PERADAKİ CESUR GLADYATÖR: HÜSEYİN ÖZBEK/ H. İhsan SÖNMEZ
22/12/2005 · Kategori: Inceleme
PERADAKİ CESUR GLADYATÖR"
HÜSEYİN ÖZBEK
H.İhsan SÖNMEZ
" Türk Bürokrasisinin özellikle devlet üst yönetiminin ehil, seciyeli olması, tarih boyunca milletimizin çok önem verdiği, üzerine titrediği konu olmuştur.Yönetim görevi,bu mevkilerdeki kişiler, Karun misali zengin olsa da tüccar, bezirgan sınıfından üstün tutulmuştur. Türklerin ortak anlayışı, yöneticilerin kendi kişisel şereflerinden daha çok uluslarının şeref timsali olduklarının bilincinde olarak görev yapmasıdır.Çapsız, soysuz, haris yöneticilerin utancını, ezikliğini derinden duyan Türkler böyle dönemleri adeta toplumsal hafızalarından silmek ister.
Bu nedenle de Türk Milletinin ezelden ebede yolculuğunun devamı, devletin bekası için soylu, yetenekli, etnik özürsüz kişilerin yönetimde olması elzemdir. Atatürk'ün deyimiyle kökeninde " cevheri aslisinde" soy temizliği, erdem ve yetenek bulunmayan, hayalci, hortumcu, tüccar tayfasının devlete el atması, devlette etkin olmaları durumunda neler olabileceğinin somut örnekleri ile doludur. "
Hüseyin ÖZBEK, eğitimci, avukat, gazeteci ve yazar
1952 yılında Kastamonu, Araç, Yukarıyazı köyünde doğdu.
" Türk Kalesi Yıkılırken " isimli kitabından bir alıntıyla başladığım ve sonrasında kısaca biyografisini verdiğim değerli yazara neden " Pera'daki Cesur Gladyatör " dediğimi, sanıyorum siz de merak etmişsinizdir.! Ülkesinde, Türk Milletinin asil değerleri üzerinde, açılan derin yaranın kapanması için yoğun emek harcayan, bu araştırmacının, korkusuz kalemi için yaptığım bir tanımlama bu.
O, küçük yaşlarda babasından Binbir Gece Masalları'nı, Aşık Keremleri, Aşık Garipleri, Köroğlu'nu dinleyerek büyümüş; Halk Kültürü, Türk'ün ince zevki ve hayal gücü ile dünyaya sevgi dolu yürekle ve eşitlikçi bakışı, kişiliğini etkileyen unsurlar olmuştur. Köy odalarının içerisinde veya armut ağacının altında köyün uslularının anlatıcı, kendisinin dinleyici olduğu sohbetler, teneffüssüz, zilsiz ve süresiz dersler olarak bilinçaltına işlenmiştir. Makale ve yazılarında, hücrelerine kadar sinen kültürel mirasın izlerini görürsünüz. Doğaya , çevreye, üretime, ülkemize ve dünyaya ilişkin, usluların bir yaşam boyu edindikleri tecrübelerden çıkan özlü sözler, öncekilerle bir bütün olarak eğitim ve edebiyata ilgisini; Emparyalist sömürünün, eziyetin, dünyayı pençesine aldığı, içinde bulunduğumuz dönemde ezenlerin üstelikte insan hakları soytarılığına soyunması, ülkesine ve topluma daha iyi hizmet inancı onun araştırmacı, gazeteci ve hukukçu kişiliğini ortaya koymaktadır.
" Emperyalist devletlerin asıl amacı; etnik ve mezhepsel parselasyonla, bağımsız Turkiye Cumhuriyeti'nin ortadan kaldırılmasıdır " gerçekliğini topluma ve dünyaya sarsılmaz bir inanç ve kararlılıkla haykıran yazarımız; yarım okurların, yarım aydınların ve entel züppelerin buna bir avuç tuzla koşmalarını ise tarihsel ve düşünsel genetikle ilgili bulur.
Türkiye ve Türklüğün hasmı olan, ABD ve AB arasında sömürüden büyük payı kapma için küresel bir mücadeleden söz eden Özbek, Kastamonu Gazetesi ile İstanbul'da yayınlanan Ufuk Ötesi ve Yeni Hayat isimli dergilerde yazdığı makaleler le dikkat çekmiştir. Öyle ki bu dergilerde;" Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve minnete değer mi, diyorsanız, Atatürk'ün manevi mirascısı olarak evet diyorum, çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!...diyen ve bunu dediği için şer unsurlarca katledilen Dr.Necip HABLEMİTOĞLU ( ki sayın Özbek'in arkadaşıdır) ile başlattıkları ve halen Hanifi ALTAŞ, Doç.Dr.Mehmet AÇA, Alper BEŞE, Erol BİLBİLİK, Kenan BİLİZ, Dr.A.Atilla DOĞAN, Prof. Dr. Hüseyin KARADAĞ, Muharrem KILIÇ, Mustafa KIRALİ, Kutlu Altay KOCAOVA, Hüseyin Mümtaz, Ali TARTANOĞLU, Coşkun TELCİLER, Kaan TURHAN, Ergün POYRAZ, Vedat YENERER ve ismini henüz bilemediğim yürekli kalemlerle küresel ve ulusal bu asil mücadeleyi sürdürmektedir.
Meslek Örgütlerinin, derneklerin ve tüm unsurlarıyla halkımızın, ulusal bir duruş sergilemesi ve kendi iç dinamikleri, ulus ve ülke, Atatürk sevgisi temelinde bir seyir izlemeleri inancıyla, birey olarak toplumsal sorumluluğunu en üst seviyede yerine getiren, Türk Milletinin düşmanlarına ve onların işbirlikçilerine karşı bilgili, cesur ve acımasız, halkına karşı ise sevgili, hoşgörülü ve uyarıcıdır
Yayınlanmış "Türk Kalesi Yıkılırken" adlı stratejik inceleme kitabından başka, ileri ki dönemde basılacak bir öykü kitabının hazırlığı içindedir. Ayrıca roman eleştirmenidir. Bu değerli fikir ve edebiyat adamını sizlere tanıttıktan sonra çok önemli bulduğum ve okuduğum " Türk Kalesi Yıkılırken" isimli eseri hakkında size kısaca bilgi vermek istiyorum.
Eser, Toplumsal Dönüşüm Yayınlarınca Ağustos 2004 'de basılmıştır. Özbek'in Yeni Hayat ve Ufuk Ötesi dergilerinde yayımlanmış yazılarından oluşmaktadır. Kitaptaki yazılar kronolojik değildir. Konuları itibarıyla stratejik bir inceleme kitabıdır. Kapakta, İnsanın yaradılışını imleyen Kabey'i korumak maksadıyla, Osmanlılarca yapılan Ecyad Kalesi'nin, Bedevi'lerce soysuzca yıkılışı resmedilmiştir. Sayın Hanifi ALTAŞ tarafından yazılan önsözde, yaşadığımız bugünkü gerçekliğin yalnızca Mekke'deki 'Ecyad' kalesinden yıkılışından ibaret olmadığı, bizzat Atatürk'ün kurduğu " Türklüğün Son Kalesi' olan Türkiye Cumhuriyeti'nin asıl yıkılmak istenen olduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca Özbek'in bu eserle aslında resim yaptığı, bazen birkaç fırça darbesi ile ülke gündeminin traji- komik sahnelerini gözler önüne, bazen de bazı döneklerin " Leşlerini Bab-ı Ali kaldırımlarına" serdiği belirtilmiştir. Altaş'a göre yazılara yansıyan en önemli özellik yüksek bir tarih ve ulus bilincidir.Bu özelliği anlamlı kılanda sol bir gelenekten geliyor olmasıdır. En başta dönek ve teslimiyetçi

