20 06 2011

'Gidiş otokratik rejimdir'

'Gidiş otokratik rejimdir'

CHP'nin 'Etik ve Saydamlık' başlıklı 52 sayfalık raporda, AKP iktidarını denetleyecek kurumların etkisizleştirildiği vurgulandı.

Kıvanç El

Cumhuriyet- CHP tarafından hazırlanan “Etik ve Saydamlık” başlıklı raporda, AKP iktidarını denetleyecek kurumların etkisizleştirildiği vurgulanarak “AKP’nin kontrol edilemez bir sivil dikta halini aldığı” ifade edildi.

CHP tarafından hazırlanan “Etik ve Saydamlık” başlıklı 52 sayfalık raporda “etik” ve “saydamlık” kavramları işlenerek bu kavramlara ilişkin Türkiye’de yaşanan bazı ters örneklere yer verildi. AKP iktidarının denetim mekanizmalarının hepsini etkisiz hale getirdiği vurgulanan raporda, toplumların refah düzeyinin o ülkenin yönetimlerinin “etik değerlerine bağlı” olduğu ifade edildi. Etik değerlerin en etkin kontrol mekanizmasının sivil denetim olduğuna dikkat çekilen raporda, bu konuda medyanın çok büyük önemi olduğu kaydedildi.

Raporda, “Yolsuzluklarla ilgili haber yapan, program hazırlayan veya köşe yazısı yazan gazeteciler siyasal iktidarın gazabına uğramıştır. Siyasal iktidarı eleştiren gazeteciler AKP’nin medya patronlarına yaptığı baskılar sonucu işlerinden atılmıştır. Deniz Feneri e.V yolsuzluğu ile ilgili haber yapan medya grubuna yaklaşık 4.5 milyar dolar vergi cezası kesilmiş, Başbakan, halkı bu medya grubunu boykota çağırmıştır. AKP’nin medya üzerinde uyguladığı baskı ve karartma sonucunda yolsuzlukla mücadelede medya etkisiz hale getirilmiştir” denildi.

‘Sivil dikta yolu açıldı’

Yolsuzluklar ve kötü yönetimi engelleme konusunda etkin olması gereken önemli bir grubun sivil toplum örgütleri olduğu ifade edilen raporda, siyasal iktidarın sivil toplum örgütleri üzerinde baskı kurduğu belirtildi.

Raporda, “İktidarın politikalarını eleştiren, kötü yönetim ve yolsuzluklarla ilgili araştırmalar yapan sivil toplum örgütlerinin yöneticileri sindirilmiştir. Bu durum, yurdumuzda kontrol edilemez bir sivil diktanın yolunu açmıştır. İktidarı denetleyecek tüm kurumların etkisizleştirilmiş olması, CHP’ye ve halkımıza önemli görevler yüklemektedir” değerlendirmesi yapıldı.

AKP’nin halkın kutsal değerlerini istismar ettiği belirtilen raporda, “Halkımızın kutsal duyguları istismar edilerek yolsuzluklar toplumun gözünden kaçırılmakta ve toplum içten içe çürütülmektedir” denildi. Laikliğin öneminin burada ortaya çıktığı değerlendirilerek, laiklik ilkesinin dini, hırsızlardan, yolsuzluk yapanlardan, mürtecilerden koruduğu vurgulandı. Raporda, şu örnek anlatıldı:

“İstanbul ilinde birçok bakıma muhtaç ve yaşlı insana Darülaceze sahip çıkmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Darülaceze’nin yaşlı bakım işi son 4 yıldır ihale kanununa aykırı bir biçimde el altından Deniz Feneri e.V davasının fail şirketlerinden olan Merkez Medya Grubu’na (Kanal 7) verilmektedir. Burada bakım altında bulunan ve akli melekelerini kaybetmiş olan yaşlı vatandaşların, Merkez Medya çalışanları tarafından otobüslerle oy kullanmaya taşındığı ve adını bile hatırlamayacak derecede hasta ve yaşlı olan bu insanların kendilerini getirenler tarafından AKP’ye oy vermeye zorlandığı tespit edilmiştir.”

‘Yargıya baskı’

İktidarın denetim yollarından birisinin de yargı olduğu kaydedilen raporda, “Ekonomik, sosyal ve kültürel süreç, yargı bağımsızlığı ilkelerini yaşama geçirirken, aynı zamanda yargıya baskının örnekleriyle de doludur. Kurum ve kurallarıyla eksiksiz çalışan bir demokrasi hedefi esas alınacaksa, yargı bağımsızlığını zedeleyen birçok unsurun kısa zamanda çözümlenebilir olduğu açıktır” ifadelerine yer verildi.

20 Haziran 2011
 
'Cumhurbaşkanı Gül'ün sessiz kalması düşündürücü'

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, kaset olaylarına ilişkin "Her konuya anında refleks gösteren, bölücülerin seçilmesi için Yüksek Seçim Kurulu'nu baskı altına alan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün uzun bir süre sessiz kalması ve kamuoyu algısının değişmesiyle birden bire açıklama yapma gereği hissetmesi son derece düşündürücüdür" açıklamasında bulundu.

ANKA

Ankara- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yaptığı yazılı açıklamada, MHP'nin Merkez Yönetim Kurulu ve il başkanlarının iki ayrı oturum halinde gerçekleştirilen toplantılarla bir araya geldiğini ifade etti. Merkez Yönetim Kurulu'nun birinci gündemi olarak; Başkanlık Divanın teşekkül ettirilmesi ve MYK'da boşalan asıl üyeliklerinin tamamlanması olarak belirginlik kazandığını ifade eden Bahçeli, "İkinci olarak ise teşkil edilecek Seçim Değerlendirme Komisyonu marifetiyle; il, ilçe ve beldelerden bir ay içinde gelecek raporlarla birlikte, ilerleyen süreçte 24. Dönem Milletvekilliği Genel Seçim sonuçlarının sağlıklı, detaylı ve objektif değerlendirilmesi konusunda karar verilmiştir" dedi.

Toplantılarda ayrıca genel seçim öncesindeki siyasi faaliyetler ve teşkilatların performansının ele alındığını ifade eden Bahçeli, ileriki dönemin muhtemel konu başlıklarının ve siyasi gündem hakkında da etraflıca bir değerlendirme yapıldığını belirtti.
 

'Seçimler skandalların gölgesinde gerçekleştirilmiştir'

MHP'nin çok zorlu ve tehditlerle dolu bir seçim dönemini geride bıraktığını öne süren Bahçeli, şöyle devam etti: "Özellikle, partimize dönük çok yönlü saldırının ve tahriklerin seçim sürecini ve siyasi rekabeti olumsuz etkilediği müşahede edilmiştir. Şüphesiz Türkiye için tarihi kader ve karar anına işaret eden 12 Haziran Milletvekilliği Genel Seçimi, büyük tartışmaların ve skandalların gölgesinde gerçekleştirilmiştir. AKP'nin gizli gündemi karşısında milli bir duruş gösteren ve Türk milletinin bin yıllık kardeşliğini temelinde bozmayı planlayan çabalara partimizin itiraz etmesi iftiralara, mütecaviz girişimlere maruz kalmasına yol açmıştır. Bu itibarla sistemli ve AKP'nin baş rol oyuncusu olduğu kirli bir senaryo adım adım ilerletilmiş ve Milliyetçi Hareket Partisi hayasızca hedef tahtasına oturtulmuştur."
 

'MHP'nin baraj altında bırakılması için mücadele sergilendi'

MHP'nin baraj altında bırakılması ve siyasetten tasfiye edilmesi için ısrarlı bir mücadele sergilendiğini iddia eden Bahçeli, "Nitekim ülkemiz dünyada bile eşine ve benzerine az rastlanır bir demokrasi tahribatıyla ve yıkımıyla yüz yüze kalmıştır. Kimliği, kişiliği ve aidiyeti karanlıkta kalan mihraklar en başta Milliyetçi Hareket Partisi'ne pervasızca, ahlaksızca ve insanlık dışı yöntemlerle saldırmışlardır. 12 Haziran gününe gelesiye kadar; Özel hayatların iğrenç bir şekilde takibi yapılmış, yasa dışı yollarla izleme, dinleme, gözetleme amacıyla evlere kameralar yerleştirilmiş ve arkasından da elde edilen kayıtlar internet üzerinden yayınlanmıştır. Siyasi sonuçlar üretmeye çalışan bu tezgâhın hiçbir engellemeye maruz kalmadan varlığını devam ettirmesi ise Türk siyaseti açısından büyük bir talihsizlik ve kırılma olmuştur" dedi.
 

'Türk demokrasisi derin bir yara almıştır'

Bahçeli, bu görüntülerin sanal âlemden servis edenlerin öncelikle; "MHP'yi seçimlerde zora sokmayı, toplum nezdinde itibarını düşürmeyi ve Meclis dışına itmeyi amaçladıklarının" anlaşıldığına dikkat çekerek şöyle devam etti: "Esasen kaset parantezine alınarak ağır bir şantajla köşeye sıkıştırılmaya çalışılan yalnızca Milliyetçi Hareket Partisi olmamış, Türk siyaseti ve demokrasisi bu gelişmelerden derin bir yara almıştır. Ne var ki partimize hayâsızca saldıran şeref ve seviye yoksunu karanlık odaklara yönelik AKP hükümetinden inandırıcı ve etkili bir adım bugüne kadar henüz gelmemiştir. Özel hayatı deşifre ederek siyaset üzerinde baskı kurmaya ve tehditlerle mesafe almaya çalışanlara karşı devlet organları tepkisiz, hareketsiz ve yetersiz kalmıştır. Başbakan Erdoğan'ın, Milliyetçi Hareket Partisi'nin zor durumundan istifade ederek meydanlarda kaset tezgâhını diline dolaması, AKP'nin de bu şer kumpanyasının bir parçası olduğu izlenimini güçlendirmiştir. Partimizi sözde tanzim etmeye, yeniden tasarlamaya ya da dizayn etmeye niyetlenen çetenin ekmeğine AKP'nin yağ sürdüğü tartışmasızdır. İç ve dış uzantıları olduğu yönünde güçlü emarelerin bulunduğu bu organize suç çetesi, seçimler öncesinde Türk siyasetine istikamet vermek istemiştir. Bugün ülkemiz, küresel sisteme ve güç merkezlerine hizmet eden, faaliyetlerini hala yerel uzantıları eliyle yürüten büyük bir suç şebekesiyle karşı karşıyadır. Yabancı istihbarat kurumlarının kontrolsüz yapıları ve içerideki psikolojik operasyonları, ajitasyonlar, tahrikler, kamuoyu yönlendirmeleri, halkla ilişkiler faaliyetleri, profesyonel provokatörlerin siyasi yapılara sızma çabaları son dönemde yaşanan ve muhatap olunan tehlikeli manzaranın yalnızca yüzeyde kalan kısmıdır."

AKP'nin ise bu çetenin adeta sözcülüğünü yaptığını, planlarını uyguladığını ve yanında pozisyon aldığına işaret eden Bahçeli, "Bu itibarla, partimize dönük adice ve alçakça saldırıların altında çok yönlü bir hesap bulunmaktadır" dedi.
 

'AKP'nin oyunları milleti meşgul etmek üzerine kurulmuştur'

12 Haziran seçimleri sonrasında yapılacak yeni anayasa kapsamında, partisinin çok kimlikliliğe rıza göstermesi ve etnik kimliklerin anayasaya taşınmasına onay vermesinin açıkça talep edildiğini kaydeden Bahçeli, "ilave olarak Türkçenin Anayasadan çıkarılmasına, Türk kimliğinin esnetilerek alt kimlik seviyesine indirilmesine sessiz kalmasının beklendiğini" belirtti. Bahçeli, şöyle dedi: "Bilinmelidir ki, yapılan saldırıların temelinde Milliyetçi Hareket Partisi'ni yeni anayasa çerçevesinde dönüştürme ve milli itirazlarını törpüleme ve söndürme niyeti bulunmaktadır. Özellikle gizli video kayıtlarının yayınlanmaya başlamasıyla, Başbakan Erdoğan'ın 12 Haziran sonrasında en büyük icraatının yeni anayasa olacağını ifade eden sözlerindeki zamanlama son derece dikkat ve ilgi çekici olmuştur. 12 Haziran sonrası için; etnik kimlikler için statü pazarlığı, İmralı canisini de içerecek genel af, özerklik, anadilde eğitim ve son aşamada ise federasyon müzakereleri el altından yapılmıştır. Bölücü terör ve siyasetteki uzantılarıyla AKP'nin kontrollü gerginliği ve danışıklı dövüşü; sadece seçime dönük sinsi bir strateji ve göz boyamak için oluşturulmuş sahte karşıtlıktan beslenmiştir. 12 Haziran'ı takip eden kısa süre içinde, bölücü çevrelerin kamuoyuna yansıyan açıklamaları ve anayasal çözüm konusunda AKP'yle anlaşıldıklarına dair imaları, buna da hükümetin sessiz kalması seçim öncesindeki tartışmaların yalnızca kayıkçı kavgasından ibaret olduğunu kanıtlamıştır. AKP hükümetinin bütün oyunları Türk milletini meşgul etmek, milli ve manevi değerleri istismar ederek Türk milliyetçileri ve vatanseverleri güçsüzleştirmek üzerine kurulmuştur. 24. Dönem TBMM'nde, milletvekili sayısı olarak 367 sınırını aşmanın Milliyetçi Hareket Partisi'nin Meclis dışında kalmasına bağlı olduğunu gören ve ancak bu şekilde bölünmüş Türkiye'nin anayasasını yapacağını bilen AKP hükümetinin, bütün tertiplerin merkezinde olduğu şüphesi son derece fazladır."
 

'Cumhurbaşkanı Gül'ün uzun süre sessiz kalması düşündürücüdür'

"Milliyetçi Hareket Partisi'ne yapılan siyasi suikastları ve infaz girişimlerini lehine çevirmek için günlerce uğraşan Başbakan Erdoğan'ın bu namertliğini Türk milleti asla unutmayacaktır" diyen Bahçeli, "Her konuya anında refleks gösteren, bölücülerin seçilmesi için Yüksek Seçim Kurulu'nu baskı altına alan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de uzun bir süre sessiz kalması ve kamuoyu algısının değişmesiyle birden bire açıklama yapma gereği hissetmesi son derece düşündürücüdür" ifadesinde bulundu.
 

'AKP'nin seçim giderleri...'

Ayrıca, genel seçim sürecinde devletin tüm imkânlarının AKP lehine seferber edildiğini vurgulayan Bahçeli, "Bakanlıkların üst düzey bürokrasisi, valiler, kaymakamlar AKP propagandasının birer unsuru olmuşlar, tarafsızlık ve hakkaniyet ölçüleri bütünüyle çiğnenmiştir. Bir devlet kanalı olan TRT, var olan yasaları ihlal ederek alenen AKP'nin yayın organı haline getirilmiş ve parti televizyonu yaftasının siciline eklenmesinden zerre kadar utanç duyulmamıştır. Bununla birlikte medya tüm gücüyle AKP'nin yanında yer almış, yandaş kalemler MHP düşmanlığında mutabakat sağlayarak aldıkları talimatların gereğini satırlarından yaydıkları nefretlerle yerine getirmişlerdir. Seçim öncesinde MHP'yi sürekli baraj altında gösterme gayretleri, anket şirketlerinin kamuoyunu manipüle etmeye dönük raporları herkesin gözü önünde cereyan etmiştir. AKP'nin seçim sürecindeki harcamaları ise, anormal düzeyde olup izaha muhtaç olduğu da kuşkusuzdur. Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla, AKP'nin seçim giderlerinin yalnızca Hazine yardımlarıyla finanse edilmesi imkânsız görülmektedir. Bu haliyle AKP'nin siyasi fayda sağlamak maksadıyla her yola tevessül edeceği, her çirkinliğe başvuracağı bugüne kadar ki tecrübelerle sabittir" dedi.
 

Yüzde 13 değerlendirmesi

-Bahçeli, seçimlerin güvenilir ölçülerde olmadığına dikkat çekerken, şunları kaydetti: "12 Haziran'ın hemen arkasından değişik illerde meydana gelen oy sayımı ile ilgili şayialar son derece düşündürücü olmuş ve AKP etiketli organize suç çetelerinin sandık yolsuzluğu yaptıklarına dair şüpheler kuvvetlenmiştir. Milletvekilliği Genel Seçimi'nin şeffaf ve güvenilir ölçülerde olmadığı kuşkusu ise son gelişmeler neticesinde daha da fazlalaşmıştır. İşte bu şartlar altında Milliyetçi Hareket Partisi, hükmü şahsına yönelik tüm saldırılara ve barajın altına düşmesini sağlayacak her türlü çirkin girişime rağmen aziz milletimiz tarafından sahiplenilmiştir. İzan, insaf, vicdan, sağduyu ve hidayet sahibi aziz vatandaşlarım Türkiye'nin ve Türk demokrasisinin içine düşürüldüğü bu çıkmaza sessiz kalmamış ve karanlık mahfillerden siyasi terzilik yapanların tüm oyunları sandıkta bozmuştur. Bu haliyle, Milliyetçi Hareket Partisi'nin yüzde 13'lük oy oranı; yenilgi ya da zafer skalasında herhangi bir yere yerleştirilemeyecek kadar anlamlı, önemli ve niteliklidir. Dört bir koldan sarılmasına ve öldürücü darbelere maruz bırakılmasına rağmen, Milliyetçi Hareket'in surunda gedik açılamamış ve bunu bekleyenler büyük bir hayal kırıklığına uğramışlardır. Partimiz tüm yönetim kademeleriyle birlikte tek yürek olmuş ve tam bir inanç birliği sağlayarak önümüzdeki sürece yoğunlaşma kararını almıştır. Türkiye'nin karşısındaki engelleri ve tehlikeleri bertaraf etmek için her fedakârlığın yapılacağı bir kez daha teyit edilmiştir. Demokrasiyi keyfince yorumlayan, menfaati gereğince anlam yükleyen ve başına sürekli sıfat ekleyen AKP iktidarının yaptıkları asla yanına kar kalmayacaktır. MHP'ye yapılan darbe girişimlerine alkış tutanlar, mağduriyetinden medet umanlar, komplolardan memnun olanlar ve teşvik edenler eninden sonunda pişman olacaklardır. Hiçbir güç Milliyetçi Hareket Partisi'ni inandıklarından, ilkelerinden, verdiği fazilet mücadelesinden ve hedeflerinden geri döndüremeyecektir."

19 Haziran 2011
  Sen misin muaf olan

Mahkeme kararıyla din kültürü dersine girmeyen ilköğretim öğrencisi sınıfta bırakıldı.

Can Hacıoğlu

Cumhuriyet-Eskişehir- Eskişehir’de, mahkeme kararıyla “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersinden muaf tutulan ilköğretim okulu 5. sınıf öğrencisi Nazlı Şirin El’e zayıf not verilerek sınıfta bırakıldığı iddia edildi.

Eğitim Hakları Derneği Eskişehir Şubesi Başkanı Ozan Devrim Yay ve mahkeme kararıyla “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersinden muaf tutulan Nazlı Şirin El’in babası Hüseyin El, Eğitim Hakları Derneği Eskişehir Şubesi’nde bir basın toplantısı düzenleyerek yaşanan duruma tepki gösterdi. Ozan Devrim Yay, Nazlı Şirin El’in “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersinden muaf tutulması için Ankara 1. İdare Mahkemesi’nden karar alındığını ve baba El’in de durumu okul idaresine bildirerek gereğinin yapılmasını talep ettiğini belirtti. Basın toplantısında, Nazlı Şirin El’in karnesini getiren Yay, “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” ders notunun 1 (başarısız) yazıldığını, diğer notlarının “pekiyi” olduğunu göstererek şunları söyledi:

“Mahkeme kararına rağmen Nazlı Şirin El, mahkeme kararıyla muaf olduğu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden başarısız sayılarak sınıfta bırakılmıştır. Tüm arkadaşları bir üst sınıfa geçmenin sevincini yaşarken mahkeme kararına rağmen Nazlı Şirin El ve ailesi mağdur edilmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı ve Eskişehir Valiliği’ni ayrıca diğer tüm yetkilileri uyarıyoruz. Nazlı Şirin El’e yapılan hukuk dışı uygulamayı ortadan kaldırmalarını istiyoruz.”

20 Haziran 2011 
 

39
0
0
Yorum Yaz