Rüyalarla ./ Deniz SOM (Cumhuriyet 06.12.2005 )

6/12/2005 · Kategori: Yorum

Cumhuriyet 06.12.2005

Rüyalarla

AVRUPA Birliği'ne gireceğiz ya. Soran, sorgulayan gençler yetiştirmek için ders programları değiştirildi ya. Alın size Milli Eğitim Bakanlığı'nın bu konudaki ''felsefe''sine kocaman bir örnek.

İlköğretim 3. sınıflar için hazırlanmış Türkçe kitabında yazarı belli olmayan fakat Orman Bakanlığı'nın internet sitesinden alınmış bir okuma parçası: Rüyalarımız.

Özenle seçilmiş parça özetle şöyle:

''Arkadaşınla konuşurken birden ayağın yerden kesiliyor. Uçmaya başlıyorsun. Yere indiğinde kendini sınıfta ve bir sınavda buluyorsun. Ancak çalışmamışsın ve hiçbir şey yapamıyorsun! Bu, senin için sıradan bir gün mü? Hayır! Bu bir rüya. İnsanlar hep rüyaların arkasındaki gerçeği keşfetmek için çalışmışlardır. Bulunan en kolay cevap: Rüyalar uyku sırasında beynimizin yaptığı hikâye ve resimlerdir. Rüya uzmanları rüyada gördüklerimizin hayatımızla ilgili bir anlamının olduğunu söylüyor. Rüyalar, korkularımızı ve isteklerimizi gösteren bir pencere gibidir. Rüyaları yorumlamak, beynimizde nelerin olup bittiğini açığa çıkarmaya yardım eder. Uzmanlara göre rüya, çözülmesi gereken problemler, ulaşılması gereken hedefler için bir mesajdır. Aynı rüyayı sürekli görmenin özel bir anlamı vardır. Sürekli gördüğünüz rüya size bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilir. Peki, her zaman güzel rüyalar mı görürüz? Tabii ki hayır! Bazen kâbus da görürüz.''

Ne var bunda demek için biraz bekleyin.

Çünkü Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmenler için hazırlanmış ''kılavuz'' kitabında bu okuma parçasının nasıl işleneceğini şöyle anlatıyor:

''Öğrencilerinize sınıfa rüya tabirleri kitabı getirmelerini söyleyiniz. Onların getirmeyeceğini düşünerek siz mutlaka bir rüya tabiri kitabı ile derse giriniz. Rüya tabiri kitabından çocukların gördüklerini söyledikleri rüyaların anlamlarını okuyunuz.'' Bir öğretmen bu konuda şöyle haykırıyor: ''Görüyor musunuz? Öğretmene 'Rüya tabiri ile derse gir. Dokuz yaşındaki çocukları rüyaların bir mesajı, bir anlamı olduğuna inandır' diyorlar. Kaynak kişi olarak medyum Memiş 'i de sınıfa çağır derseler şaşmamak gerekir. Şimdi 'Avrupa'da da bu program uygulanıyor' diyenlere soruyorum: Rüya tabirleri kitabı ile derse gir diyen bir eğitim kuruluşu, eğitim anlayışı hangi Avrupa ülkesinde olabilir? Avrupa'dan vazgeçtim, Suudi Arabistan'da dahi böyle bir zihniyet yoktur sanırım. Eğitimin ve ülkenin nereye götürülmek istendiğinin belki de en çarpıcı örneği bu.''

 

(....)

Cumhuriyet 06.12.2005

Aklın ve Çağdaşlığın Dışlanması!

FATMA ESİN

Adam kurbanlık koçu yatırmış, kesmeye hazırlanıyor. Dini kurallar gereği gözlerini ve üç ayağını bağlamış; bir ayağı serbest. Eşi de yanında. Besmele çekip, bıçağı boynuna doğru uzatırken hayvan serbest ayağını hızla savuruyor. ''Hey, ne yapıyorsun o... çocuğu?'' sözleri dökülüveriyor adamın ağzından.

''Eyvah'' diyor yanında duran eşi, ''çöz ayaklarını, gözlerini, bu hayvan kurban olmaz artık, mekruh oldu.''

Çaresiz pazara gidiliyor, yeni bir koç seçiliyor, aynı hazırlıklar tamamlanıyor. Tam kesme işlemi başlamak üzereyken, tıpkı öncekinin yaptığını yapıyor, serbest ayağını hızla savuruyor adama doğru. ''Ah, ah'' diyor adam bu kez, ''senin ananın kim olduğunu biliyorum, ama söyleyemem!''

Evet, bu bir fıkra. Fakat günümüzde günlük yaşama yönelik dayatmalar bu fıkradan hiç de farklı değil. Örneğin, ''helal gıda standartları!'' Diyanet İşleri Başkanlığı adına, Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi İ. Hakkı Ünal 'ın bu standartların belirlenmesindeki kriterlerle ilgili açıklaması özet olarak şöyle:

''Bu konu daha çok hayvansal gıdalar için söz konusuymuş ve helal sayılması için İslam kurallarına göre kesim yapılmalıymış. Kesimin böyle yapılması için de kesimi yapanın inançlı olması ve kesime başlarken besmele çekmesi gerekiyormuş. Bir besmele ile istenilen sayıda kesim yapılabilirmiş. Hatta o kişi inancı kuvvetli biri ise besmele çekmeyi unutmuş olsa bile yine de helal sayılırmış o kesim!'' (Hürriyet gazetesi, 11 Kasım 2005)

İnsanı dünyadaki diğer canlılardan ayıran özelliklerden biri de düşünme, sorgulama yeteneğine sahip olmasıdır. Bu, insanları, söylenenlerin, yapılanların doğru olup olmadığını düşünmeye zorlar. Akılla bağdaşmayan sözler, davranışlar yadırganır. Daha geniş anlamda bu sorgulama, insanı ''neden - sonuç'' ilişkisini kurmaya kadar götürür ki, çağdaş bilimin temelleri böyle atılmıştır ve ilerlemesi böyle sürmektedir.

Fakat din kuralları söz konusu olduğunda sorgulama abes, hatta günah sayıldığından din içerikli söylemler sorgulanmaz, akıl süzgecinden geçirilmez. Hele bunları din adamları söylerse!.. Günümüz iktidarı bu olgunun bilincinde olduğundan, yaşam biçiminde yapmak istediği dayatmaları din adamları aracılığı ile gündeme getirmekte çok zaman. Helal gıda da bunlardan biri işte.

Oysa, bu ülkede büyük çoğunluğun tükettiği gıda maddelerinin, denetim yetersizliği nedeni ile, çoğu zaman hem pis ve sağlığa zararlı hem de besleyici gıdadan yoksun olduğu, medya aracılığı ile sık sık gözler önüne serilmekte. Bu tür gıdaların üretilmesinin ve tüketilmesinin engellenmesi için üretildikleri ve pazarlandıkları mekânların çok sıkı bir şekilde denetlenmesi, veteriner kontrolünden geçmeyen hayvanların kesiminin engellenmesi, görsel temizlik ve hijyen kurallarına uyulmasının sağlanması, içine et ürünleri katılmış ürünlerin laboratuvar analizlerinin yapılması gerekir değil mi? Çağdaş yaşam bunu gerektirmiyor mu?

Fakat günümüz iktidarı bu kadar zahmetli ve tabii pahalı işlerle uğraşmak yerine, hayvanları inançlı kişilere ve de besmele ile kestirmeyi ve de üstüne ''helal gıda'' damgası vurdurmayı yeğliyor! Üstünde helal damgası görünce, gözü kapalı tüketecek vatandaş bu gıdayı! ''Helal olsun'' demekten başka ne denebilir ki?..

Yine de bazı inançsız insanların kafalarına bazı sorular takılıyor işte. Örneğin, kesimi yapan kişinin inanç derecesinin nasıl ölçüldüğü gibi, böyle bir ölçüm cihazının olup olmadığı gibi!.. Hani kesimden önce besmeleyi unutursa diye!

Fakat böyle abes sorular inançsızların işi olduğundan dikkate almaya gerek yok tabii. Hele bir de işin içine uhrevi sözcükler, peri, şeytan vb. gibi soyut kavramlar katılıverirse kimsenin söz söylemeye hakkı olmaz!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »