EMEKLİNİN HASTANE GÜNLÜĞÜ / GÜNCE / ALİ ŞAHİN

14/1/2008 · Kategori: Deneme

EMEKLİNİN HASTANE GÜNLÜĞÜ / GÜNCE

AL
İ ŞAHİN
______________________________________________

-Abdi İpekçi ve diğer faili meçhullerin anısına!-

Ankara'dayız. Hacettepe'de e
şimin rutin kontrollerini yaptırırken ben de bir çekaptan geçeyim, dedim, ne de olsa yaş kemale eriyor artık, ikinci bahara girdik... Kan verip bir kenarda oturarak eşimin laboratuardan dönmesini bekleyebileceğim bir yer bulmaya çalışıyorum hastane koridorunda. -Dışarısı oldukça sert, dışarıda beklesem hem bir sigara da içerim ama diye düşünerek- Bir yer buluyorum sonunda...Yanımda bir yaşlı teyze oturuyor, eşim kanı laboratuara götürmede nazlanınca: "Hayatı öğren" diyorum, "Benim Arap seninkinden önce gelirse bocalama sonra!..."

Yanımda oturan ya
şlı teyze: "Doğru" diyor, "bak ben yalnız kaldım işte." Biraz nazlanmadan sonra elindeki ve üzerindeki fazlalıkları bana bırakıp gidiyor eşim. Çileli bir yaşamın işlerini yüzünden anlamak mümkün teyzenin. "Sen kimi bekliyorsun, anne? Hayırdır, geçmiş olsun!..." Diyorum... "Ah evladım, diyor, -sen benim evladım sayılırsın- ben beş yıl bekledim, eşimin beş yıllık ömrü bu hastanede geçti, geldim gittim buralara, beş yıl yattı beyim bu hastanede dile kolay... Nefes darlığı, böbrek yetmezliği, narkozdan kalkmaz dediler, morfin yiye yiye öldü; tam bir yıl oluyor... kurtaramadık, gitti, şimdi tek başıma kaldım." diyor.

"Ya
ş kaç Teyzeciğim, diyorum. 78'miş. "Nerelisin, Ankaralı mısın?" diye soruyorum, yalnız geldiğine göre... "Evimiz Ankara'da gide-gele buraların müdavimi olduk gayrı", diyor. "Aslen Ankaralı mısın?" diye soruyorum yeniden. "Yok, aslında Sivaslıyık... da yıllardır burada oturuyoruz, çoluk çocuk, evlendi, barklandı, yerleştik buraya. "

Pir Sultanların, A
şık Veysellerin, Hasan Hüseyinlerin diyarı... Bir de acı çöküyor şurama, 37 kara saplı bıçak... Madımak... 37 canı diri diri yakanlar... Merak ediyorum, neresinden Sivasın? Diyorum...

Şarkışla'danmış... Yaka silkiyorum şaka yollu. "Teyze bir türkü var, duydun mu hiç?" diyorum: "Zülfü Livaneli söylüyor..." Yanıt alamayacağımdan emin... "... Şarkışla'ya düşürmesin/ Allah sevgili kulunu...." diye... Bir ilenme , bir beddua gibi, diyorum yüzüne bakarak... Neden acaba? Diyorum. " İtlerin çokluğundan galiba yavrum, diyor, Deniz Gezmişleri de orda yakaladılar... O yüzden yakıldı o yakım diyor..."Biz de Deniz Gezmişlerden oluruk, Sinan Kazım Özüdoğru benim amcamın oğlu olur..."

Çok geçmeden dönüyor e
şim elinde alındı makbuzu ile... Teyzeye geçmiş olsun deyip, yaşam kavruğu yüzünü okşuyor ve vedalaşıyoruz, bir fail-i meçhulün- Abdi İpekçinin- parkına doğru...

Bir yandan yürüyor bir yandan dü
şünüyorum: her yanda uğrular, haramiler kol geziyor... Fail-i meçhuller, hala fail-i meçhul... Ama kervan yürüyecek, yürümek zorunda... it ürümeleri, hangi kervanı durdurmaya, ne zaman yetmiş ki diyorum. Bayiden bir Milliyet alıp spor sayfasını banka seriyor oturuyoruz eşimle. Haberlere göz atıp 3. sayfayı açtığımda Hasan Pulur'un köşesine takılıyor gözüm.Her zaman büyük bir zevkle okuduğum "Kıssadan Hisse"lerinden biri:

"KERVAN malları yüklemi
ş yola çıkacak, halıdan ipliğe, altından gümüşe kadar ne varsa... Birden haber gelmiş...
"Aman haa, Kırk Haramiler yol kesiyor, adamı donuna kadar soyuyorlar!"

Kervan sahibi bir muhafız aratmı
ş, şehirde tellal bağırtmış:

"Ey ahali duyduk duymadık demeyin, kervana bir muhafız aranmaktadır, babayi
ğit, mangal gibi yürekli, demir gibi bilekli, burma bıyıklı, bol saç, bol kas, bir muhafıza ihtiyaç vardır. İsteklilerin başvurusu..."

***

B
İR babayiğit çıkıp gelmiş ki, tarifi mümkün değil!

Kervan yola çıkmı
ş, akşam mola verilmiş, yenilmiş içilmiş, herkes bir kenara uzanmış, gönülleri rahat, nasıl olsa babayiğit onları korur...

Kırk Haramiler gece yarısı kervanı basmı
ş, herkesi soyup malları almışlar, bir de bakmışlar ki biri horul horul uyuyor:

"Kim ulan bu?"

"Bizim babayi
ğit, güya kervanı koruyacaktı!"
Kırk Haramilerin ba
şı kükremiş:

"Biz
şimdi ona babayiğitliği gösteririz, hadi bakalım!..."

Haramiler sıraya girmi
şler, bir, üç, beş, yirmi, otuz, kırk derken babayiğit bir uyanmış ki, ne uyanma, hayttt, diye basmış narayı, çekmiş palayı, Kırk Haramilerin hakkından gelmiş, kervanı kurtarmış...

***

KERVAN
şehre varmış, ertesi gün yola çıkılacak, akşam yine tellal başlamış bağırmaya:

"Kervanı koruyacak bir babayi
ğit aranıyor!"

Bizim babayi
ğit bunu duyunca kervan sahibine koşmuş:

"Benden niye memnun de
ğilsiniz, eşkıyayı kovaladım, malınızı kurtardım, niye beni işten çıkarıyorsun?"

Kervan sahibi boynunu bükmü
ş:

"Babayi
ğitliğine diyecek yok ama, uykun ağır, ben seni uyandıracak Kırk Harami'yi her zaman nerede bulayım?"

Ne diyelim, yine cuk oturtmu
ş Hasan Abi ... Eline, kalemine, yüreğine sağlık Hasan Pulur, diyorum, sesli olarak eşime yeniden okurken fıkrayı...

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

1 yorum yazılmıştır

Yazan:bilgiblog | Tarih: 13/3/2008
Konu: Selamlar

Bu güzel sitenize blogumdan link verdim. Sizde, blogumdan banner alıp sitenizden bloguma link veririseniz sevinirim. Saygılarımla.

Bağlantı » »

« Önceki :: Sonraki »