04 03 2012

ATAOL BEHRAMOĞLU- AHMET AZİZ NESİN TARTIŞMASI

ATAOL BEHRAMOĞLU- AHMET AZİZ NESİN TARTIŞMASI Şubat 29, 2012 28 ŞUBAT VE ATAOL BEHRAMOĞLU’YLA NAZLI ILICAK UYUMU…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 2:03 am

28 ŞUBAT VE ATAOL BEHRAMOĞLU’YLA NAZLI ILICAK UYUMU…

28 Şubat darbesi denilince yine herkes yazmaya ve konuşmaya başladı. Kimileyin aydınlar ve yazarlar ne işe yarar diye düşünüyorum, sanırım Türkiye onlar için bulunmaz nimet dedikleri bir ülke, hemen hemen hergün yazacak ve tartışacak o kadar çok acımız var ki hiç komu sorunumuz yok. Sadece darbe ve darbe girişimlerini tartışıp yazsak bile hemen hemen hepimizin bikaç kitabı olur.

Hangi grubu izlersek izleyelim hemen hemen herkes darbeleri kendisine göre yontuyor. 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinden çok çeken Ataol Behramoğlu’nu izledim dün gece CNN’de Cüneyt Özdemir’in programında, ne diyeceğimi şaşırdım, dondum kaldım TV’nin karşısında. Behramoğlu konuşmasında “Evet destekledim. Asla pişman değilim. 28 Şubat 1997′de askerler Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin o dönemdeki iktidarı tarafından başta eğitim olmak üzere yıkılmasına, bozulmasına engel oldular. Hayırlı olsun, mübarek olsun. Bakacağız, göreceğiz ülke nereye doğru gidiyor. Devam etsinler oy vermeye. Toplumun uyarılması lazım, aydınlatılması lazım. Her toplumun kendine özgü gerçekleri var. O dinamik yapı içinde algılamak düşünmek lazım. Ben darbe iyidir, demokrasi kötüdür demiyorum. Asla böyle bir şeyi savunmuyorum. Ama gerekirse olabilir. Biz bugün Türkiye’ye kötülük yapan kişileri bir kenara bırakıp, 28 Şubat’ı tukaka edelim, 27 Mayıs’a küfür edelim, Atatürk’e kadar uzatalım olayı. Böyle bir şey olmaz…” dedi.

 

Demokrat olduğunu savunan bir insanın askeri darbeleri “İşine gelene göre ayırması”nı sanırım hiçbir zaman anlamam olası olmayacak. Adnan Menderes ve hükümetini savunmam olası değil ama onların siyasetine karşı savaşım vermek için de askeri darbenin onları asmasını, seçilmiş başbakan ve bakanlarını asmasını asla anlayamam ve destekleyemem. Bu darbeye “Evet” dediğim zaman bana karşı yapılan darbeye karşı çıkma hakkım olmaz. Bana yapılacak her türlü işkenceye “Evet” demiş olurum, Adnan Menderes’in idamını sorgulayamazsam Deniz Gezmişlerin adını ağzıma alma hakkım olmaz.

Bunun tersini de yaşıyoruz zaten yıllardır, Nazlı Ilıcak yada onun gibi düşünenler 27 Mayıs’a karşı çıktılar ama 12 Mart ve 12 Eylül darbesini desteklediler. Bugün kendisine “Aydın” yada “Demokrat” diyen hangi yazarı okusanız biri darbelerden birini desteklemiş. Ama bugüne baktığımızda neredeyse hepsi birer anti-darbeci.

Türkiye’deki anti-darbeciler o kadar çok gruba ayrılıyor ki saymakla bitmez.

 

1-      27 Mayıs darbesini destekleyip 12 Mart ve 12 Eylül darbesini kınayanlar.

2-      12 Mart ve 12 Eylül darbesini destekleyip 27 Mayıs’a darbe diyenler.

3-      Başarılamayan 9 Mart darbesini destekleyip 12 Mart darbesine karşı çıkanlar.

4-      9 Mart darbesini yapamayıp da 12 Mart darbesinin içinde yer alanlar

5-      27 Mayıs darbesini yapıp da memnun kalmayıp Talat aydemir’le tekrar darbe yapmak isteyenler.

6-      12 Eylül darbesine kızıp ta darbe başbakan yardımcısı Turgut Özal’ı destekleyenler.

7-      12 Eylül ve 28 Şubat darbesine kızıp ama hiçbişey yapmadan onun anayasasını devam ettirip hükümet olanlar.

8-      28 Şubat darbesine kızıp ama onun sayesinde iktidara gelen hükümeti destekleyenler.

9-      28 Şubat darbesini destekleyip, 12 Mart ve 12 eylül darbesini destekleyenler.

10-  Meclis feshedilmedi diye 12 Mart darbesini darbeden saymayanlar.

11-  Bütün askeri darbelere karşı çıktığını söyleyip yaşadığımız sivil darbeye seslerini çıkarmayanlar.

12-   27 Nisan e-muhtırasını yazan genelkurmay başkanına devlet nişanı verenler.

13-  Yapılan sivil darbenin Fethullah Gülen tarafını destekleyenler.

14-  Yapılan sivil darbenin Recep Tayyip Erdoğan tarafını sevenler.

 

Biraz daha düşünsem kaç çeşit darbesever çıkar bilmiyorum ama sanırım en az bunun kadar çıkar. Yazdığım her darbeseverin karşısına onlarca isim yazabilirdim esasında ama bu işlemi size bıraktım. Yazmadıklarım kıskanır diye korktum, yarın öbür gün bana telefon açıp yada mesaj gönderip “Ya Ahmet, benim adımı neden en üste yazmadın…” derler diye ürktüm.

Bu kadar darbe seviyordun da Ataol Behramoğlu 12 Eylül sonrası neden Paris’e gittin, bir de hasret şiirleri yazdın. Kalaydın, bu kafayla onlarla da anlaşırdın kardeşim. Korkunun ecele faydası yok ki, korktuğunu o zaman ortaya koyaydın, en fazla “Korktu” derdik, ama şimdi diyecek laf bulamıyorum. Barış Derneği’nden hapis yatan şair Ataol Behramoğlu bir darbesever. Papatya falına bakacağım artık, barışsever, darbesever, barışsever, darbesever, barışsever, darbesever, barışsever, darbesever, barışsever, darbesever, barışsever, darbesever…

  Mart 1, 2012 28 ŞUBAT DARBESİYLE DÖNEMİN HÜKÜMETİ DE YARGILANMALI…

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 8:50 am

28 ŞUBAT DARBESİYLE DÖNEMİN HÜKÜMETİ DE YARGILANMALI…

 

Dün bir arkadaşım twitter’da çok güzel bişey yazmış, “Keşke bu darbe 29 Şubat’ta yapılsaydı da 4 yılda bir konuşsaydık!..” diyor. Oysa 29 Şubat’ta yapılsaydı belki daha çok konuşurduk.

Neden konuştuğumuzu düşündüm bütün gece, neden bu kadar konuşuyoruz derken konuşmayalım anlamında söylemiyorum, nasıl konuşuyoruz anlamında söylüyorum. Kimi konulara çok katı baktığımı yazılarımı devamlı takip edenler bilir. Bu tartışmalarda bilhassa TV programlarına çıkıp ta askeri darbeleri savunanları ben moderatör olsam anında programdan gönderirim.

Neden böyle düşünüyorum çünkü 21. yüzyılda darbeyi sorguluyorsak “Yapılmalı mıydı?” yada “Neden savunuyorsunuz?” diye tartışamayız. Demokrasiyi istiyorsak ve savunuyorsak kendini aydın sanan insanlara faşizmi savunma ve bunu TV karşısında milyonlara söyleme olanağı vermek yanlıştır. Dünkü yazımda Ataol Behramoğlu’nu eleştirmiştim, sevgili eşi de siteme “Ataol Behramoğlu’nu değerlendirmek bu gibi çapsızların haddi değildir.” diye bir mesaj göndermiş. Faşist bir darbeyi savunanları eleştirmek çapsızlıksa söyleyecek bişeyim yok, herkesin az yada çok bir çapı mutlaka vardır diye düşünüyorum ama 28 Şubat darbesiyle getirilen 8 yıllık eğitimi sona erdirmeye çalışan hükümete yanıt vermek için askere gereksinimimiz olmadığını sanırım son 1 haftada yaşadık ve hükümetin geri adım attığını gördük. Demokrasinin çapı bu olmalı diye düşünüyorum.

28 Şubat nasıl sorgulanmalı yada nasıl yargılanmalı diye düşünüyorum kaç gecedir. Önce önümüze şunu koymak zorundayız, büyük sermayenin desteklemediği hiçbir darbe başarılı olamaz, darbeler her zaman sermayenin işine yaradığı zaman yapılır. O yüzden 28 Şubat darbesine tek başına Necmettin Erbakan ve dincilik olarak bakamayız.

Yıllardır Ergenekon davasını konuşuyor ve tartışıyoruz. Nedir Ergenekon olayı, tek başına darbe girişiminde bulunanlar diyebilir miyiz? Elbette hayır, ister Balyoz, ister Ergenekon ister darbelerden birini ele alalım işin içinde derin devlet olduğunu mutlaka görüyoruz.

Derin devlet ve Necmettin Erbakan ilişkisine bakmak için bence Refah-Yol hükümetinden çok daha öncesine gitmek, 12 Eylül darbesi öncesi 1. Ve 2. Milliyetçi Cephe hükümetlerine bakmak gerekiyor. O dönemde hükümet ortağı MHP’nin gençlik kolları gibi davranan ülkücülerin işledikleri cinayetler ortada, derin devlet tarafından nasıl kullanıldıkları ve kollandıkları ortada. Erbakan iktidarda olabilmek için, kendi bürokratlarını sisteme yerleştirmek için derin devletin cinayetlerine sessiz kalmış yani bir anlamda “Yataklık” yapmıştır. Yani 12 Eylül darbesinin alt yapısını hazırlayan derin devletle koalisyon ortağıdır.

Refah-Yol hükümetine baktığımızda farklı bişey görmüyoruz. Refah-Yol hükümetinin yaşadığı en büyük kabus “Susurluk olayı” değil midir? Susurluk olayı bir derin devlet kazasıdır ve ister bilerek ister bilmeden yapılan bir kaza olsun araştırıldığında işin içinde sadece asker olmadığı çok açıktır. Kaza sırasında yaralanan yada ölenler dışında kimi görüyoruz bu olayda, Mehmet Ağar. Mehmet Ağar Refah-Yol hükümetinin içişleri bakanı. Yaralı kurtulan Sedat Bucak Doğru Yol Partisi milletvekili ve aşiretiyle Kürtlerin öldürülmelerinde ciddi olarak parmağı olan biri, yani derin devletle direkt bağlantılı ve hatta devletten maaşlı çalışan bir Aşiret reisi.

Olaya böyle baktığımızda 28 Şubat’ı gerçekleştiren derin devlet zaten o hükümetin içinde ve istediklerini de ciddi anlamda yaptırmış ve en önemlisi Necmettin Erbakan o dönemin bütün faili meçhul cinayetlerine sessiz kalmış.

O yüzden diyorum hep, dönemlerin hükümetlerini sorgulamadan Türkiye’de darbeler ve derin devlet sorgulanamaz. Burjuvazi derin devleti asla tam olarak sorgulayamaz. Ergenekon davasının komediye dönüşmesinin nedeni de budur zaten. Kendi çapımı bilemem, kendim ölçemem ama bu partilerin derin devlete karşı çapları bu kadardır. Demokratlık derin devleti yaptığı darbelerin çeşidine göre sevmek ve ayırmak değil alayına karşı çıkmaktır.

 

 

Alçaklığın Dereceleri / Ataol Behramoğlu ataolb@cumhuriyet.com.tr

3 Mart 2012 - Cumhuriyet

Alçaklığın dereceleri var mıdır?

Alçaklık alçaklıktır deyip geçebiliriz ama, yine de dereceleri olsa gerek.

Hepimiz yaşamlarımız boyunca alçakça davranışlarla karşılaşmış olabiliriz.

Bunlardan kimileri iz bırakmayacak ufak tefek alçaklıklar, kimileri tiksinti veren, öfkelendiren, fazlasıyla can sıkabilecek daha büyük alçaklıklardır.

Şu ara, beklenmedik bir anda, bu ikincilerden biriyle karşı karşıyayım.

Birkaç gün önce katılmak şanssızlığına uğradığım bir TV programı sonrasında bu ikinci türden bir alçaklık saldırısıyla karşılaştım.

Ciddiye alıp almamak konusunda tam karar verememiş olmakla birlikte, bu konuda bir şeyler yazmak isteğime de engel olamadım.

***

Twitter dedikleri internet bağlantısıyla bir ilişkim yok.

Fakat ister istemez olmak zorunda.

Siz böyle bir “hesap” açmasanız da birileri sizin adınızı kullanarak bunu yapabiliyor.

Benim için yapılmış olduğu gibi.

Fakat alçaklık dediğim bu değil, buna olsa olsa densizlik denir, ayıp denir.

Yine de bu hesabın kapatılması için herhalde “gerçek ben” olarak bir Twitter hesabı açmam gerekecek.

Çünkü sözünü ettiğim TV programından sonra özellikle Twitter yoluyla ağır hakaretlere uğradım.

Hukuk internete işler mi bilmiyorum, yine de deneyeceğim.

***

Sözünü ettiğim TV programında 28 Şubat konusunu akademisyen kimlikli bir başka konuşmacıyla tartışmaya hazırlanmıştım.

Demokrasinin ne olup ne olmadığı konusunda kuramsal bir tartışma yapabileceğimizi düşünüyordum.

Bu kişi programa katılamadığı için programcı genç arkadaşla baş başa kaldım.

Böylece bir “gazeteci”nin oldukça yüzeysel sorularını yanıtlamak zorunda bırakılmış oldum.

“28 Şubat’a karşı mısınız, değil misiniz”, “pişman mısınız” vb. türünden sorular.

Bir zamanlar solcular TV’lere çıkınca “komünist misin, değil misin” sorusunu yanıtlamaya zorlanırlardı. Onun gibi bir şey...

Böylece, kuramsal bir açılım olamaksızın konuşma tatsızca sürdü ve öylece de sona erdi…

***

Gelelim sonrasında internet sitelerindeki hakaretlere:

Darbe savuncusuymuşum.

Dönemin başbakanı Erbakan’ın, ilk basın toplantısında gazetecileri “esselamınaleyküm” diye selamlamasını eleştirdiğim için, “Allahın selamı”na hakaret ediyor muşum.

Meğer ben zaten Türk değilmişim, vb. (Bu konuda bilgisi olanlar varsa açıklasınlar da ne olup ne olmadığımı ben de öğrenmiş olayım.)

Evet alçaklıklarla karşılaştığım oldu, fakat bu kadar ahlaksızca, düşmanca ve aptalcalarıyla karşılaşmamıştım.

***

Gelelim, TV programında, bir ucundan da olsa açmaya çalıştığım kuramsal sorunsala.

Demokrasi ve darbe soyut kavramlar değil, var oldukları ortama göre değerlendirilmeleri gereken somut olgulardır.

Demokrasi toplumun tepeden tırnağa örgütlü olması demektir.

Ya da zaten öyle toplumlarda söz konusu olabilir.

Öyle toplumlarda askeri ya da sivil darbe olasılığı yoktur ya da çok zayıftır.

Bizimki gibi toplumsal örgütlenmenin çok zayıf olduğu, var olanlarının da günümüz siyasal iktidarınca yok edilmeye çalışıldığı bir ülkede, asıl günümüzdeki sivil darbe iktidarına karşı çıkmak varken on beş yıl, otuz yıl, elli yıl önceki askeri darbeler ya da müdahalelerle hesaplaşıyor görünmek, gündem saptırmacılık, yapay gündem yaratmak ve ucuz kahramanlıktır.

Demokrasinin olmadığı bir toplumda şu ya da bu türden darbelerin yolu açık demektir.

Bugün yaşanmakta olan sivil darbe için olduğu gibi…

***

Bu anlamda kuramsal irdelemeler yapmayı denediğim için, aslında değer verdiğim biri olan TV sunucusunun yüzeysel ve provokatif sorularının da katkılarıyla, düşünme yeteneğini yitirmiş ya da sadece ahlaksız kimselerin akıl dışı saldırılarına uğradım.

Bunu bana arkadaşlarım, eş dost haber vermemiş olsa, farkında bile olmayacaktım.

Çirkefin ister istemez tanığı ve muhatabı oldum.

Avukat arkadaşlarımla konuyu görüşeceğim.

Bu arada en çok üzüldüğüm saldırılardan biri de, hiç beklemediğim birinden, Aziz Nesin’in oğlu, Ahmet Aziz Nesin’den geldi.

Babasının saygın adını da kendi adının yanına iliştiren Ahmet, belli ki o babaya yaraşır biri değil.

Çünkü öyle olsa, en ağır ve haksız hakaretlere uğramış (ve zaman zaman bugün de uğramakta olan) bir babanın çocuğu olarak, babasına hakaret edenlerin ahlak (daha doğrusu ahlaksızlık) düzeyine düşmez, babasının bir savaşım arkadaşına, hadi alçakça demeyeyim ama, budalaca, ahmakça, yeteneksizce (alçaklık bile kendi alanında yetenek gerektirir!) hakaretler savurmaya yeltenmezdi.

Bütün sanatçı dostlara:

Bugün 13.00’te protesto yürüyüşü için Galatasaray Lisesi önünde buluşalım.

Sanatçılar Girişimi

3 Mart 2012 - Cumhuriyet

    Mart 4, 2012 DAHA CİDDİ YANIT BEKLERDİM ATAOL BEHRAMOĞLU!..

Filed under: Uncategorized — ahmetnesin @ 1:44 am

DAHA CİDDİ YANIT BEKLERDİM ATAOL BEHRAMOĞLU!..

 

Önceki gün Ataol Behramoğlu’nun CNN TV’de Cüneyt Özdemir’le yaptığı bir söyleşisini eleştirdim. Behramoğlu dün Cumhuriyet Gazetesi’nde bu eleştirime yanıt vermiş. Daha doğrusu yanıt vermemiş, kendisi gibi düşünmeyen herkese vermiş veriştirmiş, yazısının başlığı da “Alçaklığın Dereceleri

Türkiye’de kimse eleştiriy kabul etmiyor, doğal olarak da özeleştiri mekanizması hiç mi hiç çalışmıyor. Yazıya Behramoğlu’nun yazısının son bölümünden başlayacağım, Behramoğlu yazısında “Bu arada en çok üzüldüğüm saldırılardan biri de, hiç beklemediğim birinden, Aziz Nesin’in oğlu, Ahmet Aziz Nesin’den geldi.  Babasının saygın adını da kendi adının yanına iliştiren Ahmet, belli ki o babaya yaraşır biri değil.” demiş.

Beni kendince küçük düşürmeye çalışmış Behramoğlu ama gazete yazısı yazmak öyle çeviri yapmaya yada şiir yazmaya benzemiyor, gazeteci yazdıklarını önceden araştırmalı. Ben babamın adını kendi adımın yanına iliştirmedim, benim adım Ahmet Aziz Nesin. İstersen daha da detayını söyleyeyim de ilerde bişeyler yazarsan yanlış yapma Behramoğlu, dedem Abdülaziz, ben Ahmet Aziz ve oğlum da Aziz Can. Oğlum bu geleneğimizi devam ettirir mi bilemem ama ilerde oğlu olur ve devam ettirirse sevinirim.

Aziz Nesin’e yaraşır bir oğlu olmam için O’nun bir dönem beraber çalıştığı arkadaşlarını eleştirme hakkım yok mu? Behramoğlu yazısının sonunda “Çünkü öyle olsa, en ağır ve haksız hakaretlere uğramış (ve zaman zaman bugün de uğramakta olan) bir babanın çocuğu olarak, babasına hakaret edenlerin ahlak (daha doğrusu ahlaksızlık) düzeyine düşmez, babasının bir savaşım arkadaşına, hadi alçakça demeyeyim ama, budalaca, ahmakça, yeteneksizce (alçaklık bile kendi alanında yetenek gerektirir!) hakaretler savurmaya yeltenmezdi.” diyor.

Sanırım aydınların sadece eleştiri-özeleştiri sorunları yok, ciddi bir şekilde hafıza sorunları da var. Aziz Nesin en çok kimlerle boğuştu diye düşündüm bütün gece. Aziz Nesin derin devletin planladığı 6-7 Eylül olaylarından sorumlu tutularak Kemal Tahir’le birlikte tutuklandı ve idamla yargılandı, 27 Mayıs darbesinden sonra hapis yattı, 12 Mart darbesinden sonra hapis yattı, 12 Eylül darbesinde başkanı olduğu Türkiye Yazarlar Sendikası kapatıldı ve Aziz Nesin yönetici arkadaşlarıyla beraber yargılandı, Aziz Nesin’in “Az Gittik Uz Gittik” adlı kitabı toplatıldı ve yargılandı. 55 yaşında olduğuma göre bunların büyük bir kısmını çocuk ve delikanlı olarak yaşadığımı tahmin edersin sanırım. Bunları canlı olarak yaşayan birisiyim ben ve kimse benden darbelerin bir kısmını sevmemi bekleyemez.

Aziz Nesin sadece darbecilerin yada faşistlerin saldırısına uğramadı, sol içinde de saldırıya uğradı. “Aziz Nesin Sen Nesin?” sloganını kim çıkardı anımsıyor musun Behramoğlu, senin de o dönemde savunduğun TKP’ydi ve sanırım bu bir haksız bir hakaretti. Spor ve Sergi Salonu’nda bir provokasyonla başlayan o sözlü saldırı linç girişimine dönüşebilirdi.

Senin taktiğini daha önce Toktamış Ateş de kullanmıştı Behramoğlu, onu eleştirdiğim bir yazıya yazıdan hiç alıntı yapmadan ve yanıt vermeden “Babasının adıyla meşhur olmak isteyen birisi, arkadaşım da değil zaten…” diye yazmıştı. Ama ne yalan söyleyeyim senden yazdıklarıma yanıt vermeni beklerdim, belki beni ikna ederdin. Benim için “babasının bir savaşım arkadaşına, hadi alçakça demeyeyim ama, budalaca, ahmakça, yeteneksizce (alçaklık bile kendi alanında yetenek gerektirir!) hakaretler savurmaya yeltenmezdi.” diyorsun ya, aklınca yeteneksiz olduğumdan alçak bile olamayacağımı diyorsun ya bak burada haklısın. Ben alçaklık edemem ama dönekleri kitabımdan silebilirim, bu benim en doğal hakkımdır. Çünkü bana göre Aziz Nesin’in savaş arkadaşı bu ülkede demokrasi yok diye darbe savunamaz. Aziz Nesin’in savaş arkadaşları ben tanıdığımdan beri Marksizm üzerinden savaş veren insanlardır. Aralarında kimi görüş ayrılıkları onların savaş arkadaşı olmasını engellemez, bu benim için de, bir başkası için de geçerlidir. Ama senin anladığın anlamda Aziz Nesin’in Atatürkçü Düşünce Derneği üyesi yada başkanı olması gerekiyordu.

Demokrasi savaşımı nasıl olur biliyor musun Behramoğlu, istersen bir anımı anlatayım. 1 Mayıs kutlamaları yasaklanınca Aziz Nesin dostlarını Nesin Vakfı’na çağırırdı, sen de gelirdin. Bu gelenek aziz Nesin’in ölümünden sonra da devam etti. Bunlardan biri Kadıköy 1 Mayıs kutlamasına denk gelmişti. Nesin Vakfı’ndaki yemekten sonra yönetim kurulu üyemiz bizi Çatalca’da yemeğe çağırmıştı. Zaten sen geldiğinde Kadıköy’de olaylar çıkmıştı ve 1 genç ölmüştü. Daha sonra bir gencin daha öldüğü haberi geldi. Masanın keyfi kaçtı ve Fırat bana bu konuda ne düşündüğümü sordu. Yanıtımı bugün gibi anımsıyorum: “Orada çatışma çıkmışken, insanlar ölüyorken, olay bitmeden orayı terk edip gelen Türkiye Yazarlar Sendikası başkanı Ataol Behramoğlu varken ben bu konuya yanıt veremem.

Sen diyorsun ki Behramoğlu, eğer toplum tepeden tırnağa örgütlü değilse ülkede darbe olabilir. Nasıl bir darbe olabilir, Ataol Behramoğlu’na dokunmayan bir darbe olabilir. Sivil toplum nasıl ve ne zaman tepeden tırnağa örgütlü olur, peki bunu biliyor musun Behramoğlu, 1 Mayıs kutlamasında gençler öldürülürken TYS başkanı onlara sahip çıkarsa, emniyet müdüründen, validen bunun orada hesabını sorarsa, işte o zaman bu toplum yavaş yavaş örgütlenir, aydınlarının kendisini sahiplendiğini anlar ve onu takip eder, örgütlenir. Sonunda da darbeyi kendisi önler, senin dediğin gibi bunun için demokrasi gerekir, demokrasi için de çok basit bişey gerekir, demokrat aydınlar gerekir.

Aziz Nesin’in savaş arkadaşı olmak kolay değil Behramoğlu, neden cenaze istemedi sanıyorsun, hem kendisini sevmeyen ama severmiş gibi gözüken inanların törene gelip sahte gözyaşı dökmesini istemedi hem de sevmediği insanların gelmesini istemedi.

Sivil darbeye karşı çıkmanın yolu askeri darbe değildir, Türkiye’de sadece 2 çıkr yolu yok Behramoğlu, Türkiye’nin kurtuluşu geçen gün yazdığım gibi iki Mustafa’dan birini tercih etmekten geçmiyor. 21. yüzyıldayız, yıllardan 2012, sadece anımsatmak istedim… Unutmadan söyleyeyim bu arada, Aziz Nesin’in bütün savaş arkadaşlarını savunmak gibi bir zorunluluğum da hiç yok…

 

237
0
0
Yorum Yaz