23 12 2012

'Türkiye'nin Yılmaz Güney'e vefa borcu var'

Türkiyenin Yılmaz Güneye vefa borcu var |  görsel 1

  'Türkiye'nin Yılmaz Güney'e vefa borcu var' 20 yıl önce kurduğu Güney Vakfı'nın destekalamadığı için kapandığını açıklayan Fatoş Güney, yine de umutsuzluğa kapılıp köşesine çekilmedi.Yeni projelerine destek olması için Başbakan Erdoğan'ı ziyaret edeceğini söyleyen Güney, "Türkiye'nin Yılmaz Güney'e vefa borcu var" dedi. Ayşegül Özbek Cumhuriyet / Kültür- 20yıl önce kurduğu Güney Vakfı’nın destek alamadığı için kapandığını açıklayanFatoş Güney, yine de umutsuzluğa kapılıp köşesine çekilmedi. Yeni projelerine destek olması için BaşbakanErdoğan’ı ziyaret edeceğini söyleyen Güney, “Türkiye’nin Yılmaz Güney’e vefa borcu var. Onun 35 yıl önce filmlerinde anlattığı Kürt meselesi, kadın sorunu, hapishaneler, özgürlükler ile ilgili sorunlar bugün hâlâ tazeliğini koruyor” diyor. - Yılmaz Güney öldükten yedi yıl sonra kurdunuz Güney Vakfı’nı. Vakfın kurulması nasıl bir döneme denk geldi? Yılmaz Güney’den kalan bir miras vardı muhakkak. O zamanki motivasyonunuz neydi? FATOŞ GÜNEY - 1984 yılında Yılmaz’ı toprağa verirken o anda, kendime ve ona bir söz verdim. Dedim ki, “Senin adına bir vakıf kuracağım, senin anlayışında, senin mücadeleni, duruşunu sanat anlayışını yansıtacak ve eserlerinle gelecek kuşaklara aktaracak bir vakıf.” - Siz ne zaman dönmeye karar verdiniz Türkiye’ye? Yılmaz’ın ölümünden sonra Fransa’daki o yedi buçuk yılımı“gönüllü sürgünlük” olarak tanımlıyorum. Çünkü hemen ... Devamı

23 12 2012

Edebiyatla sinemanın uzlaşmaz akrabalığı

Edebiyatla sinemanın uzlaşmaz akrabalığı |  görsel 1

  Edebiyatla sinemanın uzlaşmaz akrabalığı Sanırım, en iyisi, romanı roman olarak okumak, filmi de film olarak izlemek!.. Celal Üster Cumhuriyet Kitap - Edebiyat, kuşkusuz, sinemanın en gür pınarlarından biri, bitmek tükenmek bilmeyen bir kaynak yedinci sanat için. Ama bu pınarın sularını döke saça boşa harcayan yönetmenler de var, kana kana içen yönetmenler de. Gerçekten de, beyazperdedeki kimi edebiyat uyarlamaları, kaynak aldıkları roman ya da öyküleri har vurup harman savurarak heder etmiş; kimileri de, yazarların özgün yapıtlarından yola çıkarak, sinema sanatının özgün yapıtlarına dönüşmüştür. Birbirinden apayrı ortamlarda boy atan edebiyat ile sinemanın beyazperdedeki evliliğinden doğan bu akrabalıklar, çoğu kez tartışma konusu olmuş; kimileri seyrettikleri filmin romanın yerini asla tutamayacağını savunurken, kimilerinin de filmin kaynak aldığı romanı aştığını söyledikleri bile olmuştur. Pek çok sinema eleştirmeni, kendi beğenisine göre en iyi edebiyat uyarlamalarını sıralamaktan alamamıştır kendini. Geçenlerde, The Guardian'da böylesi bir seçkiye daha rastladım. The Observer'da on iki yıldır film eleştirileri yazan Jason Solomons, asılları kadar iyi, belki de daha iyi dediği on edebiyat uyarlamasını seçmiş.   Yeni-gerçekçiliğin babası    Solomons'ın, listesinin tepesine, Luchino Visconti'nin 1963'te Cannes'da Altın Palmiye alan 'Leopar'ını kondurmuş olması doğrusu hoşuma gitti. 1960'ların Sinematek günlerinden bu yana, gözde yönetmenlerim arasındaki yeri değişmemiştir Visconti'nin. Giuseppe Tomasi di Lampedusa'nın aynı adlı romanından uyarladığı 'Leopar' da, 'unutulmazlar'ım aras... Devamı