Değinmeler/ Ali ŞAHİN
20/12/2005 · Kategori: Deneme
14 - 24 Aralık 2004
OLAMAZ MI? Kekilli daha önemli!
AA - BERLİN - Altın Ayı ödüllü 'Duvara Karşı' filminin yönetmeni Fatih Akın ve başrol oyuncularından Sibel Kekilli, Alman Die Welt gazetesinin seçtiği '2004 Yılının En Önemli 100 Kişisi' listesine girdi. Çok sayıda politikacı ve sanatçının bulunduğu listede Sibel Kekilli 33'üncü, Fatih Akın da 72'nci sırada yer aldı.
OLAMAZ MI?
Haberin sonundaki (!)işaretini garip buldum. Bir değerlendirmedir, S. kekilli' ye yapılanlar, oyunculuğu yerine porno filmlerinin öne çıkarılması bence bir haksızlıktı.Filmi izledim, Kadının oyunculuğu da çok güzeldi bence; bu Fatih Akını önemsememe değil kuşkusuz. Ama iyiydi ... Olamaz mı yani.
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1600)
13 -22 Aralık 2004 Demekki Oluyormuş! 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'
Haydar Ergülen
Kasabalar, denizlere özenir, iç kasabaların perdelerinde rüyadan arta kalmış bir mavilik kımıldanır durur. İç kasabalı çocuklar, sanki denize ulaşırlarsa özlemlerine de ulaşmış olurlar. Bense, iç şehirli ya da
orta şehirli bir çocuk olarak, denizi değil, denizi özleyen kasabaları özlerdim. Hâlâ özlerim de, ne o çocuk var şimdi, ne de içten özlediğim o kasabalar.
Kasaba üstüne hayli yazdım, şiirlerimin de 'kasabalı' olduğunu düşünürüm, şehre gelmek istemeyen, gelse de tez dönmek isteyen kasabalı bir çocuğun içinden gelen şeylere benzer şiirlerim. Hiç kasabada yaşamadım, ama içimdeki bir kasabanın gölgesiyle yazdım hep bütün şiirlerimi, hatta bütün yazılarımı. Çocukluğumda, gençliğimde okuduğum güzel hikâyelerin pek çoğunda kasabayla karşılaştığımdan sanırım, hâlâ kasaba deyince hikâye, hikâye deyince kasaba gelir aklıma. İkisine de duyduğum sevgide, onların birbirlerine yakıştığı düşüncesi etkilidir mutlaka. Bir Ege ya da Akdeniz kasabasından söz etmiyorum, kasaba içerdedir, denizle akraba değildir, kasabaya gölge yeter, bir de loş ikindiler.
Ahmet Uluçay'ın merak ettiğim 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak' filmini seyrettim, Ege'yle İç Anadolu'nun buluştuğu bir kasabada geçen bir çocukluk rüyasını gördüm. Ahmet Uluçay bizi de rüyasına ortak ediyor: Çocukluk gibi sıcak bir film, arkadaşlık gibi güzel bir rüya. Tahtadan bir sinema makinesi yaparak köyde film göstermeyi düşleyen iki çocuk, biri berberin çırağı, biri karpuzcunun. Bir kasaba gölgesi gibi anlaşılır, çocukluk suları kadar saf bir film. Öyle kasabalar var mıdır, öyle çocuklar kalmış mıdır, öyle mahcubiyetler, hayaller, kırgınlıklar... Hikâyeden çok bir masalın içinde buldum kendimi. Gökten üç elma düşmüyor sonunda, ama daha mutlu bir son olarak şimdiki zamana bu film düşüyor, gölgesi bile kalmamış eski kasabalara, arkadaşlıklara bir övgü olarak.
Ahmet Uluçay da ilk filminde kendi yaşamından yola çıkıyor ve gözalıcı bir sadelik, olağanüstü bir doğallıkla, iki çocuğun sergüzeştini anlatıyor. O kasabadaki iki çocuktan biri olmak isterdim, galiba daha az meraklı olan berber çırağı olurdum filmdeki. Ne önemi var, arkadaşımın heveslerini kendi hevesim sayardım, bu da yeterdi bana. Bazen birimizin rüyası ikimize de yeterdi. İnsan. Kasabada birbirinin gözü olabilir, oysa şehir rüyaları da ayırır. Arkadaşlık, denizi ilk gören çocuğun, arkadaşının yerine gözlerinin dolmasıdır. Sevinçle doldurur ki gözlerini, kasabaya döndüğünde arkadaşı da onun gözlerinde gördüğü şeylerden mutlu olsun...
Uluçay'ın filmi bu duyguları yaşattı bana. Sanki arkadaşım benim yerime de film çekmiş gibi, sevinçten gözlerim doldu. Arkadaşının filmini görmek için bir ikindi vakti kasabanın sinemasına giden bir çocuk gibi 'gururlu' hissettim kendimi. Bu filmi görüp de arkadaşlık duygusuyla ayrılmamak mümkün değil salondan. Teşekkür ederim sevgili Ahmet Uluçay, tez zamanda sağlığına kavuşup bizi sevindirecek eski rüyalara yeni filmler çekmeni dilerim. Unutma, eski kasabaları, arkadaşlıkları özleyen, karpuz kabuğundan gemileri batsa da, denize ulaşmayı isteyen gözyaşları hâlâ duruyor gözlerimizde. İç kasabalardan denizlere ayaklarını uzatan çocukların hayalleri buluşur mutlaka.
Demekki Oluyormuş!
Tıpkı Şair Hasan Hüseyin'in dediği gibi 'Dişi yeşil yeşil- İçi kırmızı...' Demekki ustasının eline düşünce karpuz Kabuğundan Gemiler de yapılabiliyor... Ham de yüzüyor da... Kutlarım Ahmet Uluçay'ı...
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1600)
11 - 16 Aralık 2004 Cezaevinden Babıali’ye...Şükran Kurdakul öldü
Şair, yazar, yayıncı Şükran Kurdakul, 77 yaşında hayata veda etti. Şiir ve öyküleri kadar edebiyat araştırmalarıyla da saygın bir isim olan Kurdakul, uzun yıllar yazar örgütlerinde yöneticilik yapmıştı
ALPAY KABACALI (
İSTANBUL - 'Şükran Kurdakul portresi'ni çizerken, onu 'Coşkunun ve inancın şairi' olarak nitelemiştim (Kültürümüzden İnsan Adaları, İst. 1995). Kurdakul'u konu alan kitabımın üst başlığı ise şöyleydi: 'Coşkunun ve direncin şairi' (TÜYAP Yayını, 2000). Şükran Kurdakul portresini tamamlamak için, onun şu özelliklerini de eklemeliyim: Önce, sorumluluk bilinci... Ve "Duygusal, coşkulu, sevecen kişiliği, coşku kıvılcımlarını izleyicilerine aktaran konuşmacılık yeteneği, o yumuşak görünüşü ardındaki inançlarından ödün vermez sertliği, o sertlik içinde -inatçı gibi görünse de- aklın, mantığın gösterdiği yolda yürümekten hiçbir zaman kaçınmayışı..." Bütün bunlar, onun yarı ömrünü kapsayan tanışıklığımızın, dostluğumuzun, uzun birlikte çalışma yıllarımızın izlenimleri...
Bunlar yalnız kişilik yapısı için, şairliği, yazarlığı için değil, bütün eylemleri için geçerli izlenimler.
İlkokuldan itibaren
1927'de İstanbul'da doğan Kurdakul'un edebiyatla ilgisi çok küçük yaşlarında başlamıştı. İlkokulun son, ilkokulun ilk sınıflarında okuyup yazıyordu. Bu dönemde yazdıkları Çocuk Sesi, Maceralar Dünyası gibi dergilerde yayımlandı. Babasını daha bir buçuk yaşına girmeden yitirmişti. Onun Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde nice savaşlara katılmış, Kurtuluş Savaşı'nda çeşitli cephelerde çarpışmış bir binbaşı olduğunu çok sonraları öğrenecekti.
Annesiyle birlikte İstanbul'dan ayrılıp İzmir'e yerleştiklerinde 14, 15 yaşlarındaydı. Hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerini Yedigün, Yarımay dergilerine gönderiyor; bunlar 'Genç İstidatlar' köşesinde yayımlanıyordu. 1943'te, 16 yaşındayken, şiirlerini 'Tomurcuk' adlı kitabında topladı. Çok geçmeden de İstanbul, Fikirler, Kovan gibi dergilerle tanıştı; hece ölçüsünü bıraktı. 17 yaşındaki bu genç şair, artık Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dıranas çizgisindeydi. Bu geçiş dönemi ürünleri, 1944'te çıkan 'Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri' başlıklı kitabında yer aldı. Çok geçmeden de lise öğrencisi Şükran Kurdakul, Ceza Kanunu'nun ünlü 141. maddesine aykırılık gerekçesiyle tutuklandı. Dört buçuk ay tutuklu kaldıktan sonra aklandı, ama okulla ilişkisi kesilmişti. İstanbul'a döndü annesiyle birlikte. 'Beyaz Yakalılar' adlı hikâye kitabında anlatacağı küçük memurluklarda çalıştı. Bir yandan da 'Yeryüzü' ve 'Beraber' dergilerinin yönetimine katılıyordu. 1951'de Yeryüzü'nde çıkan 'Milli Kurtuluş Şarkısı' başlıklı şiirinden dolayı, 142. maddeye aykırılık gerekçesiyle yargılanıp aklandı. Bu yıllarda Nâzım Hikmet etkisindeydi.
1953'te bir kez daha tutuklandı. 68 gün hücre hapsi, toplam iki yıl tutukluluk. Sonuç yine aklanma... Hapishanede şiiriyle 'hesaplaştı'; kendi sesini bulma çabası içine girdi. Gerçekten de, 1956'da yayımlanan üçüncü kitabı 'Giderayak', artık etkilerden uzaklaşmış bir şairin ürünüydü. Yine 142. madde... Kitap toplandıysa da, zamanaşımı süresi içinde açılmadığından, dava düştü. Bu sıralarda gazete ve yayınevlerinde düzeltmenlik yaparak yaşamını kazanıyordu. Bir ara Yelken dergisini yönetti. Ardından Ataç Kitabevi'ni kurdu, kitap yayıncılığına girişti.
TİP ve dergi yılları
27 Mayıs'tan sonra, 1961 Anayasası'nın güvencesine sığınarak yayıncılığa hız verdi; 1962'de Ataç, 1964'te Eylem dergisini yayımladı. Bu dergilerde ve Ataç Kitabevi yayınları arasında genişçe bir edebiyat ve düşün yelpazesinin ürünleri yer aldı. Aynı zamanda Türkiye İşçi Partisi'nin 'aktif' üyesiydi. Genel Yönetim Kurulu ve Merkez Komitesi üyeliklerine seçilmişti; haftada iki kez Balıkesir'e giderek TİP'in Balıkesir İl Başkanlığı'nı yürütüyordu. Toplumsal hareketliliğin oldukça yoğunlaştığı bu dönemde 'İzmir'in İçinde Amerikan Neferi' (1966) ve 'Halk Orduları' (1969) şiir kitapları yayımlandı. Bu kitaplarda, kendi deyişiyle, 'ilk okunuşta algılanmasını istediği şiirler' yer alıyordu. Alanlarda da okunan, kitleleri coşturan... 'Halk Orduları' da yargılanmaktan kurtulamadı. Af yasası çıkmasaydı, Kurdakul bir yıl daha yatacaktı hapishanede...
1969 seçimlerinden sonra 'politika yaşamı'na son verdi. 12 Mart döneminde 'Şairler ve Yazarlar Sözlüğü'nü hazırladı; birkaç yıl sonra 'Çağdaş Türk Edebiyatı-Meşrutiyet Dönemi' adlı kitabı yayımlandı. 12 Eylül döneminde de bunun 'Cumhuriyet Dönemi'ni kapsayan ikinci cildi üzerinde çalışacaktı. Edebiyatın toplumla ve yaşamla iç içe yeşerip geliştiğini, evrildiğini ortaya koyan, edebiyat tarihimizle ilgili derli toplu, sağlıklı bilgiler edinilmesini sağlayan ve edebiyatımızı yeni bir prizmadan yansıtan bu çalışma yankılar uyandırdı.
Yine o sıralarda, şiiriyle 'büyük hesaplaşma'ya girişti. Şöyle anlatıyordu: "Öncelikle şiirin toplumsal görevle aşırı sınırlandırılmaması kaygısını duydum. İşte o zaman, bir-iki yıl şiir yazmayı bırakıp öykü yazdım. Böylelikle toplumsal 'müdahale' desteğini biraz azalttığımı sanıyorum. Yani şiirde öykü yapmayayım, salt şiirin kendisini arayayım, dedim. Ama toplumsal temalar gene verilsin..."
Olgunluk dönemi
Artık Şükran Kurdakul'un 'olgunluk dönemi yapıtları' diyebileceğimiz şiir kitapları birbiri ardınca yayımlanıyordu: 'Acılar Dönemi' (1977), 'Bir Yürekten Bir Yaşamdan' (1982), 'Ökselerin Yöresinde' (1984), 'Ölümsüzlerle' (1985), 'İhtiyar Yüzyıla' (1997)...
Şükran Kurdakul şiiri üzerine çok şeyler yazıldı, daha da yazılacak... Bugün için dilsel ve içsel değerlendirmeleri bir yana bırakarak, bu şiirin, yazının başında çizdiğim Şükran Kurdakul portresindeki temel özellikleri taşıdığını öne süreceğim: Coşku, inanç, direnç (sabır), sevecenlik, inançlarından ödün vermezlik, bilinç... En çok da bağımsızlık bilinci...
Bu bağımsızlık bilinci, onda sorumluluk duygusuyla birleşir. Bütün eylemlerinde, özellikle de yazar örgütlerindeki -çok yakından tanığı olduğum- çalışmalarında bu bilinç ve bu duygu egemendir.
Şükran Kurdakul'un deyişiyle, 'tarihsel işlev hükümlülüğü'dür bu çalışmalar, bu eylemler...
Kurdakul 1961'de Türk Edebiyatçılar Birliği Yönetim Kurulu üyeliğine seçilmiş, daha sonra iki dönem genel sekreterlik yapmıştı. 141-142. maddelerin kalkması için ilk bildiriyi yayımlayan, ilk yürüyüşü düzenleyen bu kuruluş içerisinde özveriyle çalışmıştı. 1977'den sonra T. Yazarlar Sendikası'nın yönetim kurulunda birlikte çalıştık, sendika davasında birlikte yargılandık. 1991-1997'de PEN Yazarlar Derneği Yönetim Kurulu'nda yine birlikteydik; PEN başkanlığını ondan devraldım. Özellikle bu son dönemde yaşadıklarımız ve oldukça içtenlikli ağabey-kardeş ilişkisine dönüşen yakınlığımızı günün birinde ayrıca yazmam gerekiyor.
Evet, edebiyatımız değerli bir şairini, Türkiye bir ömür boyu özveride bulunmuş yiğit bir aydınını yitirdi. Ben ayrıca, çok çok yakınım olan bir ağabeyi yitirdim.
Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.
Diyorum
Durdum baktım, içlenmekse herkesler içleniyor
Durdum baktım, herkes ince, herkes kırık
Nöbet gecelerinde saatler sabahlamak bilmiyor
Ampul sönük, yürek garip, tavan basık
Beri yanda bir sıra iplik çıkar
Bir sıra iplik girer
Beri yanda ayakta durmamak ister artık
Bütün tezgâh başındakiler.
Durdum baktım, içlenmekse herkesler içleniyor
Bir diyorum, göz kapaklarına yazık
Bir diyorum diz kapaklarına
Düşüversem evimin sokaklarına bir
Bir diyorum Asiyemin sıtma iğnesi
Bir diyorum yoksulluğun buncası
Bir diyorum onca dokumanın parası
Elimize binde kaçı verilir
Durdum baktım, içlenmekse herkesler içleniyor
Ampul sönük, yürek garip, tavan basık
Hikâyeler gazetede aynen devam ediyor
Dinmemiş göz yaşları Ferdane teyzenin
Postacının çantasına merak boşuna
Radyolara boşuna kulak veriyor
Bir diyorum, göz kapaklarına yazık
Bir diyorum Asiyemin sıtma iğnesi
Bir diyorum yoksulluğun buncası
Diyorum yetmeli artık.
'Kurdakul özlemle anılacak'
Metin Celâl: Hem şair hem de araştırmacı olarak Türkiye'nin önemli temel taşlarından biriydi. Türk edebiyat tarihi üzerine yaptığı çalışmaları dikkate değerdir. Ayrıca yazarların örgütlenmesi ve haklarını kazanması konusunda öncü olmuştur. Kendisini özlemle anacağız.
Sennur Sezer: Şükran Kurdakul toplumcu edebiyatta bence sevecen bir edayla söylediği şiirlerle yer etti. Onun şiirinde dönüp dönüp anımsanan gittikçe güçlenen haklı bir öfke vardır. Benim için onun en unutulmaz şiirlerinden biri bir dokumacının makine başındaki duygularını anlatan, grev konusundaki ikircimini makine sesleriyle vurgulayan şiiridir. Öykülerinde de benzer bir çizgi sevecen bir dünyaya bakış ve bir anlamda bir çocuğun haklı istekleri vardır.
Pınar Kür: Çok üzüldüm. İyi bir dostumdu. Türk edebiyatında önemli bir yeri vardı. Başımız sağ olsun.
Ahmet Ümit: Büyük kayıp. Bir kuşak böyle gidiyor. Acı olan şu galiba, o giden kuşağın mirasından ne kadar yaralanabiliyoruz bilmiyorum. Bu nedenle bu daha da büyük bir kayıp.
Süreyya Berfe: Şükran abinin, Türk edebiyatına yaptığı hizmetler kolay kolay unutulacak gibi değil: Ataç Kitabevi, Ataç dergisi, Eylem dergisi başta olmak üzere yazılarıyla, incelemeleriyle büyük hizmetler yapmıştır. Avşar Timuçin, Eray Canberk, Ömür Candaş ve hepimizin üzerinde emeği vardır. Şairliği hakkında pek parlak şeyler söyleyemeyeceğim, ama iyi bir edebiyat adamıydı. Umarım yeni kuşaklardan da bir Şükran Kurdakul çıkar.
Dinçer Sezgin: Şükran ağabey, şiire başladığı günden itibaren sol düşüncenin kalemi olmaya özen göstermiştir.
'Mesajımızı halka iletmek zorundayız.
Halkın bu mesajı çok çabuk yakalayacağı somut bir dil kullanmak gerekir. Mesajı halka ulaşmayan eser, sanat eseri değildir'; Şükran ağabey, bu görüşünü hemen her toplantıda değişik biçimlerde ifade ederdi. Yalnızca şiirleriyle değil, her dalda verdiği eserlerle kendinden sonrakilere örnek olmuş bir insandı. Türk şiirinin yorulmayan bir emekçisi ve bekçisiydi. Gerçek bir ağabeyimi yitirmiş kadar üzüntülüyüm.
Bugün toprağa verilecek
Şükran Kurdakul'un cenazesi İstanbul Kızıltoprak'taki Zühtüpaşa Camii'nde kılınacak öğle namazının ardından Sahrayıcedid Mezarlığı'nda toprağa verilecek.
12 -Cezaevinden Babıali’ye...
Şükran Kurdakul, “edebiyat dünyamızın ve demokrasi mücadelemizin yüzakı. Türkiye’nin geride kalan 60 yılı boyunca yazar, yayıncı, kültürel ve politik yapılanmalarda örgütçü olarak ön saflarda yer aldı hep. İstanbul ve İzmir’de gelişen edebiyat hareketlerinin sürükleyicileri arasında, 1946’daki Emekçi Köylü Partisi’nin örgütlenmesi içinde, Büyük Komünist Tevkifatında, toplumsal mücadelede onurlu rolünü üstlenen yazar örgütlerinde, 60’larda büyük bir emekçi dalgası yaratan TİP’te… Bu sürece hapisliğin, işsizliğin, loş odalarda karın tokluğuna düzeltmenliğin eşlik ettiğini; ‘Acılar dönemi’nden ‘ellerini kirletmeden’ geçtiğini; ödünsüz, umutlu, iyimser büyük bir insan” olduğunu hep biliyoruz… hepimizin başı sağ olsun… O, şiirleri, öyküleri, inceleme ve edebiyat tarihiyle yaşamayı sürdürecek…
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1600)
SORULUNCA...
Denizler sorarsa
En mavi kaygılarını açarak önümüzde
'Nerde benim esinlerim,
Nerde sen? '
Güzelle bakalım kendini.
Coşkusu sularında rüzgarlanan
Irmaklar sorarsa
'Nerde benim yarışlarım,
Nerde sen? '
Sürükle bakalım kendini.
Çocuklar sorarsa
Yaşamları yüreğimizde dokunan
'Nerde benim sorularım,
Nerde sen? '
Bütünle bakalım kendini.
Ölüler sorarsa
Silahların kazdığı çukurlarda
Gözleri açık giden,
Ölüler sorarsa bir gün;
'Nerde benim yaşamım,
Nerde sen? '
Yanıtla bakalım kendini.
Ve her biri yüzyıllar süren
Karanlık birtakım geceleri
Dirençlerinde sürükleyen
Mahpuslar sorarsa,
'Nerde benim suçluluğum
Nerde sen? '
Temizle bakalım kendini.
ŞÜKRAN KURDAKUL
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1600)
10 - 16 Aralık 2004 OYSA ÇOK İŞİ VARDI DAHAOYSA ÇOK İŞİ VARDI DAHA
'Yine çığ basmış bütün yolları
Yolu yok haber salmanın
Selam iletmenin dostlara/
Hep kavgayla sürecek gibi yaşam
Korkarım ki
Aşka zaman bulamadan gideceğiz
İçimizdeki sonsuz sevgileri
Acının tabutuyla toprağa vereceğiz
Kim bilir
Belki yürürken belki yatakta
Bir yürekte bin şiir götüreceğiz...' Adnan Yücel
Bazı ölümler çok daha fazla etkiliyor geride kalanları. Yaptıkları yapacaklarının teminatı olan kişilerin işleri yarım, eksik kalacak ya da hiç yapılamayacakmış gibi geliyor insana. Oysa daha yapacak çok işi vardı. Ç. T. Edebiyatı 5,6; Sözlük, anıları… Ne çok şey sığdırmıştı kısa sayılacak yaşamına…
“Gidiyorlar,
Atları, terkileri
Göğüslerinde gümüş köstekleri
yoktur.
Gidiyorlar,
Baş açık, yalınayak, ardı arkasına
Ümitten gayri ekmekleri yoktur.” Enver GÖKÇE
“Şair Enver Gökçe, kendisinden sonra gelenlere elde ettiği güzellikleri yansıtmayı başarmıştı.” demişti ardından. O da başardı. Anısına saygılar sunarım.
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1600)
9 - 20 Kasım 2004 ONLAR DERSİNİ BİLİR!… ONLAR DERSİNİ BİLİR!…
CHP Gaziantep’te bile yitirdiği, Ankara, İstanbul… gibi büyük şehirleri kaybettiği yerel seçimlerde partinin Türkiye ortalamasının 3 katından fazla oy alarak seçim kazanan SARIGÜL olayından ders mers çıkarmayacaktır, kimse merak falan etmesin! Sonucu görüyor gibiyiz… Kırk yıllık kani, olur mu yani… Yavrularını yemeye devam edecektir… Bundan öncekilerde olduğu gibi… Doğrudur, eğridir, dokunulmazlığı olmadığına göre parti yöneticilerinin şimdilik karalama kampanyası gibi görünen son karşı ataklarına yargı karar verecektir elbette… Ama kol bile kırılsa yen içinde kalmalı değil miydi, inceleyip araştırmadan, ne menem politika bu?...
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1600)
8 - 11 Kasım 2004 S.OKYAY :Türk Savaş ve Barış'Savaş ve Barış' gibi
İSTANBUL - Yarın çıkacak Radikal Kitap, Louis De Bernieres'in 20. yüzyıl başında Ege'nin bir sahil kasabasında geçen romanı 'Kanatsız Kuşlar'ı kapağına taşıdı. Sevin Okyay, Altın Kitaplar'dan çıkan romanla ilgili "Adeta Türkiye'de geçen modern bir 'Savaş ve Barış' gibi" değerlendirmesini yapıyor. Kitap'ta 55 kitap tanıtılıyor. (Kültür Sanat)
S.OKYAY :Türk Savaş ve Barış
Yeryüzünde bir cennet. Başlangıçta... Çömlekçi İskender, kitabın en başında, başka şeylerden de söz ederken, durumlarını özetliyor: Biz kendi Hıristiyanlarımızı, çoğu zaman, iş olsun diye tıpkı onların bizim için kullandıkları küçültücü sıfatlara benzer sıfat kullanarak ve mutlaka bir gülümseme eşliğinde, köpekler ya da imansızlar diye anardık; ama onlara zaman zaman RumveyaYunandendiğini de biliyorduk. Onlarsa, bizim kendimizi 'Osmanlı' diye tanımladığımız zamanlarda, hakaret olsun diye bize Türk derlerdi. Ardından bizim gerçekten de 'Türk' olduğumuz ortaya çıktı... 'Kanatsız Kuşlar, savaşın siyasi ve kişisel bedeli, erkeklerle kadınlar, dostlar ve düşman olmaya itilenler arasındaki sevgi üzerine, insanları da güzel olan güzel bir memleket üzerine mizah dolu trajik bir roman. Hatta yer yer, Sotiriou'nun 'BSS Anadoluya' sının yürek parçalayıcılığına, sıcaklığına ve güzelliğine eriştiği bile söylenebilir… Uzunluğu sizi ürkütmesin, su gibi akıp gidiyor.
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1600)
7 - 5 Kasım 2004 ÜSTÜ KALSIN... ÜSTÜ KALSIN...
Ölümün Yükselişi ve Çöküşü
Ne zaman bir yakını ölse birinin,
Onu ilk-ölüm sanır kalır o.
Ne zaman bir sevdiği ölse birinin,
Onu en-ölüm alır kalır o.
Ne zaman bir saydığı ölse birinin,
Onu hep-ölüm bulur kalır o.
Ne zaman bir-bildiği ölse birinin,
Onu son ölüm sayar kalır o.
Ne zaman bir umduğu ölse birinin,
Onu yok-ölüm duyar kalır o.
Ne zaman bir her şeyi ölse birinin,
Kendini ölümlerle yaşar kalır o.
Ne zaman bir kendisi ölse birinin,
Ölümlerde kendini yaşar kalır o.
Özdemir Asaf
Ölüm
foyası
ömrünü
şavkır
ki
ölüm
de
özünde
aykırı
aşktır.
Metin Altıok
Ölüyorum Tanrım!
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür, biliyorum Tanrım.
Ama ayrıca aldığın şu hayat, fena değildir.
Üstü kalsın…
Cemal Süreyya
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1600)
6 -29 Ekim 2004 Ödüller ve MEB Temel Eserleri Büyük ödül Esayan'a
AA - İSTANBUL - İnkılap 2004 Roman Yarışması'nda büyük ödül 'Şimdinin Dar Odası'yla Markar Esayan'ın oldu. 'Günlerden Bir Gün' romanıyla Aynur Kulak, 'Zamanın Ötesinde Buluşma'yla Didem Uslu ise mansiyona değer görüldü. İnkılap Kitabevi'nin düzenlediği yarışmada ödüller 23. İstanbul Kitap Fuarı'nda düzenlenen törende sahiplerine verildi.
Ödüller ve MEB Temel Eserleri
Bu tür ödüller gerçekten edebiyatımızın geleceği yönünden yeni, genç yetenekleri ortaya çıkarması bakımından sevindirici.Hoş MEB bunları hiç kaale almıyor ya.. Ne o 100 Temel Eserin hali pürmeali... Ne kadar temel eser bunlar? 100 yazar gerçekten en önemli 100 yazarımız mı?(Gerçi %25' i dünya yazarı ama biz de uzaylı değiliz, bu yüzden yazarımız demekte sakınca görmüyorum. Ayrıca seçilen yapıtlar o yazarların en temel eserleri mi? Kaç tane ödüllü yazar var içlerinde...Öğrenci düzeyi üstünde uzmanları ilgilendiren yapıtlar da ayrı tabii...
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1600)
5 -O. KEMAL’İ YENİDEN OKURKEN 100 bin 'Cemile'
İSTANBUL - Epsilon Yayınevi, 100 bin adet basıp 2 milyon 900 bin liradan satışa sunacağı Orhan Kemal kitabının adını açıkladı: 'Cemile'. Kemal'in hayatından satırlara taşan bu romanın arka planında 1934 Adanası var.
İşçilerin ekmek para-sı için verdiği mücadelenin anlatıldığı romanda güzel Boşnak kızı, işçi Cemile ile Kâtip Necati'nin aşk öyküsü yer alıyor. (Kültür Sanat)
O. KEMAL’İ YENİDEN OKURKEN
A.KÜÇÜK ADAMIN NOTLARI:
1. Baba Evi, 1949
2.Avare Yıllar, 1950
3. Arkadaş Islıkları, 1968
4. Dünya Evi, 1960; Cemile, 1952
B. ÇUKUROVA ÜÇLÜSÜ:
1. Hanımın Çiftliği, 1961
2. Vukuat Var, 1958
3. Kaçak, (ö.s.) 1970
C.BÜYÜK KENT/ KÜÇÜK İNSAN:
a-1. Suçlu, 1957
2. Sokakların Çocuğu, 1963
3. Serseri Milyoner, 1976Ö
b-1. Küçücük, 1960
2. Bir Filiz Vardı, 1965.
D.İKİLİ:
1 Müfettişler Müfettişi, 1966.
2.Üç Kağıtçı, 1969
E.ÇUKUROVA İKİLİSİ:.
1. Bereketli Topraklar Üzerinde, 1954
2. Gurbet Kuşları, 1962
F.FABRİKA İNSANLARI:
1. Murtaza, 1952
2 Grev (1954 gen. Bas. 1968)
3.Cemile, 1952
G. ÇUKUROVA GERÇEĞİ:
1. Bereketli Topraklar Üzerinde, 1954; Gurbet Kuşları, 1962
2. Hanımın Çiftliği, 1961; Vukuat Var, 1958; Kaçak, (ö.s.) 1970
3. Eskici ve Oğulları, 1962
4. Kanlı Topraklar, 1963
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1600)
4 - 6 Eylül 2004 İÇERDE YAŞAMAK40 yıllık düşünce sanığı AB için yapılan onca değişikliğe rağmen Fikret Başkaya, düşüncelerinden dolayı 9 Eylül'de Ankara 15. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yine yargıç karşısına çıkacak.
Prof. Dr. Fikret Başkaya, 1960'lı yıllardan bu yana yargılanıyor. Üç kez cezaevine girdi. Şimdi yine 11 yıl önce yazdığı bir yazıdan, 115 yıl öncesine ait bir kanun maddesiyle yargılanıyor
Celal BAŞLANGIÇ
İÇERDE YAŞAMAK
Devlet Baba sayesinde Fikret BAŞKAYA ile İsmail BEŞİKÇİ içerde yaşamaya o kadar alıştılar ki, dışarda uyum sağlayamazlar herhalde(!)...
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1600)
3 - 20 Ağustos 2004 noktalama düzeltilse olmaz mı? noktalama düzeltilse olmaz mı?
Yanlış yönlendirme
Hakkı beyin fazla köpekleri gazla ye da eterle uyutup, başlarını ezerek öldürme uygulamasını 'birinci elden' hangi ülkede ve hangi sıklıkta gördüğünü öğrenmek istiyorum.
Ben de bir Avrupa ülkesinde yaşıyorum. Değil bu şekilde öldürülmek, sokakta başıboş bir minik bulunduğunda kapı kapı dolaşıp sahibinin arandığı, bulunamazsa Hayvanları koruma cemiyetine havale edildiği, cemiyetin o yavruya 'sıcak bir yuva' bulduğu bir Avrupa ülkesinde. Köpeğini şiddetli yağmurda bahçede korunaksız bıraktı diye komşusu tarafından cemiyete şikayet edilen, köpeği elinden alındığı gibi bir daha 'ev hayvanı' edinmesine izin verilmeyen bir ülke. Ve hatta hayvanları korumanın zaman insan haklarını korumanın ötesine geçtiğini düşündürecek kadar hayvan haklarına düşkün bir ülke. Her ülkede, her toplumda olduğu gibi Avrupa'da da zalim insanların olduğu muhakkak. Ancak birkaç örnekle okurları yanlış yönlendirmemek gerektiği kanısındayım. Saygılarımla
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1600)
2 - 16 Haziran 2004 'Bence' mi, 'Bencileyin ' mi? 'Bence' mi, 'Bencileyin ' mi?
Yazarın, “Sebahattin Demiray, yine bencileyin çağdaş Türk edebiyatının en büyük romancılarından biri olmaya aday.”sözüne takılmış Sn.nisa veziroğlu: “Acaba şu mu demek 'ben çağdaş Türk edebiyatının en büyük romancılarndan biri olmaya adayım.' Umarım 'bence' diyeceğine 'bencileyin ' demiştir.” Diye düzltiyor,sanırım yazarı yeterince tanımıyor.
Aşk Hikayeleri, Mine G. Kırıkkanat, Om, 2000,
.Bir Gün, Gece (Küçük Boy Baskı), Mine G. Kırıkkanat, Om, 2003,
.Carissima Sevgilim, Donatella Piatti, Mine G. Kırıkkanat, Epsilon, 2004,
.Gülün Öteki Adı Kathar Şövalyelerinden Şeyh Bedreddin Yiğitlerine, Mine G. Kırıkkanat, Om, 2002
.Gülün Öteki Adı, Mine G. Kırıkkanat, Milliyet, 1997
.Pandispanya (İspanya Yazıları), Mine G. Kırıkkanat, Milliyet, 1996,
.Topuk Tıkırtıları, Mine G. Kırıkkanat, Milliyet, 1996,
.Yalnız Kalem, Mine G. Kırıkkanat, Milliyet, 1997,
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1600)
1 -15 Mart 2004 DUVARA KARŞI’YA KARŞI…DUVARA KARŞI’YA KARŞI…
Aradan geçen sürede Yönetmen ve oyuncunun başarıları ödül üstüne ödülle iyice pekiştirildi.Bu denli başarılı iş yapılmasaydı Sibel' le böylesine uğraşılıp, kirli çamasır merakı depreşecek miydi acaba? Bence kesinlikle hayır... Filmi CD'den izleyebildim, çok mükemmel, bizce de anlamlı... Yurtdışındaki 3. kuşak kendine bakıyor... Bazılarına göre pornoymuş, şuymuş, buymuş aslında hikaye; onların tek amacı başarıya gölge düşürme isteği.. Yurt dışında ya da içinde her başarıyı karalama ya da sessiz kalma, üzerine ölü toprağı atılma, yeni bir şey değil ülkemizde... Demek ki bu dünyamızda da böyleymiş!.. Yazara katılıyor, filme emeği geçenleri kutluyorum. İt ürür, kervansa her zaman yürür...
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1600)

