21 09 2006

Taşköprü, Kastamonu

Taşköprü, Kastamonu Vikipedi, özgür ansiklopedi Git ve: kullan, ara Kastamonu ilinin bir ilçesidir. Taşköprü ilçesi adını Gökırmak üzerinde Çobanoğulları zamanında yapılmış olan yedi gözlü 68 metre uzunluğundaki Taşköprü'den almıştır. Kastamonu il merkezine 42 km. uzaklıkta bulunan ilçenin eski adı Pompeiopolis'tir. İlçe tarih boyunca çeşitli uygarlıkların yerleşim bölgelerinden birini oluşturmuştur. M.Ö. 64 yılında Romalıların egemenliği altına girmiştir. Paflagonya eyaletinin merkezi olarak "Zimbıllı Tepesi" denilen yerde kurulan tarihi Pompeiopolis kenti, akropol ve devlet büyüklerinin oturduğu yer olarak kullanılmıştır. Romalılar Poplogonya'yi zaptettikten sonra komutan Pepe'nin isminden dolayı TAŞKÖPRÜ'ye (Pompeiopolis) demişlerdir. Eti kaynaklarına göre, Etiler Orta Anadolu'da yasarken Taşköprü ve civarından Gasga (Kaska) adlı bir devlet hüküm sürmüştür. Gagalar yaptıkları savaşların sonunda Eti'lere yenilmişler ve Paplogonya Eti egemenliğine girmiştir(M.Ö. 1330). Bizanslılar Çağı'nda Kastamonu gelişince Pompeiopolis küçülmüştür. 1292-1460 yılları arasında Çobanoğulları'nın yönetiminde kalan ilçe, 1460 yılında Osmanlı yönetimine girmiş ve Kastamonu'ya bağlı kadılık olarak idare edilmiş, 1864 tarihinde de ilçe olmuştur. İlçeye adını veren Taşköprü, M.S. 1366 yılında Yağmur Bey'in oğlu Ali Bey tarafından Kastamonu Emiri Adil Bey'in oğlu Celaleddin Beyazıt (Kötürüm Beyazıt) adına yaptırılmıştır. Taşköprü'ye en fazla önem veren Muzafferettin Gazidir. Türk-İslam Cağı'ndan istilaya uğramamış ve savaş görmemiş olan Taşköprü arkeoloji itibariyle pek zengin ve ehemmiyetli bir yerdir. Höyükleri, tumuluslari, kaya tünelleri, kaya mezarları, kaleleri, Muzafferettin gazi Hamamı, Abdal hasan Koyu Hamamı, Kornapa, Yazıhamit Kızılkese Camileri birer sanat eseri olup ayakta duran vesikalardandır. Taşköprü'nün 5 km kuzey doğusundaki kale bir kısım dağların arasında kalmıştır. Kale 100 metre kadar yükseklikt... Devamı

19 09 2006

Alaysama ve gerçeklik / Arif DAMAR

Alaysama ve gerçeklik ARİF DAMAR Şiir yayımlayan edebiyat dergilerinden: Akatalpa, Andız, Berfin Bahar, Deniz Suyu Kâsesi, Dize, Evrensel Kültür, Hayal, İle, Kitap- lık, Lacivert, Mavi Dergi, Sözcükler, Şiiri Özlüyorum, Tavır, Tay, Ünlem, Yasakmeyve, Yazılıkaya ve Yedi İklim'in Temmuz ve Ağustos 2006 sayılarında yer alan şiirleri okudum, inceledim. Ve Necmi Zekâ 'nın Yasakmeyve dergisinin Temmuz- Ağustos 21. sayısında yayımlanan üç şiirinden (birbirinden güzel) ''O Varsa Olayım Ben de'' adlı olanını Ayın Şiiri olarak değerlendirdim. Necmi Zekâ'nın şiir ya da başka bir konuda kitabı var mı? Bilmiyorum. Yalnız çok iyi İngilizcesi olduğunu biliyorum. Şiirlerini dergilerden izliyorum. Seçtiğim şiirinde dil yönünden uzaktan uzağa Metin Eloğlu 'nu çağrıştıran bir anlatımı olduğunu söyleyebilirim. Yine de Metin'de olmayan başka bir gerçeklik barındırdığı görülüyor. Alaysamayı dozunda kullanıyor, ustalıkla. Kimi yazarlar (ilk aklıma gelen Ataol Behramoğlu ) son yıllarda yazılan şiirleri pek beğenmi- yor. Ben Ataol'un düşüncelerini paylaşamıyorum. Örneğin küçük İskender, Seyhan Erözçelik, Haydar Ergülen güzel şiir örnekleri veren şairlerimizden hemen aklıma gelenler. Hele Haydar Ergülen'in düzyazıları bile şiirsel bir tat bırakıyor okuyanda. Bu yazıları okurken ''Yahu! Bu adam şiirlerini bol keseden böyle harcıyor!'' diye içimden geçiriyorum. Söylediğim gibi, Necmi Zekâ konusunda hiçbir bilgiye sahip değilim. Gazetemiz araştıracak, okurları kendisiyle ilgili bilgilendirecektir. Bana, yazdığı güzel şiirler için onu kutlamak kalıyor. PORTRE NECMİ ZEKÂ Tam adı Necmi Ersin Zekâ olan yazar, Aytaç Antmen imzasını da kullandı. İstanbul Alman Lisesi'nden sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde siyaset bilimi öğrenimi gördü. Yurtdışında yüksek lisans ve doktora çalışmaları yaptı. Yabancı dil öğretmenliği, çevirmenlik, reklamcılık yaptı, üniversitede araştırma görevlisi oldu. Zekâ'nın ilk şiiri &... Devamı

19 09 2006

Sinop'tan Artvin'e kadar 'kıyı' bırakmayan yola

Sinop'tan Artvin'e kadar 'kıyı' bırakmayan yola direnenler 'azınlık'ta kaldılar Karadeniz'in onurunu savunanlar Gelmiş geçmiş en büyük çevre katliamlarından birini yaratan 'Karadeniz Kıyı Yolu' için gecikmiş bir dizi yayımlandı... Anadolu'nun kuzeyini 'kıyısız' bırakmanın 10 yıllık tahribatını, Milliyet'te Şükran Çakmak 'tan okuduk; Bünyamin Aygün 'ün fotoğraflarından 'hüzün' le izledik... (26 Temmuz 2006) Bu çarpıcı dizinin 'gecikmiş' olmasında elbette ki yazarının günahı yok. Eğer 'medyamızı yönetenler' yaklaşan 'cinayet' i durdurmak için ta 1990'larda düzenlenen 'yöresel etkinlikler' e önem verselerdi; bugünkü iç karartıcı görüntüler olabilir miydi? Siyasilerin ''halkın rüyası gerçekleşiyor'' sözleri yerine, duyarlı kesimlerin ''Bu katliamı başlamadan durdurun; başka çözümler de var...'' çağrıları manşetlere çıkabilseydi; emin olun kıyılara göz dikmeyen bir proje üretilebilirdi. Oysa denizin doldurulması için ''yeşil vadilerin bile dinamitlenmesi'' ne karşı çıkanların haykırışları, 'medya' olmayan bazı gazetelerin dışında hemen hiç umursanmadı. O kadar ki başbakanların ve bakanların sadece 'usulsüz ihale' den ötürü değil; ''Karadeniz'i kıyısız; halkını denizsiz; vadilerini yeşilsiz bırakmak'' suçuyla da 'Yüce Divan' a gönderilmeleri gerektiğini belirten Mimarlar Odası'na bile aldırılmadı... Sonuçta Karadeniz için şimdi ancak 'ağıt' yakılabiliyor. Bazı yerleşmelerdeki 'son çırpınışlar' olarak korumaya alınan doğal ve kültürel miras bile ''Yolun devamlılığına engel olunmasın'' denerek gözden çıkartılıyor... BELGELENEN GERÇEKLER Çakmak gözlemleri, Sinop'tan Rize'ye bu cinayete 'dur' demek için mücadele eden 'Karadenizli direnişçiler' i belgelemesi açısından da özel bir değer taşıyor. Örneğin, Fı... Devamı

19 09 2006

Türk Laisizmi Tanımlanmıştır

Türk Laisizmi Tanımlanmıştır Laiklik tanımında bir belirsizlik bulunduğu konusunda daha önce Sayın Meclis Başkanı tarafından dile getirilen ve en son Sayın Yargıtay Başkanı ile altı çizilen düşünceleri de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Tabii her ikisi yönünden bu düşüncelerin bilgi eksikliğinden kaynaklandığını ileri sürmek mümkün değildir. Prof. Dr. Fazıl SAĞLAM Avrupa'da bizim de uymak zorunda olduğumuz, herkesçe benimsenmiş bir laiklik ya da sekülarizm anlayışı yoktur. Zaten bu iki sözcüğün (laiklik: laikos=halka ilişkin, laos=ruhban olmayan ve sekülarizm: dünyevilik) kullanılışı bile, bir farklılığın varlığına işaret ediyor. Bu farklılığın işin doğasından kaynaklandığını söylemek mümkün. Her iki kavram da devlet ve toplum düzeni ile din ilişkisini içeriyor. Bu ilişkideki başkalıklar, kaçınılmaz bir biçimde bu kavrama da yanısıyor. Bu nedenle Fransa'nın laisizmi ile Almanya'nın sekülarizmi aynı olmadığı ve olamayacağı gibi, Türkiye'nin laisizmi ile İngiltere'nin sekülarizmi de aynı olamaz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Türkiye'nin laiklik modelini kendi bütünlüğü ve gelişim süreci içinde haklı bulmuştur. Laikliği bu boyutu ile benimseyip benimsememek bireysel düzeyde düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilir. Ancak laiklik ilkesinin anayasada yeterli bir tanımının bulunmadığını ileri sürmek ya bir bilgisizlik eseridir ya da çoğu kez rastlanan cinsten ideolojik bir yaklaşımdır. Laiklik tanımında bir belirsizlik bulunduğu konusunda daha önce Sayın Meclis Başkanı tarafından dile getirilen ve en son Sayın Yargıtay Başkanı ile altı çizilen düşünceleri de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Tabii her ikisi yönünden bu düşüncelerin bilgi eksikliğinden kaynaklandığını ileri sürmek mümkün değildir. Sayın Meclis Başkanı, anayasada öngörülen laiklik ilkesini kendi partisinin ideolojisi yönünde başkalaştırmayı amaçlayan bir düşünceyi kendi kişisel düşüncesi olarak savunabilir. Ama bir Yargıtay Başkanı'nın -üstelik Yargı... Devamı

19 09 2006

Altın portakallı film vitamini

19/09/2006 Altın portakallı film vitamini    Bu yıl real'in resmi sponsorluğunda düzenlenen, Altın Portakal'ı uluslararası platforma taşıyan 2. Uluslararası Avrasya film Festivali'nin onur konuğu olarak Antalya'ya gelen dünyaca ünlü sinema oyuncusu Faye Dunaway, önceki akşam Hillside Su Otel'de bir basm toplantısı düzenledi. Bu anlamda Antalya'daki film festivali, oyuncu Dunaway'in yanı sıra aktör James Cromwell, yönetmen Irwin Kershner ve Taylor Hackford ile, aktris Dame Helen Mirren'in de katılımıyla ışıl ışıl kırmızı halı rimeline daha da yaklaştığının ipuçlarını verdi. İsmini duyurduğu 1967 yapımı "Bonnie and Clyde" filminin hayatını değiştirdiğini söyleyen Dunaway, yaptığı toplantıda filmin çekimlerinin kendisi için çok özel bir deneyim olduğunu söyledi. Bir soru üzerine Hollywood'ta kadın star olmanın eskisi kadar büyülü olmadığını belirten Dunaway, "Bugün 20 kadar kadın star ismi sayabiliriz. Ama hiçbiri eskisi gibi değil. Örneğin Rita Hayword bir tanrıçaydı. Etrafına ışık saçardı. Şimdiki kadın starları birey olarak kabul ediliyor. Yıldız anlayışı değişti" dedi. DUNAWAY KAMERA ARKASINA GEÇTİKendisini artık kamera arkasının daha çok çektiğini kaydeden Dunaway, 2-3 yıl önce bir kısa film denemesini olduğunu ifade etti. Şu anda bir film yazdığını anlatan ünlü oyuncu, yönetmenliğini de kendisinin yapacağını söyledi. Hollywood'un bir endüstri olduğunu belirten Dunaway, "Ancak bunun da bazı dezavantajları var. Para sahipleri sete gelip bazı taleplerde bulunabiliyor. Bir filmde yönetmeninize güvenmelisiniz. Avrupa Sineması bu yönden daha iyi, daha özgür" dedi. Faye Dunaway, tiyatro kökenli olduğunun hatırlatılması üzerine şunları söyledi: "Tiyatro bir filmde hayatta kalmak için gerekenleri öğretir. Tiyatro sayesinde oyunculuğun mekaniklerini öğrenirsiniz. Tiyatro hayatımda hep kalıcı olacak." Öte yandan, çekimleri geçtiğimiz aylarda tamamlanan ve Türkiye sinemasının kült filmlerinden "Dünyay... Devamı

19 09 2006

Safran'da ödül Ersoy'un

Safran'da ödül Ersoy'un 19/09/2006 (132 kişi okudu) İSTANBUL - Safranbolu'da bu yıl yedincisi düzenlenen Altın Safran Belgesel Film Festivali Şiir Yarışması'nda ipi Mehmet Ersoy göğüsledi. Hüseyin Avni Cinozoğlu, Tahsin Şentürk, Hüseyin Özmen, Gülderen Canyurt ve İsmail Arslan'dan oluşan jüri 27 dosya arasından yaptığı değerlendirmede 'Bu gemi ne zamandır burada?' rumuzlu Ersoy'un 'Faili Meçhul Sevişmeler' adlı dosyasını birincilik ödülüne layık gördü. Yarışmada mansiyon ödülü ise 'Kılıç' rumuzlu Mustafa Ergin Kılıç'ın 'Lalfabe' ve 'Dolunay' rumuzlu Neslihan Su'nun 'Düş Lekesi' isimli dosyalarına gitti. (Kültür Sanat) Cumhuriyet 19.09.2006 Altın Safran Film Festivali başladı **SAFRANBOLU (AA) - Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali, Karabük'ün Safranbolu ilçesinde başladı. Aslanlar Kültür Merkezi'ndeki açılış töreninde bir konuşma yapan AKP Zonguldak Milletvekili Köksal Toptan, ''Buradaki festival, tüm dünyaya uygarlık buluşmasının ve barışının nasıl devam ettiğini anlatıyor. Ülkemizde 10 bin yıllık uygarlığın izleri bulunmaktadır. Bunların en önemlisi de Safranbolu'dadır. Türkiye'nin bu güzel köşesinde, dünya mirasının korunması festivali yapılıyor. Medeniyetlerin barışması ve buluşması için Türkiye olarak uğraşıyoruz'' dedi. Karabük Valisi Cemalettin Sevim, kentte mevcut 2 bin 125 tarihi yapıttan 1125'inin Safranbolu'da yer aldığını belirtirken Safranbolu Belediye Başkanı Nihat Cebeci de, ilçelerindeki tarihi yapıtların korunması için her türlü olanağı sağladıklarını açıkladı. Yılmaz Güney filmleri **Kültür Servisi - Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde Yılmaz Güney'i anma etkinlikleri sürüyor. Bu çerçevede, eylül ayı boyunca Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Vakfı'nın desteğiyle Güney'in filmlerinin bir bölümü gösterilecek. Bugün saat 20.15'te 'Ağıt'(1971), 20 Eylül Çarşamba 20.15'te '... Devamı

19 09 2006

Sesinizi Duyurun : FESTİVAL YERİNE FABRİKA

Sesinizi Duyurun Festivallerin Kastamonu`ya yararı var mı? Yaz gelince tüm ilçelerimiz birer birer festival yapmaya başlıyor. Binlerce YTL havai fişeklere, popüler sanatçılara veriliyor. Peki Festivallerin Kastamonu`ya Kastamonululara ekonomik olarak ne faydası var?Örneğin, bir ilçede 20 yıl festival yapılıyorsa, normal olarak 20.yıl bunun fuara dönüşmesi gerekiyor. Ama bakıyoruz. Kastamonu`nun en popüler festivali sarımsak festivali bile hala festival düzeyinde... Bu şu anlama gelmiyor mu, 20 yılda ilçemize fabrikalar yapamamışız, bunu sanayi haline getirememişiz, sarımsaktan öte bir ürün daha yanına koyamamışız demek değil mi?Festivallerde atılan yüzlerce havai fişekle binlerce YTL`yi de havaya atmış olmuyor muyuz?Belediyelerin birçoğunun borçlu olduğu ülkemizde bunun adı israf olmuyor mu?Haydi festivaller hakkındaki görüşünüzü ortaya koyun, belki gelecek yıllarda belediye başkanlarımıza bir ışık, bir fikir sunmuş oluruz !!!Siz de `SİZİN SESİNİZ` e yazın, görüşünüzü belli edin .(Sizin sesiniz`e yazabilmek için önce üye olmanız gerekmektedir)KASTAMONU POSTASI 9/18/2006 Yorum Eklemek İçin Üye Olmalısınız Haberi Yazdır Yorumlar Burada iki görüşüm var. birincisi evet festivallerin kastamonu`ya faydası var: En azından yılda bir kez bile olsa il dışındaki hemşehrilerimiz bir araya geliyor... Diğer görüşüm: Sosyal faydası dışında hiçbir faydası yok. curnata istanbul ilçemizin, ilimizin tanıtımı oluyor diyen başkanlara bir sözüm var: televizyon programları için bile para verildiğini, bu paranın milletin cebinden çıktığını unutmayın... curnata istanbul Merhaba, konu hakkında yapılan makaleye katılıyorum. Kısa ve öz olarak aşağıya bir kısmını kopyaladım... M.Özgür MERT m.ozgur_mert@mynet.com .......... Sanatçılar ve alt yapılar olmak üzere bu etkinliklerde harcanan bütçe, bir türlü kalkınmada kullanılamıyor. Zira bir gövde gösterisidir gidiyor… Buna bir çok Belediye B... Devamı

19 09 2006

Doğal Hamam Gıcırık suyu

Doğal Hamam Gıcırık suyu Gıcırık suyu doğal hamamları şifa dağıtmaya devam ediyor.  Araç’ta halk tarafından Gıcırık Suyu Hamamları olarak bilinen şifalı suyun insan vücudundaki kaşıntıyı giderdiği vücuttaki kabarcıklar ve kızarıklıklar ile sivilceleri yok ettiği ve bazı cilt hastalıklarını tedavi ettiği kesin olarak bilinmektedir. Bu nedenle Gıcırık Suyu Hamamları bilenlerin, duyanların yılın her gününde buraya gelip bu mağaralarda yıkandıkları ve şifa buldukları görülmektedir. Yüzyıllarca olduğu gibi günümüzde de Gıcırık Suyu Hamamları şifa dağıtmaya devam etmektedir. Bu tür rahatsızlıkları bulunanlar bu hamamlarda şifa bulmaktadır.  Gıcırık Suyu Hamamları Araç İlçe merkezinde, Mesudiye mahallesinin 3 km kuzeyinde Bağlar Çayı deresinin sağ üst kısmında bulunan yerli bir kayada doğal olarak oluşmuş yan yana bitişik iki mağaradan ibarettir. Mağaraların girişi fırın ağzı gibi olup içleri geniştir. Mağaralardan biri erkekler hamamı, diğeri kadınlar hamamı olarak bilinmektedir.Mağaraların içinde tabi olarak oluşmuş birer yıkanma teknesi (küvet) bulunmaktadır. Bu teknelere su mağaranın tavanından damlayarak akmaktadır.  Mağaradaki sular burada aynen Pamukkale’de de  olduğu gibi taraverterler oluşturmuştur. Ancak mağaralar güneş alamadığından taraverterler beyaz değildir. Kaya renginde olup kazındığında altından alçıya benzer bir beyazlık çıkmaktadır.  Gıcırık Suyu Hamamlarına insan eli değmemiştir. Tamamen doğaldır. Tabii oluşmuştur. Bahse konu yer, halk tarafından Gıcırık Suyu olarak anılmaktadır. İnsan oğlunun yıllarca kullandıkları ve şifa buldukları bu hamamlar günümüzde de şifa dağıtmaya devam etmektedir. ARAÇ HABER GAZETESİ 9/18/2006 ... Devamı

19 09 2006

Taşköprü`de Romalılar`ın villaları bulundu

Taşköprü`de Romalılar`ın villaları bulundu Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinde geçtiğimiz ay kazı çalışmalarına başlanan Pompeiopolis Antik Kenti’nde geç Roma dönemine ait “villa” bulundu.Almanya Münih Üniversitesi’nin Taşköprü Belediyesi’yle ortaklaşa yürüttüğü kazının başkanı Doç. Dr. Latife Summerer de, 6 hafta gibi kısa bir süre zarfında beklentilerinin çok üzerinde bir durumla karşılaştıklarını ve geç Roma dönemine ait bir villaya ulaştıklarını belirtti. 6 KİLOMETREKARELİK ALAN Yürüttükleri kazı çalışmasında 2 amaçlarının olduğunu ifade eden Summerer, bunlardan birincisinin Roma mimarisinin ne şekilde yapılandığını ortaya çıkarmak olduğunu ikincisinin ise şehir yapılanmasındaki katmanlaşmayı belirlemek olduğunu dile getirdi. Çok kısa bir sürede geç Roma dönemine ait bir villaya ait mozaiklere ulaştıklarını söyleyen Doç. Dr. Summerer, “Zımbıllı Tepesi’nde 6 km karelik bir alanı kapsayacak şekilde kazı çalışması yapmaktayız. Buradan Roma villasının yanı sıra büyük bir Roma Hamamı, antik bir köprü, antik tiyatro ve mabet gibi kalıntılara da ulaşmayı umut ediyoruz” şeklinde konuştu. ULUSLARARASI KAZI EKİBİ Almanya Münih Üniversitesi, İsviçre Basel ve Zürih Üniversitelerinden arkeologlar tarafından yürütülen bu yıl 6 haftalık bir çalışmayı kapsayan Pompeiopolis kazısı önümüzdeki yıl temmuz ayında başlayıp eylül ayının sonunda bitecek. POMPEİOPOLİS’İN EFES’TEN FARKI En az 10 yıllık bir çalışma sürdüreceklerini belirten Doç. Dr. Summerer, uzman ve arkeologların burayı Efes Antik Kenti’ne benzetmeleri konusunda ise şöyle konuştu; “Pompeiopolis’te, Efes Antik Kenti gibi Romalıların kurmuş olduğu bir kent fakat Pompeiopolis’i Efes’ten farklı kılan en büyük özellik, Efes, Romalıların başka bir kentin üzerine kurduğu bir şehir iken, Pompeiopolis Antik Kenti Romalılar tarafından sıfırdan inşa edilen bir kenttir. Bu konu bizim için Romalıların M.Ö. 1. yüzyılda Kuzey Anadolu’ da uyguladıkları Romalılaştırma politikası ve şehircilik anlayışları yani Romalıların bi... Devamı

19 09 2006

Okullar pazartesi günü açılıyor

Okullar pazartesi günü açılıyor 2006-2007 eğitim-öğretim yılı 18 Eylül Pazartesi günü başlayacak. İlköğretim ve ortaöğretimde okuyan yaklaşık 14 milyon öğrenci ve 595 bin öğretmen ders başı yapacak. Yeni ders yılının başlaması dolayısıyla, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan`ın da katılımıyla Antalya`da Haşim İşcan Kültür Merkezi`nde tören düzenlenecek. Törende, bu yıl yeni hizmete girecek 10 okulun açılışı toplu olarak gerçekleştirilecek. İlköğretim ve lise öğrencilerine, yaklaşık 138 milyon adet ders kitabı ücretsiz dağıtılacak. Öğrencilerin, ders kitapları okulların açıldığı gün sıraların üzerinde hazır bulundurulacak. Milli Eğitim Bakanlığı, 2006 yılı sonuna kadar 18 bin 500 yeni dersliği hizmete açacak. Bu derslikler ile yarım milyondan fazla öğrenciye kapasite yaratılacağı belirtildi. Bu eğitim-öğretim yılında 17 bin yeni öğretmen öğrencilere ders vermeye başlayacak. İlköğretim ve ortaöğretim okullarında 595 bin civarında öğretmen görev yapıyor. 2005-2006 eğitim-öğretim yılı verilerine göre, Türkiye`deki 34 bin 989 ilköğretim okulunda, 5 milyon 468 bin 422`si erkek toplam 10 milyon 408 öğrenci öğrenim görüyor. İlköğretimde 665 bin civarındaki öğrenim taşımalı eğitimden yararlanıyor. 7 bin 435 lisede, toplam 1 milyon 855 bin 741`i erkek toplam 3 milyon 258 bin 254 öğrenci okuyor. İlköğretim okullarının 16 bin 69`unda birleştirilmiş sınıf uygulaması yapılıyor. Birleştirilmiş sınıflarda 561 bin 795 okuyor. Bu öğrencilerden 214 bin 398`i iki sınıf bir arada, 167 bin 53`ü üç sınıf bir arada, 16 bin 35`i dört sınıf bir arada, 164 bin 309`u ise beş sınıf bir arada öğrenim görüyor. Birleştirilmiş sınıf uygulamasının yapıldığı okul sayısı en yüksek illerin başında Şanlıurfa (914 okul) ve Erzurum (805 okul) geliyor. Erzurum`u Samsun, Diyarbakır ve Adıyaman izliyor. Sınıf mevcutları, İstanbul`un yanı sıra, Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerindeki bazı illerde diğer bölgelere göre daha yüksek seyrediyor. Derslik başına ortalama Şanlıurfa`da 63, Gaziantep`te ... Devamı

19 09 2006

İlk değişiklik Kastamonu Fen-Edebiyat Fakültesi`nde

İlk değişiklik Kastamonu Fen-Edebiyat Fakültesi`nde KASTAMONU ÜNİVERSİTESİ LOGOSUİNTERNETTE İLK OLARAK KASTAMONUÜNİVERSİTESİ FEN EDEBİYATFAKULTESİNDE KULLANILDI.DİĞER FAKULTE VE YÜKSEKOKULLAR GAZİ VEANKARA ÜNİVERSİTESİİSMİNİ KULLANMAYA DEVAM EDİYOR.BU KONUDAKİ İLK OLUŞUNDAN DOLAYIKASTAMONU ÜNİVERSİTESİ FENEDEBİYAT FAKULTESİNİ KUTLUYORUZ.FAKULTELEREĞİTİM FAKULTESİhttp://www.ksef.gazi.edu.trFEN-EDEBİYAT FAKULTESİhttp://www.ksfef.gazi.edu.trORMAN FAKULTESİ http://www.kof.gazi.edu.trİNEBOLU SU ÜRÜNLERİ FAKULTESİ AÇILMADIYÜKSEKOKULLARSAĞLIK YÜKSEKOKULU http://www.kssyo.gazi.edu.trBEDEN EĞİTİMİ VE SPOR YÜKSEKOKULUhttp://www.kbeden.gazi.edu.trSİVİL HAVACILIK YÜKSEKOKULU AÇILMADIMESLEK YÜKSEKOKULLARIMESLEK YÜKSEKOKULU http://www.kmyo.ankara.edu.trİHSANGAZİ MESLEK YÜKSEKOKULU AÇILMADIKASUDE web:www.kastamonu.edu.tr.tc KASTAMONU POSTASI 9/17/2006... Devamı

19 09 2006

CHP`nin kuruluşu Abana`da kutlandı

CHP`nin kuruluşu Abana`da kutlandı   CHP 83. Kuruluşu tüm yurtta düzenlenen törenlerle kutlandı. İlçemizde de CHP İlçe Başkanlığınca Atatürk Anıtı Önünde sade bir tören düzenlendi.     Törende saygı durşrunda bulunuldu ve İlçe Başkanı Mücahit Bozkurt, Yılmaz Akın ve  Celalettin Özçubuk tarafından Atatürk Anıtın Parti Çelengi konuldu.       Daha sonra Törene katılanlar Belediye Çay bahçesinde sohbet toplantısı yaparak çeşitli konularda görüş alışverişinde bulundular.  Parti Tarihi  Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk tarafından 9 Eylül 1923’de kuruldu. Kurtuluş Savaşını örgütleyen ve yürüten "Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyetinin" devamıdır. Başlangıçta "Halk Fırkası" adını alan Parti, 1924 yılında "Cumhuriyet Halk Fırkası", 1935 yılında da "Cumhuriyet Halk Partisi" oldu. 1927 yılında "Cumhuriyetçilik", "Halkçılık", "Milliyetçilik", "Laiklik" CHP’nin dört temel ilkesi olarak benimsendi. CHP’nin tarihi Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihiyle özdeştir. CHP kurucusu ve ilk Genel Başkanı Atatürk’ün önderliğinde bağımsızlığını kazandı, Cumhuriyeti kurdu, saltanatı kaldırdı, hilafete son verdi ve Ulusal Birliği sağladı. Hukuk, eğitim ve toplumsal alanda gerçekleştirdiği reformlarla çağdaş Türkiye Cumhuriyeti`ni biçimlendirdi. 1935 yılında daha önceki dört ilkeye "Devletçilik" ve "Devrimcilik" ilkeleri eklenerek ilkeler altıya çıkarıldı. Partinin amblemi olan 6 ok bu ilkeleri simgeler. CHP, ulusal sanayinin ve ekonominin geliştirilmesine öncülük etti. II. Dünya Savaşı sonrasında tek parti konumunun tüm olanaklarına karşın, çok partili rejime geçiş sağlayarak öncü misyonunu sürdürdü. Bu dönemde parlamenter demokratik rejimin kurumsallaşmasına dönük değişimleri gerçekleştirme ve temel hak ve özgürlükleri geliştirme mücadelesi verdi 1960’lı yılların ortalarında CHP sola açılarak kendisini "ortanın solu" olarak tanımladı. 1970’li yıllarda ideolojisini "demokratik sol" kavramıyla tanı... Devamı

19 09 2006

Gaziler, Taşköprü’de de anıldı

Gaziler, Taşköprü’de de anıldı Tüm yurtta olduğu gibi 19 Eylül Gaziler Günü Taşköprü’de de çeşitli törenlerle kutlandı. Cumhuriyet Meydanı’nda Atatürk Heykeli önüne çelenk konularak başlayan törende Taşköprü Kaymakamı Recep Soytürk, Belediye Başkan Vekili Mustafa Günay, İlçe Garnizon Komutanı Personel Üsteğmen Ferhat Bektaş, gaziler ve ilçe idari amirleri hazır bulundu. Saygı duruşu ve istiklal marşı ile devam eden törende günün anlam ve önemine hitaben konuşan İlçe Garnizon Komutanı Bektaş, “Tarihe adını altın harflerle yazdıran kahraman gazilerimizi anıyoruz. Yüce Türk Milleti ve Türk Silahlı Kuvvetleri sizlere olan borcunu hiçbir zaman unutmayacaktır. Sizlerden aldığımız güçle bu vatanı her ne pahasına olursa olsun koruyacağız” şekkinde konuştu. Cumhuriyet Meydanı’nda sona eren törenler İlçe Garnizon Komutanı Per. Üst. Teğmen Ferhat Bektaş’ın Garnizon Komutanlığı bahçesinde protokole ve gazilere verdiği resepsiyonla devam etti. mehmet tuğcukastamonu postası 9/19/2006 Devamı

19 09 2006

Sarımsak doğal viagra

Sarımsak doğal viagra Kansere de iyi geldiği belirtilen sarımsakın tam 70 derde deva olduğunu belirten Dr. Akçiçek, özellikle erkeklerin kötü kokuyor diye sarımsak yemekten kaçtığını ama bu şekilde doğal viegradan mahrum kaldıklarını söyledi. Mitolojide insanları iyi ede ede ölüme meydan okuyan Akslepios`u Zeus, yıldırımıyla yere serince, ünlü hekimin son deminde yazdığı bir reçete oradaki bir otun üstüne düşüvermiş, yağmur yağmış, yazının özü böylece ota karışmış ve her derde deva olan sarımsak meydana gelmiş." Geçmişten günümüze kadar birçok hastalığın tedavisinde ilk sıralarda kullanılmıştır sarımsak. Kimileri nazar boncuğu olarak nitelendirilen kokusu nedeniyle "Kötü Kokulu Gül" olarak adlandırmış, kimileri ise Kastamonu`nun Taşköprü İlçesi`nde olduğu gibi en iyisini üretmenin verdiği şevk ve temel geçim kaynaklarının olması sebebiyle "Beyaz Altın"ımız diyerek taçlandırmıştır sarımsağı. Bizde sarımsak üzerine yaptığı araştırmalarla adından sıkça bahsettiren ve geçtiğimiz aylarda Taşköprü Belediye`nin desteğiyle "Sarımsak Kitabı" adlı eseri yayın hayatına kazandıran Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Eren Akçiçek ile 20. Uluslararası Taşköprü Kültür ve Sarımsak Festivali`nde konuşmacı olarak katıldığı panel sonrası görüştük. EN ESKİ TIBBİ BİTKİ Sarımsak için "Dünyanın en eski tıbbi bitkisi ve gıdası" diyerek sözlerine başlıyor Dr. Akçiçek.  Bütün tıp kitaplarının hepsinde yer alan sarımsağın Hipokrat, İbn-i Sina ve Osmanlı yazmalarında da geçtiğini sözlerine ekliyor.  Geçmişte insanlığı tehdit eden bulaşıcı hastalıklara karşı sarımsağın doğal antibiyotik görevi gördüğünü belirten Akçiçek, "Sarımsak hem bakteri hem çeşitli virüslere hem de mantarlara karşı etkili bir silah. Dünyada artık gıdalara bir ilaç gözüyle bakılıyor. Bu kategoriye giren gıdalara da tıbbi gıda ve fonksiyonel gıda ismi verilmektedir. Bunların başında da sarımsak gelmekte" yorumunu yapıyor. KANSERE DE İYİ GELİYOR Dr. Akçiçek, gü... Devamı

10 09 2006

Karşılaşma / Muzaffer GÜRBOĞA

Karşılaşma Muzaffer GÜRBOĞA Eğitimci-yazar Toplum olarak sorun çözme yeteneğimizin azlığı eğitim sistemiyle bire bir ilintilidir. İnsanımızın sorunu karşılamada donanımsızlığı, deneyimsizliği ve farklı seçenekleri görebilmede ufuksuzluğu buna kaynak oluşturmaktadır. Sorunun özü eğitimde karşılaşmayı temel almayan uygulamalardır. Ne demek karşılaşma temelli eğitim? Öğrenci merkezde olacak, tüm yatırım ona yapılacak, olanaklar öğrenciyi geliştirme amacıyla yaratılacak. Öğrenci deney ve gözlemi temel alarak araç gereçle, teknolojiyle, kaynak kitaplarla daha çok karşılaşmalı. Hata yapma hakkını kullanarak denemeli, sınamalı ki gerçeğe, doğruya ulaşabilsin. Doğanın gizlerini araştırırken heyecan duymalı, şaşırmalı. Ödevler proje olarak hele toplumsal proje olarak verilirse öğrenci kendi özgünlüğünü, yaratıcılığını yapıtına yansıttığında bundan büyük bir doyum sağlar. Bunu ben yaptım, ben becerdim, çorbada tuzum var diyerek özgüvenini tazeler ve arttırır. Not önemini kaybeder. Öğrenme sürecinden alınacak zevki önemsiyorum. Sonuç odaklı, yarışmacı, rekabetçi eğitim sisteminin gençlerimizi nasıl mutsuzluklara sürüklediği ortada. Okullar bittiğinde sudan çıkmış balık gibi hissediyoruz çoğumuz kendimizi. Nedenini sorguladık mı hiç? Yaşamda ne varsa karşılıkları, izdüşümleri olmalı okullarda. Yaşamda karmaşık bir biçimde karşımıza çıkan sorunların basit tanımları, açıklamaları ve çözümleri mutlaka vardır. Önemli olan karmaşa içindeki sadeliği, yalınlığı görebilmektir. Bunun yolu da okullarda görme biçimlerini arttırmaktan geçer.   Cumhuriyet 10.09.2006... Devamı

07 09 2006

REKTÖR KADRİ YAMAÇ KASTAMONU`YA GELDİ

REKTÖR KADRİ YAMAÇ KASTAMONU`YA GELDİ YÖK Genel Kurulu tarafından Kastamonu Üniversitesi Rektörlüğü`ne tedviren atanan Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kadri Yamaç, Kastamonu`ya geldi. Rektörlük binası olarak restore ettirilen eski Defterdarlık binasının içi ve bahçesi temizlenerek görücüye çıkacak hale getirildi. Üniversite yönetiminin oluşturulması içinde çalışmalar yapacağı öğrenilen Prof. Dr. Yamaç, İnebolu`daki Şapka ve Kıyafet İnkılabı törenlerine de katıldı.NASRULLAH 25.08.2006 YAMAÇ: ``GAZİ ÜNİVERSİTESİ KÜLTÜRÜNÜ, KASTAMONU ÜNİVERSİTESİNE AŞILAYACAĞIZ`` Kastamonu Üniversitesi Rektörlüğüne tedviren görevlendirilen Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kadri Yamaç, ``Gazi Üniversitesi kültürünü, Kastamonu Üniversitesine aşılayacağız`` dedi. İnebolu Su Ürünleri Fakültesinin açılış törenine katılmak için Kastamonu`ya gelen Prof. Dr. Yamaç, Kastamonu Üniversitesine rektörlük için tahsis edilen eski defterdarlık binasında incelemede bulundu. Prof. Dr. Yamaç, Kastamonu Üniversitesinin yapısını oluşturmak için gerekli çalışmaları hızla yürüteceklerini söyledi. Çalışmaların ne zaman tamamlanacağını söylemenin zor olduğunu kaydeden Prof. Dr. Yamaç, şöyle konuştu: ``Sıfırdan bir kurum oluşturulacak, üniversite hazırlanacak. Önce sistemin kurulması lazım. Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı kurulacak. Katkı payları için Maliye Bakanlığından numara alınacak. Yani yapılacak çok işimiz var. Gazi Üniversitesi kültürünü, Kastamonu Üniversitesine aşılayacağız.``  -``SİYASETİ, SİYASETÇİLER KONUŞSUN``-  Prof. Dr. Yamaç, tedviren rektör ataması konusunda şunları söyledi: ``Bir rektör siyasal konulara girmez. Eleştirilere bir şey demeyeceğim. Bana verilen bir görev var. Siyaseti siyasetçiler konuşsun. Ben bu üniversitenin hızla çalışır hale getirilmesi peşindeyim. Hükümet şunu söyledi, muhalefet şunu söyledi ben onun dışındayım. Diyelim ki yasal düzenleme yapıldı, bize verilen görev değiştirildi. Bunun tasarrufu ülkeyi yönetmekle görevl... Devamı

07 09 2006

Yağmur bile engelleyemedi

Yağmur bile engelleyemedi KAS-TOB onderliginde geleneksel olarak düzenlenen ve her yıl daha da fazla ragbet gören KAS-TOB (KARADENİZ SİVİL TOPLUM ORGUTU BİRLİGİ) Kadıköy Meydanı  Etkinliklerinde tüm Karadeniz illeri dernekler ve sivil toplum örgütleri standlarını kurarak temsil etti.  Kastamonu’yu ise Tüm Kastamonulular Derneği temsil ediyor. Önceki akşam Kastamonu’ya ayrılan konser  bölümünde  hava muhalefetine rağmen konser düzenlendi. Konsere rağbet eden Kastamonulular Kadıköy Meydanı’nı doldurdu. Gecenin sunuculuğunu hemşehrimiz ünlü dj Ercan Işık yaptı. Sanatçılarımızdan Sezgin Çınar hemşehrilerine güzel bir gece yaşattı. Diğer sanatçı ise Cesur Can dı. Güzel sesiyle yöresel şarkılarıyla misafirleri coşturdu. Davul ve zurna ekibimizin şovu gece boyunca sürdü.  araç haber 02.09.2006 Taşköprü`de `Anadolu Ateşi` coşkusu Taşköprü Belediyesi’nin bu yıl 20. sini gerçekleştirdiği ve açılışını Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu ile Tarım Bakanı Eker’in birlikte yaptığı Uluslararası Kültür ve Sarımsak Festivali önceki gün Anadolu Ateşi Dans Grubu’nun yaptığı gösterinin ardından sona erdi. Gösteriyi çevre il ve ilçelerden gelen yaklaşık 40 bin kişi izledi.Kastamonu Valisi Mustafa Kara da eşiyle birlikte geldiği Taşköprü’de gösteriyi beğeniyle izledi.  ANADOLU ATEŞİ’Nİ 50 BİN KİŞİ İZLEDİSarımsak Festivali’nin finalini kurulduğu 2001 yılından bu yana, dünya sahnelerinde 39 ülkede 945 gösteri gerçekleştirerek Türk kültürünü bütün dünyaya tanıtmaya devam eden fakat bölgemizde ilk kez sahne alan Anadolu Ateşi Dans Topluluğu’nun yaklaşık 40 bin izleyici karşısında yaptığı gösteriyle son buldu. 80 kişilik tam kadroyla gösteriye katılan dans topluluğuna Taşköprü Belediye Başkanı Hasan Altan’da sarımsak ve plaket verdi. Gösterinin ardından ise yaklaşık 30 dk süren havai fişek gösterisiyle 20. Uluslar arası Taşköprü Kültür ve Sarımsak Festivali son buldu.  Başkan Altan’da bir fest... Devamı

07 09 2006

Taşköprü`de `Anadolu Ateşi` coşkusu

Taşköprü`de `Anadolu Ateşi` coşkusu Taşköprü Belediyesi’nin bu yıl 20. sini gerçekleştirdiği ve açılışını Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu ile Tarım Bakanı Eker’in birlikte yaptığı Uluslararası Kültür ve Sarımsak Festivali önceki gün Anadolu Ateşi Dans Grubu’nun yaptığı gösterinin ardından sona erdi. Gösteriyi çevre il ve ilçelerden gelen yaklaşık 40 bin kişi izledi.Kastamonu Valisi Mustafa Kara da eşiyle birlikte geldiği Taşköprü’de gösteriyi beğeniyle izledi.  ANADOLU ATEŞİ’Nİ 50 BİN KİŞİ İZLEDİSarımsak Festivali’nin finalini kurulduğu 2001 yılından bu yana, dünya sahnelerinde 39 ülkede 945 gösteri gerçekleştirerek Türk kültürünü bütün dünyaya tanıtmaya devam eden fakat bölgemizde ilk kez sahne alan Anadolu Ateşi Dans Topluluğu’nun yaklaşık 40 bin izleyici karşısında yaptığı gösteriyle son buldu. 80 kişilik tam kadroyla gösteriye katılan dans topluluğuna Taşköprü Belediye Başkanı Hasan Altan’da sarımsak ve plaket verdi. Gösterinin ardından ise yaklaşık 30 dk süren havai fişek gösterisiyle 20. Uluslar arası Taşköprü Kültür ve Sarımsak Festivali son buldu.  Başkan Altan’da bir festivali daha alınlarının akıyla bitirmenin mutluğunu yaşadıklarını ve tüm vatandaşların şimdiden önümüzdeki yıl düzenleyecekleri 21. festivale beklediklerini ifade etti.KASTAMONU POSTASI 05.09.2006... Devamı

07 09 2006

Özel Uğurlu’dan Diabet Taraması

Özel Uğurlu’dan Diabet Taraması 20`inci Uluslar arası Taşköprü Kültür ve Sarımsak Festivali`nde Taşköprü Belediye Başkanlığı, Türk Diabet Cemiyeti ve Özel Uğurlu Hastanesi iş birliğinde çok sayıda vatandaş Diabet Taraması`ndan geçirildi. Daha önce `Atatürk`ün Daday`ı Ziyaret Edişinin 81`inci Yıldönümü Kutlamaları` çerçevesinde Daday`da yapılan Diyabet taramasın¬da olduğu gibi Taşköprü`de de vatandaşların büyük ilgisiyle karşılaşan taramayı gerçekleştiren sağlık ekibi yoğun talep nedeniyle Diabet Taraması`nı bir gün daha uzattı. Taşköprülüler böyle neşeli bu¬günde, yoğun katılımın olduğu bir zamanda bu hizmetin verilmesinden duydukları memnuniyeti dile getirdiler ve Özel Uğurlu Hastanesi ile Türk Diabet Cemiyeti başta olmak süzere Taşköprü Belediyesine teşekkür ettiler.NASRULLAH 04.09.2006 Devamı

07 09 2006

Akar:`sütte Kaliteyi yakaladık`

Akar:`sütte Kaliteyi yakaladık` Köy Kalkınma Kooperatifi Birlik Başkanı Erol Akar, birlik olarak sütteki kaliteyi yakaladıklarını, süt fiyatlarının da önümüzdeki günlerde yükselmesini beklediklerini söyledi.Kış mevsiminde düşen süt üretiminin yükseltilmesi için başlatılan çalışmaların devam ettiğini, hayvanların doğum periyotlarının kısa bir sürede değiştirilemeyeceğini belirten Akar, "Biz belirlediğimiz üç pilot bölgede bu yöndeki çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Aldığımız sonuçlar olumlu. En azından sorunların nereden kaynaklandığı, sütteki bakteri yüksekliği ve yağ oranındaki düşüklüğün neden kaynaklandığı tespit ediliyor" dedi.Sorunların çözümü ve yolunda araştırmaların da yapıldığını belirten Erol Akar, süt üreticilerinin eğitilmesi için broşür hazırlandığını, ancak sütteki kış üretiminin bir iki yıl içersindeki çalışmalarla değil uzun vadeli çalışmalar sonunda istenilen noktaya gelebileceğini kaydetti. Üretim sorunun yılların ihmalinden kaynaklandığının da altını çizen Akar, sözlerini şöyle sürdürdü:bu konuda ciddi bir çalışma başlatılması bile önemli bir kazanım. Köylünün belirli alışkanlıklarını bir anda kaldırmak mümkün olmuyor. Zamana ihtiyacımız var ve bu zamanı en iyi şekilde kullanmalıyız. Eylül ayının sonuna doğru yurt genelinde süt alım ihaleleri olur. O dönemde fiyatlar da belirlenir. Birlik olarak bu ihalelere girmek için de çalışma başlattık. Birlik olarak biz sütteki kaliteyi yakaladık. Bu konuda iddialı konuşuyorum. Süt talebi de her geçen gün artıyor. Biz, Boyabat, Karabük, Çankırı ve Ankara gibi illere de süt vermeye devam ediyoruz."Birlik olarak önümüzdeki günlerde yapacakları çalışmalar hakkında da bilgi veren KKKB Başkanı Erol Akar, Alman süt uzmanının büyük bir firmayla sözleşme imzalama yolunda proje hazırladığını, sütün fiyatının bakteri oranına göre belirlenmesinin söz konusu olduğunu, kendilerinin de uzmanın bu projesine sıcak baktıklarını söyledi.Geçmişte yağ ve bakteri oranı yüksek olan sütlerin satıldığını, alıcının da b... Devamı

07 09 2006

2006/2007 Üniversite Harçları

Üniversite harçları belli oldu Yükseköğretim kurumlarında öğretim gören öğrencilerin 2006-2007 öğretim yılında ödemesi gereken katkı payları belirlendi. Buna göre, yükseköğretim kurumlarında öğretim gören öğrencilerden 58 YTL ile 483 YTL arasında katkı payı alınacak.   2006-2007 ÖĞRETİM YILINDA YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARINDA ÖĞRETİM GÖREN ÖĞRENCİLERDEN 58 YTL İLE 483 YTL ARASINDA KATKI PAYI ALINACAKÖĞRENCİ KATKI PAYLARI TIP FAKÜLTESİNDE 483, DEVLET KONSERVATUARINDA 481, MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİNDE 317, HUKUK FAKÜLTESİNDE 256, FEN VE İLETİŞİM FAKÜLTELERİNDE 232 YTL OLARAK BELİRLENDİÖğrenci katkı payları tıp fakültesinde 483, devlet konservatuarında 481, mühendislik fakültesinde 317, hukuk fakültesinde 256, fen ve iletişim fakültelerinde 232 YTL olarak belirlendi.En düşük katkı payını ise 58 YTL ile açıköğretim fakültesi öğrencileri ödeyecek.``2006-2007 Öğretim Yılında Yükseköğretim Kurumlarında Cari Hizmet Maliyetlerine Öğrenci Katkısı Olarak Alınacak Katkı Payları ile İkinci Öğretim Ücretlerinin Tespitine Dair Esaslar``a ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı, Resmi Gazete`nin bugünkü sayısında yayımlandı.Karara göre, öğrenci katkı payları 58 YTL ile 483 YTL arasında değişiyor. Öğrenci katkı payını süresi içinde ödemeyen öğrencilerin kayıtları yapılamayacak ve yenilenmeyecek.Öğrenci tarafından ödenecek katkı payının bir kısmı veya tamamı normal öğretim süresi kadar süre ile Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu`nca kredi olarak verilebilecek.Öğrenci katkı payı iki eşit taksitte ödenecek. İlk taksit eğitim öğretim yılı başında kayıt olma ve yenileme sırasında, ikinci taksit ise ikinci sömestr başında kayıt yenilenirken, sömestr sistemi uygulanmayan eğitim programlarında da Şubat ayında kayıt yenileme sırasında ödenecek.Yabancı dille eğitim yapan yükseköğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerden (yabancı dilde eğitim yapan eğitim fakülteleri hariç) öğrenci katkı payı iki katı olarak alınacak.Yabancı uyruklu öğrencilerden, öğrenci katk... Devamı

07 09 2006

Villanın yakışmadığı yer

PAZARIN PENCERESİNDEN Güneş tutulması SELÇUK EREZ 11 Ağustos Çarşamba günü yirminci yüzyılın son Güneş tutulmasını Beyazıt'ta üniversitenin bahçesindeki rasathaneden izledik: Ay, Güneş'in tam ortasına gelip oturunca, ortalık zifir gibi kararmadı; sadece azıcık loşlaştı. Sonra bir rüzgâr esti ve yaz güneşinin kavuruculuğundan beş-on dakika uzak kalmak bile hoşumuza gitti. Güneş'e koskoca teleskobun bir kenarına iliştirilmiş çok mercekli ve süzgeçli bir teleskoptan baktık. Doğrudan doğruya baksak ne olurdu? Astronomiden bir hanım bu teleskobun ucuna bir kâğıt tutarak cevapladı: kâğıt bir dakikaya varmadan tutuştu. Ay, Güneş'in tam üzerindeyken astronomi uzmanı bir dostumuz, bir eliyle Güneş'i kapatınca, Güneş'le ayı perdelediği elin sol-altında Venüs yıldızını çıplak gözle rahat gördüğünü söyledi ama ne ben ne de başkası bnu yapınca bir şey göremedik. Az sonra Histoloji hocası Prof. Güngör Şatıroğlu da geldi, sonra Duygu Alemdaroğlu da.. Elalem kollarını kaldırıp tek gözünü kısıp gökte Venüs ararken fotoğraf makinem olmadığına çok hayıflandım. Ay, Güneş'i tam ortaladığında Güneş, Ay'ın çevresinde ipince bir çizgi halinde görüldüğü halde ortalığın yeterince aydınlık olduğuna bakarak Güneş'in gücünü daha iyi kavradık. O anki aydınlığın üniversitenin bahçesinde çok romantik ve hoş ışıklanmalara, renklere, harelenmelere yol açtığını gördük.. Beyazıt Kulesi'nin beyazı bile bir başka göründü.. Bu ara cep telefonundan arayan Şevki Gökerman'la konuştum. Şevki Gökerman, görevli olduğu Kemere yakın fabrika binasının horozlarının karartı açılınca öttüklerini, buna karşılık kurbağaların sustuklarını söyledi.. "Beyim bu nedendir?" diye soran güvenlik görevlisine ayaküstünde mitolojik bir öykü uydurarak cevap vermiş: - Efendim tüm yaratıklar başlangıçta eşit yeteneklerle yaratılmışlar; hepsinin iyi kötü bir dili varmış, bu dille kendilerine benzeyen yaratıklarla anlaşırlarmış.. Ancak yüzyıllar geçince bazı hayvanlar geliştik... Devamı

07 09 2006

Kastamonu konakları Dergi 13.06.2004

Dergi 13.06.2004 Kastamonu konakları Kastamonu, 30 konağın restore edilmesiyle birlikte bir kültür şantiyesine dönüştü. Hayri Arslan Kastamonu bundan üç yıl kadar önce Tarihi Kentler Birliği Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı. Bu, kentin sahip olduğu tarihi mirası biraz geç kalsa da ortaya çıkarmayı başardığını gösteriyordu. Şimdi ise hemen hemen sokakta (aralara sıkışsa da) bu mirasın örnekleri göze çarpıyor. Kastamonu adeta bir kültür şantiyesine dönüşmüş. Bugüne kadar restore edilen konakların sayısı ise 30. İşte onlardan bazıları: Kente hâkim bir tepeden bakan ve "Kırk Odalı" olarak bilinen eski konak, yeniden restore edilip kültür merkezi haline getirilmiş. Konakta yer alan El Sanatları Merkezi'nde ahşap oymacılığının örnekleri hemen göze çarpıyor. Kent Tarihi Müzesi olarak kullanılan konakta ise Kastamonu kültürünü çok iyi yansıtan birçok kitap, belge, eşya ve resim görmek olası. Otel olarak işletilen H. Tahir Efendi Konağı'nın ünlü konukları saymakla bitmez. Bütün bu konakların arasında da Nasrullah Camii duruyor. Geçen yıl Kastamonu'yu 500 binin üzerinde yerli ve yabancı turist gezmiş. Bu arada bu tarihi konakları gün ışığına çıkaran eski Vali Enes Yeter'i de unutmamalı... Kastamonu'da geleneksel Osmanlı mimarisinin bu örneklerinin restorasyonu hâlâ sürüyor. Geçen ay açılan Toprakçılar Konağı turizme hizmet verirken "Elezler Konağı" da El Dokumacılığı Müzesi olarak hizmete girdi. Kastamonu'nun yeni yüzüne eklenen en önemli çalışmalardan biri, eskiden kömür deposu olarak kullanılan tahıl ambarlarının özgün yapılarla bezenerek Mimar Vedat Tek Anı Sanat ve Restorasyon Merkezi'ne dönüştürülmesi. Bu aynı zamanda kentlerine emek veren büyük mimara bir saygı göstergesi. l Dergi 16.03.2003 Şarkıların dağı Ilgaz'da HAYRİ ARSLAN Ilgaz ülkemizde şiirlere şarkılara konu olan dağlardan biri. Kış aylarında beyaz gelinliğini giyerken yaz aylarında Karadeniz'e özgü o yeşilden daha yeşil b... Devamı

07 09 2006

Türkiye'nin Zenginlikleri: Dünyanın en aromalı sarımsakı, (T

Strateji 11.07.2005 Dr. Nejat Tarakçı Ege Üniversitesi UAİ Böl. Öğr. Görevlisi Dünyamızda ülkeler ve toplumlar arasında kesintisiz devam eden büyük mücadelenin esas nedeni nedir? Devletler de, insanlar gibi yaşamak ve hayatlarını idame etmek için sürekli mücadele içinde bulunan canlı organizmalar gibidir. Bu nedenle; 4 15-17. yüzyılda altın, baharat, buğday, 4 18-19. yüzyılda kömür, demir ve diğer stratejik ham maddeler, 4 20-21. yüzyılda petrol ve doğal gaz bu mücadelenin temel alanlarını oluşturmuştur ve oluşturmaya devam etmektedir. Türkiye'nin konumu İçinde bulunduğumuz çağda, petrol ve doğal gaza alternatif bir enerji kaynağı bulunduğu taktirde, halen bütün şiddeti ile devam eden bu mücadele, geçmişte olduğu gibi şüphesiz sona erecek ancak, ulusların yaşamları için çok daha önemli olan başka alanlara kayacaktır. Bu süreç, Soğuk Savaş 'tan sonra açıkça başlamıştır. Nedir bu alanlar? Endüstri devrimi sonunda zenginleşerek refah ve hayat standartları yükselen uluslar, kendi ülkelerinde olmayan dünya nimetlerinden en geniş şekilde yararlanma peşine düşmüşlerdir. Bu alanlar; İklim Çeşitliği, Zengin Flora ve Fauna, Doğal ve Kaliteli Su, Güvenilir Hayvancılık ve Tarım, Temiz Denizler ve Çevre, Verimli Topraklardır. Türkiye, bu alanların hemen hemen tamamında dünyada eşsiz bir konumda bulunmaktadır. Türkiye'nin sadece güneşi, başlı başına Avrupa'nın doğal ısı ve ışığa susamış insanlarını ülkemize çekmeye yeterli olabilmektedir. Türkiye ayrıca, petrol ve doğal gaza alternatif yeni enerji kaynaklarına sahip olma olasılığı da son derece yüksek bir ülkedir. Bu nedenle ülkemiz, Soğuk Savaş sonrasında, uluslararası güçlerin politik, diplomatik, ekonomik ve askeri mücadele alanı haline gelmiştir. Bu mücadele, bir anlamda, küreselleşen liberal dünya ekonomisinde yeni bir sömürgecilik mücadelesi olarak nitelendirilebilir. Ülkemizdeki uygulamalarda, açık ve gizli her türlü yöntem kullanılmıştır ve kullanılmaya devam edilme... Devamı

07 09 2006

Metin CELAL Toksöz B. Karasu'nun 'Yahudi Efendi'sini

Metin CELAL OkuduğumKitaplar Yahudi Efendi Adam Zakir, Vahideddin'in herkesçe bilinen oğlu Ertuğrul'dan önce doğmuş oğludur. Yahudi asıllı bir anneden doğmuş olduğu için veliaht olma şansı da yoktur, hatta kayıtlara bile geçmemiştir. Saraydan uzakta, bir köşkte büyütülür. Dört yaşında konuşur, ilk anlaşılabilir sözcükleri tam bir cümledir, "Tanrı nerede?" Sanıyorum romanın anahtar cümlesi budur. Tanrıyı arayış, roman kahramanının en önemli sorunu olacaktır. Tanrıyı arayış aynı zamanda tek tanrılı dinlerin anlaşılmaya çalışılması, sorgulanması da demektir. Adam, tam da bu sorgulamalara uygun bir evde doğmuştur. "Annem bir Sefarad Yahudi'siydi ve Ladino dilini konuşurdu; babam bir Türk'tü ve Sünni Müslüman'dı; mürebbiyem bir Fransız Katoliği'ydi; tarih öğretmenim Şii'ydi ve Arapça konuşurdu; hahamım İbranice konuşurdu; müzik öğretmenim Ermeni'ydi; İslam'ın farklı bir yorumuna inanan bir de haremağam vardı. Hepsi bir çeşit Türkçe konuşurlardı" diye anlatır durumunu. Roman 1905'de bu çok renkli, bir anlamda Osmanlı İmparatorluğu'nun mevcut yapısını temsil eden evde başlar. Adam, annesinin kendisini gizlice bir Yahudi olarak yetiştirmesine rağmen öğretmenlerinin dini olan Hıristiyanlığa inanır. Ama orada kalmaz din/tanrı arayışları roman boyunca gelişir. Hıristiyanlıktan sonra, Ateist, Yahudi ve Müslüman olur. Roman boyunca gelişecek bir başka duygu da öldürülme korkusu ve ona bağlı olarak ölme isteğidir. Önce intiharı dener, beceremeyeceğini anlayınca, bir an önce kendi eceliyle ölmeyi diler. Romanın orijinal adının "Tanrı'ya ve Deliliğe Dair" olduğunu öğrenince ana temanın böyle gelişmesi de daha anlaşılır oluyor. Romanın adı içeriğini belirliyor. Toksöz B. Karasu, ünlü bir psikiyatristmiş. Amerika'da yaşıyor. Anlaşılan İngilizce'ye Türkçe'den daha çok hâkim ki eserlerini İngilizce yazıyor. Bilimsel eserlerini olduğu gibi bu kitabı da Türkçe'ye Handan Balkara çevirmiş. Yazar, romanın Türkçe ... Devamı

07 09 2006

Orada bir öykücü bu uzak yakında: Buyrukçu / M. SadıkASLANKARA

M. SadıkASLANKARA KitaplarAdası Orada bir öykücü bu uzak yakında: Buyrukçu Beşiktaş'ta Abbasağa Parkı'ndayım, yokuş başında, birden telefon, Necati Güngör'den: "Buyrukçu'yu yitirdik." Aşağı yuvarlanırcasına geriye sarıldı anılar bobini. Aylar öncesinde yukarıdaki başlık altında Muzaffer Buyrukçu'nun tüm öyküleri üzerinde kuşbakışı gezinen bir çalışma yapmayı kesinlemiştim çünkü. Rahatsızlığını ilk okuduğumda... Bazen nasıl da kızıyorum kendime, madem karar aldın, bir an önce uygulasana! İşte öldü Buyrukçu, yok artık! Oysa onun görmesini ne çok isterdim bu yazıyı... Nitekim Buyrukçu'nun "kendi seçtikleriyle oluşan" Ay Kokuyor (Dünya, 2004) başlıklı "Seçme Öyküler"de yer alan "Muzaffer Buyrukçu Hakkında Yazılanlar" kaynakçasına bir göz atıldığında, bu seçkin öykücünün verimleri üzerine yapılmış çalışmaların ­üstelik bunu da kendisi hazırlamışsa- ne kadar cılız kaldığı görülebiliyor. Yazarın da sağlığında bu yetersizliği gördüğü kesinlenebilir. Eğer böyleyse, çok daha acıtıcı bir durumla karşı karşıyayız demektir. Buyrukçu'nun andığım seçme öykülerdeki kendi öykücülüğü üzerine sorunsal bağlamında açılım getiren "Öykücülüğümle İlgili Düşünceler" başlıklı kısa yazısı da düşünülecek olursa, aslında yaşanılan boyutun ne ölçüde trajedik olduğu çok daha yalın görülecektir sanırım.Bugüne dek Buyrukçu'nun bir tek öykü kitabı üzerinde durabildim: Yalnızlığın Arkasındaki Gülümseme (Adam, 2001). Adam Sanat'ta yer alan bu yazı onun tüm öykülerini kuşatmaktan uzaktı elbette. Oysa Buyrukçu, öykülerini değil yalnız, romanlarını da, günlüklerini de aynı iştahla okuduğum bir yazar oldu benim için. Ama sonuçta yetiştirememiş oldum yazıyı. Bu yazının da Muzaffer Buyrukçu öykücülüğü üzerine yapabileceğim değerlendirmenin bir girişi gibi alınmasını isterim doğrusu. ÖYKÜCÜLÜĞÜMÜZDE DİP SUYU Ay Kokuyor'da Feridun Andaç'la Ömer Lekesiz'in kısa, ama değerli iki yazısı yer alıyor Buyrukçu öykücülüğü üzerine geliştiriml... Devamı

07 09 2006

Benzeri olmayan bir 'Türk Edebiyatı Tarihi' Mustafa Şeri

Benzeri olmayan bir 'Türk Edebiyatı Tarihi' Başlangıcından günümüze doğru Türk edebiyatına nasıl bakmalı? Ne kadar donanımlı olursa olsun, tek bir insanın emeği böyle kapsamlı bir çalışmayı gerçekleştirmeye yeter mi? Döneminin ünlü yazarlarından İsmail Habib Sevük ''Türk Teceddüt Edebiyatı Tarihi''nde edebiyat yapmaya özenen, içi boş süslü sözlerle nice ozanları överken, şiiriyle ilgili özgün özellikleri belirtme gereğini duymayan bir edebiyat insanıydı. Edebiyat Tarihi'nin liselerde okutulması uygun bulunmayınca, Talim-Terbiye'den gürleyerek girmiş; - Kimmiş benim o kitabımı beğenmeyen? diye suçlu aramaya çıkmıştı. İsmail Habib Sevük'ü Talim-Terbiye üyesi Hikmet İlaydın'ın odasına almışlardı. Hikmet Hoca, önü ilikli, ağzının içinden konuşur gibi bir alçak gönüllülükle; - Sizin eserinizi beğenmemek kimin haddine üstadım! Ben bir iki noktaya değinmiştim. Gerek görürseniz onlar üzerinde biraz durmak isteyebilirsiniz, diye düşünmüştüm, der.İsmail Habib Sevük'ün önüne koca bir dosya konur. Dosyayı kurcaladıkça, dev gibi duran "üstat" küçülür, silinir, nokta gibi kalır. - Ben sizi bir şeye benzetememiştim, özür dilerim, diyerek Hikmet İlaydın'ın odasından çıkar. ''Resimli Türk Edebiyatı Tarihi''ni yazar Nihat Sami Banarlı edebiyat tarihine sağcı görüşle, tek yanlı bakarken hem eksik, hem yüzeysel kaldı. Nurullah Ataç, Mehmet Kaplan ile Nihat Sami Banarlı'yı harmanlayarak Sami Nihat Kaplanlı diye düşsel bir kişi uydurur, Nihat Sami ile Mehmet Kaplan'ı görmezden gelirdi. Agâh Sırrı Levend'in ''Türk Edebiyatına Giriş'' kitabındaki geniş kaynakça böyle bir çalışmanın üstesinden tek bir kişinin gelemeyeceğini düşündürür. Kaldı ki eski edebiyata yakınlığı olan Agâh Sırrı Levend çağdaş edebiyatı iyi bilmezdi. ÇAĞDAŞ EDEBİYATA BAKARKEN Edebiyatımızın dar bir alanında derinleşen, ayrıntıları görmesini bilen bir yazar, genel akışın ayrımına varmayabilir. Antoloji dü... Devamı

07 09 2006

Özkök tarihi binayı açtı

Cumhuriyet 06.08.2006 Özkök tarihi binayı açtı Kastamonu İnebolu'da bulunan, Atatürk'ün 27 Ağustos 1925'te Şapka ve Kıyafet Devrimi'ni gerçekleştirdiği tarihi Türk Ocağı binası, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök tarafından hizmete açıldı. Özkök'ün açılışını yaptığı bina, TSK tarafından 270 bin YTL'ye restore ettirildi. Orgeneral, açılış için beraberinde Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu ve Donanma Komutanı Oramiral Muzaffer Metin Ataç'la birlikte İnebolu'ya firkateyn ile geldi. Binanın bahçesinde yaptırılan Atatürk Anıtı'nın açılışını da yapan Özkök, binanın bahçesine çam ağacı dikerek ilçede görevli askeri personele, ağacın devamlı sulanarak bakımının yapılması yönünde talimat verdi. (AA) Festivallerle tanıtım atağı **Ekonomi Servisi - Son yıllarda illerin festival ve kültürel etkinliklerle adlarını duyurma çabası yoğunlaştı. Yeşili, panoramik dağları, ovaları ve kültürel zenginlikleriyle Türkiye'nin gizli cennetleri arasında yer aldığı iddiasını taşıyan Kastamonu'nun Çatalzeytin ilçesi, 21-25 Temmuz tarihleri arasında 30. Çatalzeytin Ginolu Gümüş Balık Festivali'ni düzenledi. Yabancıların da ilgi gösterdiği festivalin ilçeyi tanıtım hedefine ulaştığını belirten Çatalzeytin Güzelleştirme Derneği Başkanı Mustafa Akçay, yerli ve yabancı turistler tarafından tercih edilen önemli beldelerden biri olmayı planladıklarını söyledi. Cumhuriyet 09.08.2006 Devamı

07 09 2006

Anadolu'nun aydınlanma ışığı Cumhuriyet 17.04.2006

Cumhuriyet 17.04.2006 Cumhuriyet devriminin feodaliteye karşı son taarruzu olan ve eğitim eşitliği sağlayan Köy Enstitüleri'nin 66. yılı Anadolu'nun aydınlanma ışığı 1940'ta yaşama geçirilen Köy Enstitüleri'yle köylerde okuma-yazma öğretebilmenin yanında, modern tarım teknikleri, marangozluk, sağlık, müzik, spor gibi birçok alanda yol gösterecek ve bu alanlarda bilgi birikimi sahibi öğretmenlerin görevlendirilmesi hedeflendi. Her öğrencinin yılda 25 kitabı okuma zorunluluğunun olduğu enstitülerde isteğe bağlı olarak öğrencilere donanımlı müzik öğretmenleri tarafından keman, mandolin, akordeon, bağlama ve saz dersleri de verilirdi. Ülkenin en ücra köşeleri olan köylerde ''yerel önder aydınlar'' yetiştirilmesi amaçlanan Köy Enstitüleri'' 14 yıllık aydınlanma savaşının ardından bilinçli bir politika izlenerek 1954 yılında kapatıldı. TARKAN TEMUR 1940'ta yaşama geçirilen ''Cumhuriyet devriminin feodaliteye karşı son taarruzu olan Köy Enstitüleri'' 14 yıllık aydınlanma savaşının ardından bilinçli bir politika izlenerek 1954 yılında kapatıldı. Köy Enstitülerinden, aydınlanma meşalesini taşıyarak ulusun geleceğine damgasını vuran Fakir Baykurt , Mehmet Başaran , Dursun Akçam , Mahmut Makal , Talip Apaydın , Adnan Binyazar gibi örneklerin bulunduğu ''köylü aydınlar kuşağı'' yetişti. Yaşamını eğitime adamış, eğitimci Hasan Âli Yücel , milli eğitimde devrim niteliğinde projeler gerçekleştirdi. Milli Eğitim Şûrası'nda Köy Enstitüleri projesini tartışmaya açan Yücel, yasa taslağı hazırlatarak ülkeyi, tarım koşullarına göre her bölge 3-4 ili kapsayacak şekilde 21 bölgeye ayırdı. Bu ayrımda, ulaşım nedeniyle tren istasyonlarına yakınlık, ancak şehirlere uzak köyler tercih edildi. EN ÜCRA YERLERE EĞİTİM Projede, köylerde okuma-yazma öğretebilmenin yanında, modern tarım teknikleri, marangozluk, sağlık, müzik, spor gibi birçok alanda yol gösterecek ve bu alanlarda bilgi birik... Devamı

07 09 2006

Yıldırım'dan İsrail'i protesto Yıldırım'dan İsrail&#

Cumhuriyet 24.07.2006 İSTİFA ETTİ Yıldırım'dan İsrail'i protesto **İsrail'in saldırılarını kınayan CHP Milletvekili Mehmet Yıldırım, üyesi olduğu Türk-İsrail Dostluk Grubu'ndan istifa ettiğini açıkladı. KASTAMONU (AA) - Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım , İsrail'in, Filistin ve Lübnan'a yaptığı saldırıları protesto etmek için, üyesi bulunduğu Türk-İsrail Dostluk Grubu'ndan istifa ettiğini açıkladı. Kastamonuspor Tesisleri'nin temel atma töreni öncesinde basın mensuplarına konuyla ilgili açıklama yapan Mehmet Yıldırım, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Türk-İsrail Dostluk Grubu'ndan istifa ettiğini açıkladı. İstifa dilekçesini 17 Temmuz'da verdiğini belirten Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü: ''TBMM bünyesinde bulunan Türk-İsrail Dostluk Grubu'ndan istifa ettim. İsrail'in, Filistin ve Lübnan'a yaptığı saldırıları kınamak ve protesto etmek için istifa ettim. Ayrıca üyesi bulunduğum Amerika Dostluk Grubu'ndan da istifa edeceğim. İsrail'i nefretle kınıyorum. Filistin ve İsrail'de tamamen bir insanlık dramı yaşanıyor. Keşke İsrail böyle bir saldırı ve vahşet düzenlemeseydi. İsrail'in iki askeri çok önemli ama karşısında binlerce Müslüman asker ve sivil halk var. Bu bir insanlık dramı.'' Amerika'nın, Türkiye'nin PKK terör örgütüne yönelik operasyonuna sıcak bakmadığını, bu nedenle bu ülkeyi de protesto edeceğini belirten Yıldırım, şunları söyledi: ''Türkiye 'PKK terör örgütüne karşı hareket edeceğim' dediği zaman, Amerika 'Buraya giremezsin, girersen benimle birlikte girebilirsin' diyor. Amerika'nın bu tutumunu protesto etmek için Türk-Amerikan Dostluk Grubu'ndan da istifa ediyorum. Ben Mustafa Kemal'in askeriyim.'' Cumhuriyet 02.08.2006 25 VEKİL İSTİFA ETTİ Dostluk grubu dağılıyor ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları nedeniyle... Devamı