28/12/2005 · Kategori: Inceleme
Taşköprü ' nün Geleneksel Kıyafetlerinden Birkaçı...
GIZ SAÇLARIN İKİ GAT
IRMAK KENARINDAN GELÜR GEÇERSİN
Gız saçların iki gat (yar yar yar aman)
Bir gatını bana sat (ninna ninna ninna vay)
Gız seni alır gaçarım (yar yar yar aman)
Bir gece de bizde yat (ninna ninna ninna vay)
Hop ninnayı ninnayı
Gel oynayı oynayı
Gız saçın sallanıyor (yar yar yar aman)
Ardınca bağlanıyor (ninna ninna ninna vay)
Şu gelen kimin yari (yar yar yar aman)
Keyfimce sallanıyor (ninna ninna ninna vay)
Hop ninnayı ninnayı
Gel oynayı oynayı
Gız saçını öreyim (yar yar yar aman)
Seni nerde göreyim (ninna ninna ninna vay)
Başlığın parasıynan (yar yar yar aman)
Yedi tarla süreyim (ninna ninna ninna vay)
Irmak kenarından gelür geçersin
Sağuru sağuru tütün içersin
Ne beni alırsın ne de geçersin
Yandım anam yandım yandan bakana
Ganım gurban olsun cigaramı yakana
Irmak kenarından geldim de geçdim
Boyunu boyuma ölçtüm de geçdim
Güzel seni güzel diye seçdim de geçdim
Yandım anam yandım kınalı dağlar
İkeli koynunda bir gelin ağlar
Irmak kenarında testin mi vardı
Beni öldürmeye kastin mi vardı
Yar benden habersiz dostun mu vardı
Yandım Allah yandım yandırma beni
Yalan söyleypte kandırma beni
ŞU BOYVAD'ID YOLUNCE DE
DERE KENARINDA YILDIZ IŞILAR
Şu Boyvad'ın yolunce de
Suyu saldım pirince
Bir incecik ter dökdüm de
Yar yanına varınca
Bahçelerde tomurcag da
Ne yumuşaksın yumuşak
Beni deli ediyor da
Ag entereli uşag
Gaya gunduzu musun da
Şafak yıldızı mısın
Eğil bir yol öpeyim de
Padişah gızı mısın
Gidene bak gidene de
Boyu benzer fidene
Mevlam sabırlar versin de
Gizli sevda çekene
Dere kenarında yıldız ışılar
Yüreğime düştü acı gurşunlar
Hiç halimden bilmiyo zalım gomşular
Yandım canım yandım yandım çileli dağlar
İkeli böğründe bir gelin ağlar
Dere kenarında pahla böğrümce
Hamamdan geliyo gelin görümce
Dünyalar hep benim oldu yari görünce
Yandım canım yandım yandım çileli dağlar
İkeli böğründe bir gelin ağlar
SABAH OLUR GÜNEŞ
DOĞAR BACADAN
MUALLİM
Sabah olur güneş doğar bacadan
Öğlen olur çocuk gelir hocadan
İlahi çocuk sensin beni gocadan
Anam beni niye verdin çocuğa
Oynar oynar daş doldurur goynuma
Sabah olur çaruğunu giyemez
Öğlen olur yemeğini yiyemez
Akşam olur gel gezelim diyemez
Anam beni niye verdin çocuğa
Oynar oynar daş doldurur goynuma
Ben giderken ekinleri göğüdü
Açıldı mı yaylaların söğüdü
Emmimgilde delikanlı yok muydu
Anam beni niye verdin çocuğa
Oynar oynar daş doldurur goynuma
Muallim olacaksıñ muallim
Sararıp solacaksıñ a yârim
Ben müfdüye danışdım muallim
Sen benim alacaksıñ a yârim
Gel muallim ellere ellere
Basduramam yellere muallim
On beşimde yâr sevdim muallim
Sevdirmedim ellere ellere
Gel muallim yanıma yanıma
Ganım gaynar ganıña ganıña
Muallim hasdayımış muallim
Çorbası tasdayımış a yârim
Açdım bakdım yorganı muallim
Azıcuk hasdayımış a yârim
Gel muallim ellere ellere
Basduramam yellere muallim
Pençirenin altına muallim
Boya çalayım boya a yârim
Yoldan geçen yârime muallim
Sarılsam doya doya a yârim
Gel muallim ellere ellere
Basduramam yellere muallim
KÖMÜŞÇÜ
Taşköprü'de bir köy. Köyün, kömüş (manda) heveslisi tek ailesi. Ailenin tek oğlu. Koşum mandaları var ki fil gibi. Çiftte çubukta sanki traktör. Bakımı, koşumu zor. Erkek işi.
Kömüşçü Ali'nin sözü kesilmiş, düğün hazırlıkları devam etmektedir. Günler geçer ve düğün yapılır. Köy camisinde kılınan yatsı namazı sonrasında elde fener ve çıralarla süslü alay, ilâhilerle damadı evinin kapısından iterken, yumurtaya ve yumruklara hedef, Ali olmuştur. Ama bunlar her damadın alın yazısıdır.
Sabahın alaca karanlığında minareden selâ sesiyle uyanan köylüler, olayı duyduklarında yıllarca üzüntüsünü unutmayacaklardır. Mandalara çok bağlı olan damat, gece ahırda duyduğu gürültüler üzerine iner. İplerden boşanan mandaların vuruşmalarını ayırmak isterken boynuzlar arasına sıkışmış, belki de boynuz, karnına saplanıvermişti. Talihsiz gelin, olayı şu dizelerle anlatmaya çalışmıştır:
Bu günün adı Pazar'dır Pazar.
Açmayın çarşafı yaralar azar.
Güyo beyin urbası dellalda ne gezer.
Konman kuşlar konman mezar taşına,
Daha da neler gelir garip başıma.
Bu günün adı Salı'dır Salı,
Güyo beyin adı Zali'dir Zali.
Konman kuşlar konman
Anadan babadan yârim yok benim.
Bu günün adı Çarşamba'dır Çarşamba,
Cenazemi koyun kanlı çarşafa,
Konman kuşlar konman mezar taşıma,
Daha neler gelir garip başıma.
Bu günün adı Cuma'dır Cuma,
Kız hamama varınca ananı yuma
Benden vasiyet olsun kömüşçüye varma
Konman kuşlar konman dalım yok benim,
Anadan babadan yârim yok benim.
Kaynak Kişi: Adı soyadı: Bahriye Yılmaz. Doğum yeri ve tarihi: Kayadibi Köyü, (1927).
Mesleği: Ev hanımı. Tahsili: Okuma-yazması yok. Derleyen: Ahmet Bekdemir.
OĞUL
Bu ağıtı Taşköprü'nün Kayadibi Köyü'nde bulunan Bahriye adlı bir kadın ölen oğlu için yakmıştır
Köyden çıkdım anam sağlık selâmet
Garapuñar'ıñ başına geldim goptu gıyamet
Benim bi yavrum anasına emanet
Aman Allah ne diyin de neyleyin
Dölü gônümü ben kiminen eyleyin
Ne yapıyın yazum böyle yazılmış
Mezerim de Gayadibi'ne gazılmış
Varıñ bakıñ bacaları tüter mi
İki yavrun benim yerimi dutar mı
Aman Allah ne diyin de neyleyin
Dölü gônümü ben kiminen eyleyin
Diyviriñ bubama durmasın gelsin
Gelsin de beni gara toprak da bulsun
Evimiziñ gapıları burmalu
Aman Allah dayanıp da durmalu
Daşköprü'ye çifte teller vurmalu
Aman Allah ne diyin de neyleyin
Dölü gônümü ben kiminen eyleyin
BAYRAMLAR
Bayramlarda, özellikle köyler eski gelenek ve âdetleri hâlâ korumaktadırlar. İlçe merkezin de ise bu âdetler az da olsa önemini yitirmiştir. Bize bir fikir vermesi bakımından, Taşköprü'nün Bey Köyü'nden derlenen bayram âdetlerini aşağıya aldık. Taşköprü köylerinin genelinde, küçük farklılıklarla birlikte bu tür âdetler görülür.
Ramazan Bayramı:
Bayramdan bi gün evel, arife günü köyüñ bütün çocugları mezerliğe giderle. Hepsiniñ elinde naylon torba yede bôça vadu. Mezerliğe giden çocukla bi küme olup oturula. Kadunla, evelden hurunda bişidükleri avuç içi gadar güçcük olan ekmekleri getürürle çocuklara dağıdula. Bu güçcük ekmeklere külük dinü. Çocukla mezerliğe giderken külüğe gidelim diye birbirlêne bağırula. Külüğe gitme zamanı öyle namazından sônadu. Köyde, her evden bi kişi mezerliğe gider. Hepsi de ekmek götümez. Herkez gendüne göre şeker, üzüm, löplöbü, cöğüz, helve, alma, evinde ne varısa götürüp çocuglara dağıdu.
Aynı gün ikindü namazından sôna, köyüñ adamları da mezerliğe giderle. Herkez gendü mezeriniñ bozuk yerlêni düzeldü., mezerleriñ üsdüne toprak atarla. Ondan sôna hocaynan adamla duğa okuyup evlêne giderle. Gadunla da; evde gora ateş goyarla, ateş üsdünde koku yakıp her odanıñ bacasında tütdürüle. Âşam olunca her evde yağlu ekmek yapılup yinü. O âşam ölüle evlere gelü dirle.
Arife günüñ âşamı her evde yİmek Bişirülü. (pilav, çorba, lahana ve yaprak sarması, incir, üzüm, fasulye, sütlaç, keşkek, vb.) bunla bi kenere gonu.
Zabahlayın, çocuklanan böyükle en gözel elbiselêni giyerle. Bayram namazına gidilü. Namazdan çıkan erkekle yan yana sıra olula. Herkez sıra oldukdan sôna, en öğüde yaşlulardan bayramlaşmıya başlanu. Burda küs olanla barışdurulu.
Namazdan çıkan adamla gendü evlêne gelüle. Çoluk çocuyunan, hısım akrabasıynan bayramlaşula. Köyün adamları bir küme; kadunları bir küme olup gomşu köye giderle. Gomşu köylülênen bayramlaşula. Evelden hazırlanan yimekle beraberce yinü. Bayramıñ ikinci günü öteki köydekile bu köye gelip aynı hizmetde ağırlanula.
Kurban Bayramı:
Bu bayramdaki âdetle de Ramazan Bayramıynan aynıdu. Yaluñuz; birinci bayram günü tekbirinen gurban kesilü. Gurbanıñ ganı alına sürülü. Gurban etiniñ dörtde biri eviñ olu; geriye galanı da yedi parçıya ayrılıp fakırlara dağıdulu.
DAMAK TADI
Mehmet YAŞİN
Kastamonu'nun etli ekmekten sonra gelen bir başka simgesi de Biran (Büryan, Püryan) Kebabı idi. Bazı yörelerde kuyu ve kazık kebabı da deniyordu. Prof. Dr. Abdulkerim Abdulkadiroğlu'nun bir makalesinde okuduğuma göre, bu kebabın en iyi yapıldığı yer de, 'sarmısağın başkenti' Taşköprü kasabasıydı. Bu yemek aslında yasak yemekler listemin en baş köşesinde yer alıyordu. Çünkü ağzına yeni ot değmiş kuzudan yapılıyordu. Kolesterolü yüksek olanların kuzu etine hasret öldükleri bilinen bir gerçekti. Kastamonu-Taşköprü arasındaki 45 kilometrelik yolu kat ederken aklıma hep bu 'kötü' düşünceler geliyordu.
Taşköprü'de, vitrininde nar gibi kuzuların sergilendiği ilk kebapçıya girdim. Bir porsiyon istedim. Yağıyla kemiği ile önüme 300 gramlık kebap geldi. Çatal bıçak yardımıyla, istemeye istemeye yağları ayıklayınca ne yediğimi anlamadım. Çaresiz ikinci porsiyonu istedim. Garson tadına varabilmem için kebabın elle yenmesi gerektiği konusunda beni uyardı. Ben de öyle yaptım. Sonra işin sırrını sordum. Usta beni alt kattaki kuyunun başına götürüp anlattı. Bir defa kuzu kekik otlamalıydı. Sonra yakılan odunun sakızlı çam olması gerekiyordu. Bu arada kuyunun ağzının iyice sıvanması lazımdı. Tabii ustanın etlemeyi, sulamayı iyi yapması şarttı.
PADİŞAHLARIN HELVASI
Her zamanki gibi Biran'ın da tadı damağımda kalmıştı. Sohbet sırasında etin yanına neden sarmısaklı bir şeyler vermediklerini sordum. Usta adetten olmadığını söyledi. Ben de ona, İstanbul'da Köşebaşı'nda yediğim 'sarmısak şiş'i anlattım. Kabuklarıyla şişe dizilen sarmısaklar, ateşte pişirilip servis ediliyordu. Muhteşem bir lezzet oluşuyordu. Sarmısak diyarında bu konuda daha yaratıcı olunabileceğini, et-sarmısak ikilisinin birbirine çok yakışacağını falan anlattım.
Bu muhteşem ziyafetten sonra, Gökırmak kıyısındaki kahvede bir yandan hazım çayı içiyor, bir yandan da kendimi teselli ediyordum: 'Bu lezzetlerin farkına varmadan yaşamanın ne anlamı var?..' Aslında kendimi kandırdığımı biliyordum. Yeme-içme işine son vermeden önce bir de Kastamonu'nun ünlü 'çekme helvası'ndan söz etmek gerekiyordu. Bir zamanlar padişahlar için yapıldığı için 'saray helvası' da denen bu enfes tatlının ana malzemelerini un, tereyağı ve şeker oluşturuyordu. Sakız haline getirilen hamur, çekiştire çekiştire lif lif edilip helvaya dönüştürülüyordu. Helvanın ustaları, lezzetin tam olması için yayıktan yeni çıkmış taze tereyağı kullanılması gerektiğini belirtiyorlardı.
812 ÇEŞİT YEMEK
Kaynaklara bakılırsa Kastamonu ve çevresinde tamı tamına 812 çeşit yemek tespit edilmişti. Mantar yemekleri bile başlı başına bir konuydu. Yeri gelmişken Türkiye'de en zengin mantar çeşidinin Kastamonu'da bulunduğunu belirtmek isterim: Kuzu kulağı, kanlıca, ayı mıcığı, tavuk ayağı, saçak, içi kızıl, cincile, kavak, meşe, kömüş memesi, söbelek, gelincik, teltelli, kırağı, mıkcık, kum mantarı... Dönüş yolunda arabamın bagajı tıka basa dolmuştu: Yarım çuval Osmancık'ın pirinci, kutu kutu çekme helva, kızılcık tarhanası, çemensiz pastırma, bol bol sarmısak, tirit için çıplak simit, çeşit çeşit mantar, kilolarca üryani eriği, kızılcık ekşisi, pestil, siyez bulguru... Sözün özü; Kastamonu tarihiyle, doğasıyla ve lezzetleriyle mutlaka gidilmesi ve görülmesi gereken bir yöre.
TATLILAR
Avuz ...............: Bazıyerlerde ağuz veya ağız olarak da isimlendirilir. Yeni yavru layan inek veya koyun, manda sütünden yapılır.
Baklava..............: Baklavalık hamur kulak memesi yumuşaklığında hazırlanır. Alınan pözüler (hamur parçası) nişasta serpilerek oklava ile ince olarak açılır Üst üste yaklaşık 20 adet konur. Aralarına ince ceviz ekilir. Kare kesilerek (yaklaşık 5x5 cm) İkiye katlanır. Tepsiye dizilir. Kızgın yağla haşlanıp fırın da, ocakta kızartılır. Ilıkken hazırlanan şurubu İlave edilir.
Cırık..................:Diğer isimleri ile cırıkta ya da lokmadır. Şenpazar ile Devrekani köylerinde yapıldığı gibi pazarlı günlerde şehirde de yapılmaktadır. Mayalan mış hamur biraz cıvıltılır. Ufak parçalar halinde kızgın yağa atılır. Ya da avuca alman hamur sıkılarak baş-işaret parmağı arasından çıkan hamur yağa ba tırılmış kaşıkla alınarak yağa bırakılır. Pembeleş inceye kadar kızartılıp çıkarılarak ağdaya atılır. Hazırlanan hamura yumurta da kırılabilir.
Çekme Helva..........:Bunu sayın Nail Tan'm derlemesinden aynen aldık. Kastamonu 'da "çekme helva" adıyla tanınan helvanın benzeri yakın yıl larda Mudurnulular tarafından "saray helvası" adıyla tanıtılmıştır. İzmitte değişik bir şekli de "pişmaniye"adıyla pazar!anmaktadır. Çekme helva, Kastamonu'nun hediyelik yiyeceklerinin başında gel mekte ve diğer illerde çok beğenilmektedir, hammaddesi kadayıflık, özü ol mayan un, şeker, yağ ve sudur. Çekme helva yapımı meyane elde edilmesiyle başlar. Yemeklik marga rin yağ, imalâthanede orta büyüklükte bir kazanda eritilir. İçine un konur. Bir saat kadar hafif ateşte unla yağ karıştırılarak pişirilir. Meyane soğumaya ter kedilir. Şeker ocağı hazırlanır. 20 kg. kadar toz şeker bir kazana konur, su ile karıştırılarak eritilir. İçine limon tuzu katılır. Yarım saat daha kaynatılır. Eri miş şeker akide şekeri kıvamına gelince ocaktan alınır. Mermer soğuma taşına dökülür. Soğuyan şeker, soğuma taşından toplanır, özel ağartma maki nasına konur. Savrularak beyazlaşıncaya kadar ağartılır. Makinadan alınan ağartılmış şeker, normal sıcaklıktaki meyaneyle yan yana getirilir. Sıra 4-5 kişilik helvacı ekibinin çalışmasına gelmiştir. Ağartılmış şeker, büyük bir hal ka şekline getirilir. Meyaneye bulanarak elden ele çekilerek uzatılır. Çekme helva denmesinin sebebi budur. Meyaneye bulanarak çekilen, uzatılan şeker sonunda beyaz lifler haline gelir. Beyaz lifler haline gelmiş şeker, mermer üzerine konup küçük parçalara ayrılır. Tepsilere doldurulup preslenerek sıkıştırılır. Böylece tepsi kenarlarına kadar dolu sıkıştırılmış, un gibi bir helva elde edilir. Tepside baklava dilimleri şeklinde veya kare dilimler elde edile rek satılır. Son yıllarda üreticiler çekme helvaya fındık, hindistan cevizi, ka kao da katmakta, renkli türlerini pazarlamaktadırlar. Aslı; beyaz, sade olan şeklidir. Mudurnu'da aynı usulle helva yapılmakta, sadece margarin yerine tereyağı kullanılmaktadır.
Delioğlan Sarığı ( Saro Burma)..:Börek yapılır gibi hazırlanır. Kızartılır. Hazırlanan ağda kızartılmış tepsi üzerine ilave edilir.
Gül Baklava.........:Ceviz veya fındık içi konulmuş yufka oklavaya sarılır. Oklava çıkarı lınca yufka helezon şeklinde sarılır. Bu şekilde 15-20 yufka tepsiye dizilir. Kızartılarak ağdalanır.
Göz Göz Baklava...:Oklavaya sarılan içli yufkadan oklava çıkarılarak 3-4 cm aralıklarla kesilir. Kesilen kısımlar üste gelmek suretiyle yufka tepsiye dizilir. Kızartıldık tan sonra şekerlenir.
Hasüde.............:Şeker nişasta ile ezilir. Kaynar suya salınır. Karıştırılarak pelte halinde pişirilir. Üzerine kızarmış tereyağı dökülerek hazırlanır.
Kabak Tatlısı.......:Değişik şekillerde pişirilir. Kalın kabuklular fasla olarak, medine kabağı veya bal kabağı denilen cinsi ise içi temizlendikten sonra kabukları bıçakla alınarak İnce dilimler halinde çok az su ilavesi ile tencere veya tepside pişiri lir. Pişme esnasında şeker ilave edilir. Fasla kabağı piştikten sonra toz şeker, sıcak kabak üzerine dökülür. Üzerine ceviz veya fındık içi dökülerek servise hazırlanmış olur.
Kaşık Tatlısı........: Ana helvası da denilen bu helvaya cevizde ilave edilebilir. Yağda un pembeleşinceye kadar kavrulur. Ağda kaşığının sırtı İle.tavı bilinir. Şeker soğuk suda bekletilir. Miyane adı verilen un sıcakken şekerli soğuk su ilave edilir. Az ateşte bu işlem yapılır.'Kaşığa sarmaz hale gelince kıvamı tamam dır. Kaşık içi ile yapılan kalıp tepsiye dizilir.
Pekmez Helvası.....:Kaşık helvasında olduğu gibi yapılır. Ağda yerine pekmez kullanılır.
Sini....................: Baklava artığı yufka ve parçaları tepsiye dizilir. Kızartılıp ağdalanması ile yapılan tatlıdır.
KAYNAK: Taşköprü Belediyesi Web Sitesi-
http://www.taskoprubelediyesi.com
(Sürecek)
Taşköprü'den Bakış