TÜRK HİKÂYESİNDE SOSYALİST REALİZM 1 (TOPLUMCU GERÇEKÇİLİK) / (NURULLAH ÇETİN)
2/12/2005 · Kategori: Inceleme
Tanım Ve Tarihsel Gelişim: Fransızca’daki “Realisme socialiste” terimi, ‘Sosyalist Realizm’ olarak çevriliyor. “Sosyalist realizm” ya da “toplumcu gerçekçilik” terimi ve adı daha çok katı Komünist partisi programı ve ilkelerine bağlı edebiyat, “sosyal realizm” ya da “toplumsal gerçekçilik” terimi ise daha yumuşatılmış, daha serbest, sanatsal ve estetik kaygının daha ağır bastığı edebiyat için kullanılıyor. Bu akım, Marksizmin edebiyattaki izdüşümüdür. “Fert için değil; toplum için sanat” ilkesini benimser. İşçilerin, köylülerin, emeğiyle geçinen değişik toplum katmanlarının duygu, düşünce, beklenti ve hayallerine tercüman olup bu kitleyi komünist rejimin ikamesi için yönlendirmeye çalışır.
Sosyalist yazarlar, edebî ürünlerini Marksizmin “tez-antitez” çatışması ilkesine dayanan, “ezen-ezilen”, “burjuva-proleterya”, “sömüren-sömürülen”, “ağa-köylü”, “işçi-patron” gibi hep birbirinin düşmanı olarak telakki ettikleri sosyal sınıfların çatışması ve karşıtlığı üzerine kurarlar. Toplumsal olaylara diyalektik açıdan bakarlar. Ezen ve ezilen sınıfları temsil niteliğine sahip tipler üretirler ve eserlerini bu tiplerin mücadelesi üzerine kurarlar. Sosyalist gerçekçi yazarlar, eğitim, aşk, gelenek gibi kültürel ilişkileri konu edindikleri eserlerinde de hep “üst yapı kurumları, alt yapı kurumlarının yani üretim biçimi ve ilişkilerinin sonucudur” ilkesinden hareket ederler. Meselâ aşk, cinsellik, gelenek, görenek, dinî yaşantı gibi olay ve durumları salt tespit edip olduğu gibi vermek yerine, bunları hep o toplumun ekonomik anlamda üretim araçlarının ve üretim ilişkilerinin sonucu olarak vurgularlar.
Toplumcu gerçekçilikte estetik ve sanatsal anlamda kurmacaya olabildiğince az yer verilir. Ağırlıklı olarak hatta tamamen denebilecek ölçüde dış dünyada, toplumda var olan gerçek yaşantılar, gözlem, izlenim ya da bizzat tecrübelere dayalı olarak elde edilen sosyal olaylar; ancak Marksist dünya görüşü, bakış açısı ve toplum analizi terimlerine bağlı kalınarak sergilenir. Gerçek yaşamdan alınan konular, olduğu gibi değil; Marksizme göre yeniden şekillendirilerek, ayıklanıp, seçilip, düzenlenip tanımlanarak sunulur. Bu bakımdan çok da gerçekçi değildir. Bir bakıma onlar, hakikî gerçeklik değil; dönüştürülmüş gerçeklik sunarlar. Bu tür tutumlar da Marksist rejim ikame etmeye dönük kazanımlar sağlamak amacını taşır. İnsanların bireysel sorunları ve dünyaları yerine toplumun ortak sorunları üzerinde durulur. Bireysel sorunlara yer verilse bile bunlar salt bireysel olgular olarak değil; toplumsal sebep ve sonuçlara bağlı olarak sunulur. Yani Sosyalist realist edebiyat, daha çok sosyolojik karakterli bir edebiyattır.
Sosyalist realizm akımı, esas olarak 1917 Rus komünist devrimi ile başlayıp, ağırlıklı olarak İkinci Dünya Savaşından sonra yaygınlık gösteren, Marksist teorideki sınıf ayırımını esas alarak kapitalist burjuva sınıfına karşı proleterya adını verdikleri ezilen, sömürülen sosyo-ekonomik seviyesi düşük halk kesiminin sorunlarını, sefaletini yansıtmaya çalışan edebiyat akımıdır. Bu akım, Rusya ve Fransa’da ortaya çıkıp diğer ülkelere oralardan yayılmıştır. 1934’te Rusya’da toplanan Sovyet Yazarlar Birliğinin Birinci Kurultayında sanatın, edebiyatın Marksist açıdan tanımlaması, ilkeleri, amaçları, çerçevesi belirlenmişti. Buna göre toplumun sosyal ve ekonomik sorunları sergilenecek, eleştirilecek ve bunlara çözüm olarak da Marksizm önerilecekti. Olumsuzluklar sergilenmekle kalınmayacak; ayrıca çözüm ve çareler de gösterilecekti. Balzac, Tolstoy gibi daha önceki eleştirel gerçekçi yazarlar, toplum sorunlarını sadece sergilemişler ama çözüm önermemişlerdi. Sosyalist gerçekçiler, kendilerini eleştirel gerçekçilerin bir sonraki aşaması olarak görerek bir bakıma onların boş bıraktıkları yeri dolduruyorlardı. Sosyalist gerçekçilik, daha önceleri var olan eleştirel gerçekçiliğin Marksist teori doğrultunda ideolojik bir mahiyet almasıdır.
Dolayısıyla Sosyalist gerçekçilerin amacı, kapitalist yapının çürümüşlüğünü eleştirip bunun yerine sosyalist toplum kurmayı kolaylaştıran zemini hazırlamaktır.
Bu akımın ilkelerini açıklayan kişi Jdanov’dur. O, Sosyalist yazarlara katı ilkeler öneriyor, sadece bu ilkeler doğrultusunda ve komünist partisi denetiminde edebiyat yapmalarını emrediyordu. Genelde bütün Komünist ülkelerde buna uyulmaya çalışıldı. Fakat bazılarında bu katı tutum uygulanmadı. Meselâ Küba’da Fidel Kastro yönetimindeki Komünist rejim, devrime karşı çıkmamak kaydıyla her türlü edebiyat yapmaya izin veriyordu.
Sosyalist yazarlar, edebî ürünlerini Marksizmin “tez-antitez” çatışması ilkesine dayanan, “ezen-ezilen”, “burjuva-proleterya”, “sömüren-sömürülen”, “ağa-köylü”, “işçi-patron” gibi hep birbirinin düşmanı olarak telakki ettikleri sosyal sınıfların çatışması ve karşıtlığı üzerine kurarlar. Toplumsal olaylara diyalektik açıdan bakarlar. Ezen ve ezilen sınıfları temsil niteliğine sahip tipler üretirler ve eserlerini bu tiplerin mücadelesi üzerine kurarlar. Sosyalist gerçekçi yazarlar, eğitim, aşk, gelenek gibi kültürel ilişkileri konu edindikleri eserlerinde de hep “üst yapı kurumları, alt yapı kurumlarının yani üretim biçimi ve ilişkilerinin sonucudur” ilkesinden hareket ederler. Meselâ aşk, cinsellik, gelenek, görenek, dinî yaşantı gibi olay ve durumları salt tespit edip olduğu gibi vermek yerine, bunları hep o toplumun ekonomik anlamda üretim araçlarının ve üretim ilişkilerinin sonucu olarak vurgularlar.
Toplumcu gerçekçilikte estetik ve sanatsal anlamda kurmacaya olabildiğince az yer verilir. Ağırlıklı olarak hatta tamamen denebilecek ölçüde dış dünyada, toplumda var olan gerçek yaşantılar, gözlem, izlenim ya da bizzat tecrübelere dayalı olarak elde edilen sosyal olaylar; ancak Marksist dünya görüşü, bakış açısı ve toplum analizi terimlerine bağlı kalınarak sergilenir. Gerçek yaşamdan alınan konular, olduğu gibi değil; Marksizme göre yeniden şekillendirilerek, ayıklanıp, seçilip, düzenlenip tanımlanarak sunulur. Bu bakımdan çok da gerçekçi değildir. Bir bakıma onlar, hakikî gerçeklik değil; dönüştürülmüş gerçeklik sunarlar. Bu tür tutumlar da Marksist rejim ikame etmeye dönük kazanımlar sağlamak amacını taşır. İnsanların bireysel sorunları ve dünyaları yerine toplumun ortak sorunları üzerinde durulur. Bireysel sorunlara yer verilse bile bunlar salt bireysel olgular olarak değil; toplumsal sebep ve sonuçlara bağlı olarak sunulur. Yani Sosyalist realist edebiyat, daha çok sosyolojik karakterli bir edebiyattır.
Sosyalist realizm akımı, esas olarak 1917 Rus komünist devrimi ile başlayıp, ağırlıklı olarak İkinci Dünya Savaşından sonra yaygınlık gösteren, Marksist teorideki sınıf ayırımını esas alarak kapitalist burjuva sınıfına karşı proleterya adını verdikleri ezilen, sömürülen sosyo-ekonomik seviyesi düşük halk kesiminin sorunlarını, sefaletini yansıtmaya çalışan edebiyat akımıdır. Bu akım, Rusya ve Fransa’da ortaya çıkıp diğer ülkelere oralardan yayılmıştır. 1934’te Rusya’da toplanan Sovyet Yazarlar Birliğinin Birinci Kurultayında sanatın, edebiyatın Marksist açıdan tanımlaması, ilkeleri, amaçları, çerçevesi belirlenmişti. Buna göre toplumun sosyal ve ekonomik sorunları sergilenecek, eleştirilecek ve bunlara çözüm olarak da Marksizm önerilecekti. Olumsuzluklar sergilenmekle kalınmayacak; ayrıca çözüm ve çareler de gösterilecekti. Balzac, Tolstoy gibi daha önceki eleştirel gerçekçi yazarlar, toplum sorunlarını sadece sergilemişler ama çözüm önermemişlerdi. Sosyalist gerçekçiler, kendilerini eleştirel gerçekçilerin bir sonraki aşaması olarak görerek bir bakıma onların boş bıraktıkları yeri dolduruyorlardı. Sosyalist gerçekçilik, daha önceleri var olan eleştirel gerçekçiliğin Marksist teori doğrultunda ideolojik bir mahiyet almasıdır.
Dolayısıyla Sosyalist gerçekçilerin amacı, kapitalist yapının çürümüşlüğünü eleştirip bunun yerine sosyalist toplum kurmayı kolaylaştıran zemini hazırlamaktır.
Bu akımın ilkelerini açıklayan kişi Jdanov’dur. O, Sosyalist yazarlara katı ilkeler öneriyor, sadece bu ilkeler doğrultusunda ve komünist partisi denetiminde edebiyat yapmalarını emrediyordu. Genelde bütün Komünist ülkelerde buna uyulmaya çalışıldı. Fakat bazılarında bu katı tutum uygulanmadı. Meselâ Küba’da Fidel Kastro yönetimindeki Komünist rejim, devrime karşı çıkmamak kaydıyla her türlü edebiyat yapmaya izin veriyordu.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
Arkadaşına Gönder!

