CESARETİN VE BAŞKALDIRININ ÖYKÜCÜSÜ “KERİM KORCAN” ÖLÜMÜNÜN 15. YILINDA ANILIYOR. (Kerim Korcan, 1918 - 9 Kasım 1990)
Türk Edebiyatında gölgede kalan isimlerden biri olan Kerim Korcan 31 Ocak 1918’de Adapazarı’nın Akfelek köyünde doğdu. Babası Murat usta yoksul bir saat tamircisiydi. Bu yüzden Kerim Korcan ancak ilkokul 4. sınıfa kadar okuyabildi. Küçük yaşta kahveci, dondurmacı, köfteci ve berber çıraklığı yaptı. 1938 yılında siyasi polis tarafından gözaltına alındı. Aynı yıl Donanma Kor Askeri Mahkemesinde İsyan Suçlusu olarak yargılandı 12 yıl ağır hapse mahkûm edildi. Sinop Cezaevinde 10 yıl hapis yattıktan sonra serbest kaldı. Hapisten çıkar çıkmaz askere alındı. Askerlik sonrası 1950’de İstanbul’a geldi, marangozluk yaparak yaşamını kazanmaya çalıştı. 1957’de Vatan Partisi yöneticiliğinden kovuşturmaya uğradı. Türk Ceza Kanunu’nun ünlü 141 ve 142. maddelerine karşı gelmekten tutuklandı. İki yıl Sultanahmet Cezaevinde tutuklu kaldıktan sonra 1959’da beraat etti.
Kovuşturmalar ve Cezaevlerinde geçirilmiş bir yaşam; Kerim Korcan
Bu “suçlamalardan” da sonunda aklanan Kerim Korcan, 1962’de Milliyet gazetesinin “Bir Memleket Gerçeği” konulu yarışmasında “Köşe” adlı röportajıyla ikinciliği kazandı. “Linç” adlı romanı 1970’de filme alındı, ardından oyun haline getirildi. 'Linç' filmi 70'li yılların en önemli filmlerinden biriydi. Kerim Korcan'ın romanından uyarlanan filmde cezaevindeki mahkûmlar arasında yaşanan iktidar savaşı anlatılıyordu. Linç Filmi1970 yılında Ali Yaver - En İyi Görüntü Yönetmeni, Bilge Olgaç - En İyi Yönetmen, En İyi 3. Film, En İyi Stüdyo Çalışması ödüllerini aldı. 1976 yılında Tatar Ramazan adlı öykü kitabı tiyatroya uyarlandı. AST ve İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sahnelendi. "Ateşten Köprü" adlı romanında komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla İstanbul DGM'de yargılanan yazar Kerim Korcan 4 Mayıs 1989’da beraat etti. 1990 yılında Kerim Korcan'ın Tatar Ramazan adlı öyküsü tiyatrodan sonra sinema filmine uyarlandı filmin başrolünü Kadir İnanır oynadı, filmin müziklerini Ahmet Kaya'ya yaptı. Ölümsüz birçok esere imza atan Kerim Korcan 1990 yılının 9 Kasım günü tedavi gördüğü kanser hastalığına yenik düşerek hayata veda etti. Döneminin birçok edebiyatçısı gibi zor günler geçiren Kerim Korcan cezaevlerinde ağır koşullarda 12 geçirdi. İçinde bulunduğu koşulları estetize eden Kerim Korcan yaşadıklarını birer sanat yapıtına dönüştürür. Eserlerinin çoğunda cezaevi gerçeğini anlattığından ezilenler, başkaldıranlar, idamlıklar kitaplarının kahramanı olmuştur. Kerim Korcan’ın yazın tarzında “Halk Hikayeciliği” niteliklerine sıkça rastlanır, eserlerinin genelinde kahramanlarının şivesiyle sade anlatımlarla okuru sıkmaz, kolay okunan bir tarza sahiptir. Kerim Korcan; “Ben üniversite kürsülerinde vatandaşların hak ve hukuk eşitliği için ağlayan ama içeride insanların anasını ağlatan adaleti, tekmil ters uygulamalarıyla mahpushanede cürmü meşut ettim, suçüstü yakaladım. Madem ki adalet mülkün temelidir, ben de toplum sorunlarına, başlangıç olarak oradan yaklaşmayı uygun buldum. Başkaları ne düşünür bilmem. İyi bir giriş yaptığım inancındayım ve devam etmek isterim. Tatar Ramazan’ın benim ilk eserim Linç’ten evvel kaleme alındığını açıklayabilirim. Dil konusunda tartışmaya girmek istemem. Hem birazda bineceğim dalı kesmek gibi olur bu. Dilde arınmaya gitmeye çalışıyorum ve bu gayreti sürdürenlerle esasta mutabıkım. Ancak zorlamaya kaçmaktan da sakınırım” diyerek kendi yazarlığını anlatır. Bir İsyan Öyküsü; Tatar Ramazan 1942 yılında bir tarla sorunu nedeniyle adam öldürüp hapse giren Tatar Ramazan, cezasını tamamladıktan sonra tahliye edilir. Ne var ki, Tatar Ramazan adam öldürmek suçundan tekrar içeri girer. Hapishanede onu zor günler beklemektedir. Tatar Ramazan, Türk öykücülüğünün en gerçekçi kahramanlarından biri olarak anılmaktadır. Mertliğin,cesaretin, onurun zulme başkaldırısını temsil eder.Cezaevi yaşantısı içindeki karşı konulmayan feodal yaşam biçimine tek başına isyan ettiğinde görmüştür ki arkasından insanlar gelmiştir. İnsanlar bir ışık çakımı bir umut beklemektedir. Tatar Ramazan insanların zihninde yarattığı yalan efsaneye ve korkuya bir isyandır.
Kerim Korcan’ın yayınlanmış eserleri: Linç (Roman), Tatar Ramazan (Öykü), İdamlıklar (Öykü), Ter Adamlar (Roman), Patrona (Roman), Dimitrof Geçiyor (Roman), Canlı Bayraklar (Öykü), Ölüm Pusuda (Öykü), Ateşten Köprü (Anı) Harbiye Kazanı (Anı), Ey Gaziler (Şiir), Acılar Çemberi (Çocuk Romanı), Capon (Çocuk Romanı). Kerim Korcan’ın “Bütün Eserleri” Babil Yayınları tarafından yeniden okuyucuya sunuluyor. 2005 yılı Nisan ayında Kerim Korcan’ın ölümsüz eseri “Tatar Ramazan” okuyucuyla yeniden buluştu, sırasıyla Linç ve İdamlıklar yayınlandı. Babil Yayınlarının yayın programına göre 2006 yılında kalan bütün eserlerin okuyucuyla buluşturulması planlanıyor.
Yitik Ülke
Radikal Kitap; 18/11/2005
Demir kapı kör pencere
Kerim Korcan, siyasal nedenlerle yattığı cezaevlerinden edindiği deneyimi, dünya görüşüyle birleştirmeyi bilmiştir. Ölümünün 15. yılında Kerim Korcan'ın kitapları yeniden yayımlanıyor. Öncelikle hapishane konulu üç romanı okurla buluştu
SENNUR SEZER
Kerim Korcan (31 Ocak 1918-9 Kasım 1990), yazdığı metnin ilk cümlesiyle okurun dikkatini çekmeyi başaran bir yazardır; çünkü Korcan'ın bu cümlesinde geçmiş zamanların söylencelerini/destanlarını aktaran bir anlatıcıyı anımsatan bir tını/eda vardır. 1962 yılında Milliyet gazetesinin açtığı 'Bir Memleket Gerçeği' konulu röportaj yarışmasında dereceye giren iki yazarın başarısı, bence bütünüyle, seçtikleri konuyla örtüşen anlatımlarının sonucuydu. Bu yazarlardan biri Dursun Akçam, diğeri Kerim Korcan'dı. Korcan, Köse'ye "Pireler hallerinden şekvacı olup peygamber kapısına dayandığında, Hazreti Süleyman'ın huzurunda bir köse oturmaktaydı" cümlesiyle başlamıştı. Kırk yılı aşkın süre sonra bile neredeyse sözcük sözcük ezberimde duran bu cümle bana hâlâ yazarın anlatacaklarının kıssalar gibi ders alınması gereken bir yanının olacağını sezdiriyor, büyülü değilse de yaşanması olanaksız sanılacak bir takım olayları (okumaktan çok) dinleyeceğime inandırıyor. Bu cümleyi izleyen cümleler de ilk cümlenin yarattığı çekimi pekiştiriyor: "Ama bizim sözünü etmek istediğimiz köse bu köse değil. Rütbe ve kabiliyeti kendisinden menkul, Cide nüfusuna kayıtlı, cezaevi gardiyanı Kasım Köse. Zaten kendisinin de böyle benzetmelerden hoşlanacağını pek umamayız." Korcan, halk anlatıcılığının, renkli, epik ve didaktik yanını özümsemiş bir yazardır. Bu anlatımın önemli öğelerinden biri olan şiirsel tanımlardan/övgülerden, özellikle kahramanlarını tanıtırken, kaçınmaz: "Loş koridorların öksüz karanlığından, biraz da salına salına, kara yılanlar gibi süzülerek gelirdi."
Korcan'ın anlattıkları Bir öykü içinde başka öykülere göndermeleri de başarıyla kullanır: "Mapushane kayıt defterinde, Kadir Güler diye yazarmış adı. (...) Ama onun mahpustaki, yani içerdeki adı hiç de böyle değildi. Arap Kadir derlerdi ona; bazen de kısaca Arap... Mütareke İstanbul'una ün salmış, bir yumrukta iki İngiliz'i birden deviren Marmara Hasan gibi kara bir dev değil, ince filiz gibi, utangaç bir gençti o." (Linç) Kerim Korcan'ın okurları, çelişkilerin siyah beyaz çizgileri kalınlaştırılmış bir dünyada bulurlar kendilerini. Yaşadıkları dünyanın, yazarın aynasından böyle yansıyabileceğini sezseler de neden böyle bir dünyada yaşandığının, yaşanmak zorunda olduğunun sorusunu edinirler okuduklarıyla. Kısacası Kerim Korcan'ın anlatıları, Şükran Kurdakul'un da vurguladığı gibi, çağdaş bir bakış açısından destek alır "(...) yayımladığı roman ve öykülerinde diri, canlı, doğal bir anlatım içinde, yer yer kişilerin iç hesaplaşmalarını yansıtarak toplumcu gerçekçi akımın başarılı örneklerini verdi." Kerim Korcan anlatılırken, "halk için, halk anlatımıyla yazdı" denilmeli. Bu tavrı, özellikle onun yazdığı dönemde, halkın bütünüyle benimsemesinin zor olduğuna inanılan "idam cezasının kaldırılması" konusunda bile rahatça düşüncesini açıklamasını sağlamıştır: "(...) alınan sonuçlara da bakarak, asırlardır uygulama alanı bulabilen idam cezasını, bugün de geçerli bir yöntem sayamayız. Ceza hukuku tahsil ederek değil, ceza yatarak -hem de 12 yıl- geldim bu kanıya. Onlarla konuştum, tartıştım, hayret edeceğiniz kadar terbiyeli, insancıl kişilerdi. Ama bir kere ellerini dirseklerine kadar kana sokmuşlardı. Bunun sorumluluğundan kaçmağa tenezzül de etmiyorlardı. Yalnız kulak arkası edemeyeceğimiz, bir ricaları, bir istekleri vardır: öldürmek çok kötü bir şeydi, bu yola baş koyup onlar da öldürülmemeliydi. Israrla bunu istiyorlar adaletin yüceliğine kan bulaştırmak istemiyorlardı. Ceza mı? Elbette bunu çekeceklerdi. Ama ölerek değil, yaşayarak, her an, her dakika cürümlerinin ağırlığını sırtlarında duyarak. (...) Ufukların kan rengi, güneşin doğuşuyla silinir gider. Ama, idamlıkların kanlı ayak izleri taban taban toprakta kalır. Bunları silip götürecek yağmur yoktur. Bir kısım insanlarımızı dertli göreceğiz, ağlayan anaları dertli göreceğiz. Hep konuşacaktır onlar ağırdan ağırdan. Kin üretecekler, merhamet üretecekler. Toplumda huzur bulamayacağız. Şimdi tarlalarımızı sürerken, demirleri döğerken, zorluklara boyun eğerken, demir parmaklıklara da bir göz atamaz mıyız? Orada insanlar var. Biz onları düşünmeğe mecburuz. Onların acılarını acılarımıza katmamak, ancak onlarla, onların meseleleriyle ilgilenmekle mümkündür. Bir iki çaresini biliyoruz bu derdin. Ama bu kadarcığı ateşi söndürmeye yetmiyor, yeteceğe de benzemiyor. Onun için binlerce, on binlerce insanımızdan bu konuda ilgiler,dayanışmalar beklemek hakkımız değil mi? Niye yazıldı binlerce kitap? Niçin okudu onları insanlarımız? Onca bilgiyi neden edindiler? Kanı kanla yıkamazlar. Böyle söylemiş atalarımız. Gözlerimiz ufuklara çevrili, gamlı akşamlarda boynumuzu bükmüş, sizlerden bu çağrıya cevap bekliyoruz! İDAMLIKLAR da bekliyor!" (İdamlıklar)
İdam cezası, hapishane yönetimi ve insan... Kerim Korcan, siyasal nedenlerle yattığı cezaevlerinden edindiği deneyimi, dünya görüşüyle birleştirmeyi bilmiştir. Bu birleşim, anlatılarını okuyanların alt bilincinde sorular üretir. Bu sorular yazarın doğrudan sorduğu sorular ve vardığı sonuçlarla pekişir. Örneğin yazarın İdamlıklar'ın son bölümünde yer alan "Siz canlarıyla cürümlerini ödeyenlerin cürmüne şu veya bu şekilde katılmadığınızdan emin misiniz?" sorusu da, "Bilmiyor musunuz ki adalet halkla bütünleşebildiği zaman cürümlerin üstesinden mutlak olarak gelebilecektir. Aksi hal, akar gider bu kanlı nehir" yargısı da yazarın okuru hazırladığı sonuçlardır. Kerim Korcan yalnızca suçlardaki toplumsal payı düşündürmez; bir hapishanenin müdürünce uygulanan "yönetim kurallarına uymayanın tasfiyesi" içeriyle dışarısı arasındaki farkın azlığını da belirtir. Yöneten ile yönetilen arasındaki çelişkiyi, yarı alaysı cümlelerle vurgular. Korcan'ın en önemli özelliği yazdığı olayların kurgusal, kişilerin düşsel yanlarının fark edilmeyecek doğallıkta oluşudur. Sanatsal kurgu ve soyutlama, öfke ile merhamet dengeler birbirini. Bir iki soluk için bile olsa yaşamanın önemi vurgulanır: "İhtiyarlar, bütün çırpınmalarına rağmen, oğullarıyla yüz yüze görüşememişlerdi. Görüşüp konuşamamışlardı. Ne var ki, idamlık Hüseyin'i, yarım saat için bile olsa, son bir defa mahpushane bahçesine çıkartmışlar ve masmavi gökyüzüne bir daha bakmasını sağlamışlardı." Kerim Korcan'ın kitaplarının tümü yayımlanırken önceliğin ana temaları hapishane olan Linç (roman), Tatar Ramazan (öykü) ve İdamlıklar'a (öykü) verilmesi bence çok isabetli olmuş. Kerim Korcan'ı ilk kez okuyanlar ve yeniden okuyarak bellek tazeleyecek olanlar, hem usta bir anlatıcı ve bilge bir tanıkla tanışacaklar, hem de artık gazetelerdeki hapishane haberlerine, tutuklu yakınlarıyla ilgili yorumlara kayıtsız kalamayacaklar.
TATAR RAMAZAN, 235 sayfa, 10 YTL.
LİNÇ, 160 sayfa, 8 YTL.
İDAMLIKLAR, 275 sayfa, 12 YTL.
(Kerim Korcan'ın bütün eserleri Babil Yayınları tarafından basılmaktadır.)
|