07 09 2006

Benzeri olmayan bir 'Türk Edebiyatı Tarihi' Mustafa Şeri

Benzeri olmayan bir 'Türk Edebiyatı Tarihi'

Başlangıcından günümüze doğru Türk edebiyatına nasıl bakmalı? Ne kadar donanımlı olursa olsun, tek bir insanın emeği böyle kapsamlı bir çalışmayı gerçekleştirmeye yeter mi?

Döneminin ünlü yazarlarından İsmail Habib Sevük ''Türk Teceddüt Edebiyatı Tarihi''nde edebiyat yapmaya özenen, içi boş süslü sözlerle nice ozanları överken, şiiriyle ilgili özgün özellikleri belirtme gereğini duymayan bir edebiyat insanıydı. Edebiyat Tarihi'nin liselerde okutulması uygun bulunmayınca, Talim-Terbiye'den gürleyerek girmiş;

- Kimmiş benim o kitabımı beğenmeyen? diye suçlu aramaya çıkmıştı.

İsmail Habib Sevük'ü Talim-Terbiye üyesi Hikmet İlaydın'ın odasına almışlardı.

Hikmet Hoca, önü ilikli, ağzının içinden konuşur gibi bir alçak gönüllülükle;

- Sizin eserinizi beğenmemek kimin haddine üstadım! Ben bir iki noktaya değinmiştim. Gerek görürseniz onlar üzerinde biraz durmak isteyebilirsiniz, diye düşünmüştüm, der.İsmail Habib Sevük'ün önüne koca bir dosya konur. Dosyayı kurcaladıkça, dev gibi duran "üstat" küçülür, silinir, nokta gibi kalır.

- Ben sizi bir şeye benzetememiştim, özür dilerim, diyerek Hikmet İlaydın'ın odasından çıkar.

''Resimli Türk Edebiyatı Tarihi''ni yazar Nihat Sami Banarlı edebiyat tarihine sağcı görüşle, tek yanlı bakarken hem eksik, hem yüzeysel kaldı. Nurullah Ataç, Mehmet Kaplan ile Nihat Sami Banarlı'yı harmanlayarak Sami Nihat Kaplanlı diye düşsel bir kişi uydurur, Nihat Sami ile Mehmet Kaplan'ı görmezden gelirdi.

Agâh Sırrı Levend'in ''Türk Edebiyatına Giriş'' kitabındaki geniş kaynakça böyle bir çalışmanın üstesinden tek bir kişinin gelemeyeceğini düşündürür. Kaldı ki eski edebiyata yakınlığı olan Agâh Sırrı Levend çağdaş edebiyatı iyi bilmezdi.

ÇAĞDAŞ EDEBİYATA BAKARKEN

Edebiyatımızın dar bir alanında derinleşen, ayrıntıları görmesini bilen bir yazar, genel akışın ayrımına varmayabilir. Antoloji düzenleyenler nasıl birbirinden yararlanıp hazır yargılarla yetinirlerse, edeyat tarihine bakanlar da birbirinin birikimini kullanırlar. Bu birikim yanlışların yinelenmesi olunca, bir kısırdöngüye dönüşür.

Hiçbir yazarın gücü bütünüyle Türk edebiyatını kavramaya yetmez. Edebiyatın belli bir dönemini yazarken bile nesnel bir anlayış gerekir. Şükran Kurdakul'un ''Çağdaş Türk Edebiyatı''na bakışı toplumcu görüşü yansıtırken nice yasakları kırmayı amaçlıyordu.

Ahmet Oktay ''Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı''nda 1923-1950 dönemini anlatırken daha nesnel olmaya çalıştı. Çalışmalarını örneklerle zenginleştirdi.

Belli bir dönemi yansıtıyor olsa da, değişik kaynaklara başvurulsa da, tek kişinin görüş açısı, okurları kendi beğenisine, kendi edebiyat anlayışına bağlamış oluyordu.

Tek kişinin yorumuna bırakılan bir çalışma, kimi yerlerde derinlik kazanmış olsa bile, genel olarak yüzeysel kalacak, istenen verimi sağlamayacaktı.

Edebiyatı yeni bir bakışla değerlendirmek, çok yönlü görüşlerle zenginleştirmek, belli kişilerin sahiplenmesinden kurtarmak gerekecekti.

YENİ BİR BAKIŞ

''Türk Edebiyatı Tarihi''ne yeniden bakmak için kimlerin, hangi konular üzerine eğilmelerini saptamak gerekiyordu?

Önce kitabı yayıma hazırlayacak bir takım çalışmasına gereksinim vardı. Bu takım çalışmasına yeni bir görüş getiren, eşgüdümü sağlayan Talat Sait Halman, Türk edebiyatının yurtdışında tanınmasına emek veren bir ozan, bir kültür insanıydı. Özellikle Türk edebiyatını besleyen kaynaklara bakarken yabancı yazarların görüşlerine önem veriyordu. Türklerin kökeni, Türk dilinin oluşması edebiyata bakışın ilk basamağı sayılırdı.

Her ne kadar yazarlar Batı Türkçesinin oluşumuyla ilgili görüşlere yer veriyorlarsa da, Türkçenin geçirdiğ evreler, yazı dilindeki özellikler ''Türk Edebiyatı Tarihi''nin ayrılmaz bir parçası olmalıydı. Mustafa İsen yazı dilinin gelişmesiyle ilgili ''Nesir'', ''Estetik Nesir'' incelemeleriyle konuya girmişse de; bu konuda Agâh Sırrı Levend, Zeynep Kormaz, Semih Tezcan, Doğan Aksan gibi dilcilerin çalışmalarından da yararlanarak Anadolu Türkçesinin gelişme evreleri gösterilebilirdi. Süer Eker'in Rusya'daki Türk uluslarının yazı dillerindeki gelişmeyi anlatması gibi, Anadolu Türkçesinin gelişme evrelerini öğrenmeye, edebiyatın değişimi bakımından gereklilik vardır.

Talat Sait Halman'ın başkanlığını yaptığı ''Türk Edebiyatı Tarihi''ni yayıma hazırlayanlar arasında şu edebiyat insanları yer alıyor: Osman Horata, Yakup Çelik, Nurettin Demir, Mehmet Kalpaklı, Ramazan Korkmaz, M. Öcal Oğuz. Kendileriyle birlikte 89 yazarın ilgi alanları saptanarak, eşgüdüm sağlanarak ''Türk Edebiyatı Tarihi'' yazılabilmiştir.

Kimlerin neler yazacağını saptamak kolay değildir. Aynı konuyu yazmak isteyenlerden en uygununu seçmek, uyum ortaklığı sağlamak gerekecektir.

''Türk Edebiyatı Tarihi''nin yazılmasında Bilkent Üniversitesi ile Başkent Üniversitesi daha çok sorumluluk almış görünüyorlar. Talat Sait Halman Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi'nin Başkanı olarak, Mustafa İsen, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarlığı'na getirilmezden önce Başkent Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı olarak görev yaptıkları için, kimlerle işbirliğine girişeceklerini iyi biliyorlardı.Çalışmaların görünen yüzü 8 bölümde edebiyatımızın değişik dönemlerinin ele alınışıdır.Yakın edebiyatımıza bakacak olursak; Yenileşme Dönemi ile Cumhuriyet Dönemi'nde özgün çalışmalarıyla ilgimizi çeken kimi yazarları anımsamak yararlı olacaktır: Orhan Okay, Ramazan Korkmaz, Şerif Aktaş, İsmail Çetişli, Murat Belge, Hakan Sazyek, Doğan Hızlan, Tarık Özcan, Baki Asiltürk, Muhsin Macit, Sevda Şener, Yakup Çelik, Ahmet Oktay, İnci Enginün, Gürsel Aytaç, Jale Parla, Ayşenur Külahçıoğlu İslam, Feridun Andaç, Yüksel Pazarkaya, Mehmet Yaşın...

Bu yazarlar değişik görüşte olsalar da ''Türk Edebiyatı Tarihi''nin oluşmasında bilinmeyen ayrıntıların ortaya çıkmasına çalışıyorlar.Özellikle Doğan Hızlan'ın ''İkinci Yeni''deki değerleri göstermesi, Baki Asiltürk'ün çağdaş şiirbilimle değişik oluşumlarda şiir dilinin nasıl değişim gösterdiğini anlatması, Hakan Sazyek'in ''Kırk Kuşağı''na doğru şiirin akışını özetlemesi, okurlara değişik bir bakış açısı kazandırıyor.

Yakup Çelik, Osman Gündüz, Ahmet Oktay, İnci Enginün, Gürsel Aytaç, Jale Parla değişik yönleriyle çağdaş romanı anlatıyorlar.

EDEBİYAT TARİHİ'NİN HAZIRLANMASINDA GÖRÜNMEYEN ÇALIŞMALAR DA VAR

Kuşku yok ki ''Türk Edebiyatı Tarihi''nin Kültür ve Turizm Bakanlığı yayını olarak çıkması, en büyük onur payını Bakanlığa bırakıyor. Bunda kendinin gerisinde durmasını bilen, edebiyat insanı Müsteşar Mustafa İsen ile bir kültür insanı olan Bakan Atilla Koç'un uyumlu çalışmalarının da payı var.

Atilla Koç, küreselleşen dünyada eriyip yok olmak istemiyorsak kültürümüzü geliştirmemiz gerektiğine inanıyor:

''Kurumlarımız 'değer üreten' kurumlar haline gelmedikçe, düşüncenin önündeki engeller aşılmadıkça, düşünsel birikimin ekonomik birikim kadar hayati öneme sahip olduğu genel kabule dönüştükçe ve hepsinden önemlisi bu yaklaşım bir 'toplumsal irade' biçimini aldıkça, toplum olarak hedeflerimize daha hızlı ve daha kolay ulaşacağız.''

Bunlar ''Türk Edebiyatı Tarihi'' kitabının görünen yüzü.

Talat Sait Halman bu kitabın oluşmasındaki görünmeyen emekleri de anımsamamızı istiyor. Özellikle Bilkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Doğramacı ile arkadaşlarının sağladığı cömert yardımlar unutulmamalıdır.

Dört ciltlik kapsamlı bir edebiyat tarihinin hazırlanması aşamasında yazışmalardan düzeltmelere kadar kimsenin ayrımına varmadığı daha nice çalışma var. Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü öğrencilerinin sabırlı çalışmaları unutulmamalıdır. Onları yalnızca bir öğrenci olarak görmemek gerekir. Şimdiden araştırmacı yazarlar, eleştirmenler, düzeyli ozanlar var onların arasında. Kitabı yayına hazırlayanlar onlara 'özel teşekkür' etmeyi unutmuyor.

BİRAZ DA ESKİ EDEBİYAT

Çağdaş edebiyat üzerinde özellikle duruşum, oldukça yakından tanıdığımız bir edebiyatın değişik görüşlerle nasıl değerlendirildiğinin gösterilmesi içindir.

Aynı anlayış Divan Edebiyatı için de geçerlidir. Özellikle Halil İnalcık'ın çizdiği tarih çerçevesinde Lars Johanson'un anımsattığı Türkçeden Divan Edebiyatı'na bakmak, alışılmış yorumlardan kurtulmamızı sağlayacaktır. Walter G. Andrews gibi Osmanlı Edebiyatı, Osmanlı Kültürü üzerine uzmanlaşmış bir edebiyat bilimcisinin görüşleri önemliydi. Özellikle gerek onun, gerek Mustafa İsen'in ''Şuara Teskireleri''ni yeniden incelemeleri; o yerleşik anlayışı değiştirmese bile, Sehi Bey'in, Latifi'nin şiirbilim üzerine bizi düşündürmesi anlamlıdır.Nurettin Demir'in Batı Türkçesinin yazı dili olarak oluşmasını anlatan incelemesi Lars Johanson'un görüşlerini tamamlar niteliktedir. İskender Pala'nın divan şiiri kavramları üzerinde durması ''metin şerhi''nin önemini anımsatmaktadır. O kavramları bilmeden yorumlara varmak kolay değildir.

Ahmet Arı, Atilla Şentürk, Osman Horata, Muhsin Macit, Mehmet Kalpaklı Divan Edebiyatı'nı çok yönlü anlamamızı kolaylaştıran yazarlar olmuştur. Yekta Saraç'ın bir edebiyat bilgisi olarak ''Belagat'' üzerinde durması ayrıca önemlidir.

Divan Edebiyatı yanında bir halk edebiyatı oluşu da ''Türk Edebiyatı Tarihi''nde kapsamlı olarak incelenmiştir. Kitabı yayıma hazırlayanlar arasında M. Öcal Oğuz gibi bir halk şiiiri profesörünün bulunması bu konunun kapsamlı olarak incelenmesini kolaylaştırmıştır. Orak değer olarak ele alınan destanlar Metin Ekici, öteki ortak değerler; ninni, mani, tekerleme, türkü, ağıt Saim Sakaoğlu ile Ali Berat Alptekin'in incelemesinde yer almıştır. Özellikle Âşık Şiiri'ni Oğuz Öcal, Alevi Bektaşi şiir geleneğini Umay Günay, halk şiirinde tasavvuf anlayışını Bahar Akarpınar, kapsamlı olarak incelemişlerdir.

Göçle yurtdışında oluşan Türk edebiyatını Yüksel Pazarkaya, Türkçe konuşan Balkanlar'daki edebiyatı Mustafa İsen, Kıbrıs Türk edebiyatını Mehmet Yaşin, Türkmen edebiyatını İbrahim Atabey inceleyerek ''Türk Edebiyatı Tarihi''ne kazandırmışlardır.

ÖZENLİ BASKI

Eskilerin bir sözü vardır: ''İnsan kıyafetiyle kabul, liyakatiyle takdir olunur'' derler. Ersu Pekin'in tasarımı kitabı okumaya özendiriyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınları arasında böyle önemli, alışılmışın dışında bir ''Türk Edebiyatı Tarihi''nin yayımlanması edebiyatımız için kazançtır.

Kuşku yok ki Talat Sait Halman gibi edebiyata değişik yöntemlerle bakmasını bilen bir ''üstat'' ile, Mustafa İsen gibi gerçek edebiyat insanı bir bakanlık müsteşarının işbirliği böyle bir eserin oluşmasını sağlamıştır. Bu çalışma edebiyatımızın kurtuluşu anlamına gelmektedir.

CK, 7 Eylül 2006

0
0
0
Yorum Yaz