlenen Bebek Şenlikleri kapsamında, bugün saat 15.00’te Bebek Parkı’nda “rica etsem saçımı okşar mısınız”ı imzalayacağım.

Bu; ilk kitabımın İstanbul’daki son imza günü!

Birbirimizin yüzünü bile görmeden kurduğumuz dostluğu, “göz göze”liğe dönüştürmek için, zamanı uygun olan okurlarımı bekliyorum.

*****


Günün Sorusu

Başbakan’ın “Ucube” diye nitelendirdiği “İnsanlık Anıtı”nı apar topar yıktıran Kars’ın AKP’li Belediye Başkanı, aslında ne kadar çok “heykel dostu” olduğunu göstermek için, kente “kaşar” heykeli yaptırmaya karar vermiş... Sorum kendisine:

Acaba bu kararınızla, ‘Kaşarın yanında insanlığın lafı mı olur’ demek istiyorsunuz?

*****


Seçim rüşveti gibi...

Seçim yaklaştı; yıllardır çözümlenmeyen sorunlar şıp diye halledilir oldu...

Önce 30 bin yeni öğretmenin ataması yapıldı; dün de sözleşmeli memurların kadroya alınmasına ilişkin düzenleme Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Tamam; bunların hepsi iyi, güzel işler de...

Seçime bir hafta kala yapılması, “devlet kesesinden seçim yatırımı” sayılmaz mı?

Madem bu sorunların çözümü bu kadar kolaydı; o zaman bunca yıldır iktidarda olanlar, acaba bugüne kadar neden öğretmenlere ve sözleşmeli personele ot yoldurdu?

***


Bana göre hükümetin bu “son dakika iyilikleri”nin, devlete ait taşıtların seçim gezilerinde kullanılmasından hiçbir farkı yok...

Ama bana göre...

İleri demokrasiyiz ya; bu ülkede kimsenin böyle şeyleri dert edineceğini sanmıyorum! 

12
0
0
Yorum Yaz