Taşköprü Sarmısağı Roman Ödülü!... 10 Eylül 2008 Çarşamba

15/9/2008 · Kategori: Yorum

10 Eylül 2008 Çarşamba

Taşköprü Sarmısağı Roman Ödülü!...

Zaman gazetesinden bir haber sunuyoruz:


Yarışmadan romancı çıkmadı

Everest Yayınları'nın 'gizli romancılara' şans tanımak ve Türk edebiyatına yeni isimler kazandırmak amacıyla bu yıl üçüncüsünü düzenlediği 'Everest Yayınları İlk Roman Yarışması'nda ödüle değer dosya bulunamadı.

Seçici kurulu Oya Baydar, Latife Tekin, Cemil Kavukçu, Semih Gümüş ve Hasan Ali Toptaş'tan oluşan yarışma, 2009 yılında da gerçekleştirilecek.

(Kaynak: Zaman)


Yukarıdaki haberi okuyunca, biz de, "Taşköprü Sarmısağı Roman Ödülü" vermeyi kararlaştırdık. Kim baş kahramanı sarmısak olan bir roman yazarsa, ödüle katılabilir. Ödüle katılanlar; birincilik, ikincilik, üçüncülük yada özendirme ödülü beklemesinler. Biz, katılan herkese bir demet sarmısak armağan edeceğiz. Dileyen, her bir baş sarmısağı bir yakınına verip cacık yaptırabilir; dileyen de oturup tümünü kendi şapur şupur yiyebilir!...

"EKSİK ETEK DEVRİMİ" / ŞEHRİBAN OĞHAN

21/7/2006 · Kategori: Yorum

12 Temmuz 2006
’Eksik etek’ devrimi

Şehriban OĞHAN / ANKARA

"Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin", "kaşık düşmanı", "eksik etek" gibi atasözü ve deyimler artık tarih oluyor.

Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, kadını aşağılayan, kötüleyen ve ikinci sınıf gösteren deyim ve atasözlerini sözlüklerden çıkaracaklarını açıkladı. 7 kişilik çalışma grubu oluşturan TDK, 20 bine yakın deyim ve atasözünü bilimsel incelemeye tabi tutacak. Bazıları argo, bazıları ise özellikle doğu ve güneydoğu bölge ağızlarında kullanılan, Türk gelenek, kültür ve inançlarına uymayan sözleri yeni sözlüğe almayacak olan TDK, bu olumsuz mesajların nesilden nesile geçmesini engelleyerek unutturmayı hedefliyor.

35 YILLIK DEĞİŞİM

Akalın kadına yönelik olumsuz sözleri ayıklama gerekçelerini "Annelerimiz, eşlerimiz, kızlarımız, kız kardeşlerimiz toplumumuzun en değerli bireyleri. Gerek kültürümüzde, gerek inançlarımızda zaten kadına değer veren bir anlayış bulunmakta. Üzerimizdeki emeklerini nasıl inkar edebiliriz" sözleriyle açıkladı. Diyanet İşleri Başkanlığı da geçtiğimiz günlerde Hazreti Muhammed’e atfedilen ve kadını aşağılayan hadislerin hadis kitaplarından çıkarılacağını açıklamıştı.

Ayıklama yapılacak sözler

Yeni sözlükte yer almayacak bazı atasözü ve deyimler şöyle: Gül dalından odun, beslemeden kadın olmaz/ Kadın erkeğin şeytanıdır/ Kadının sofusu, şeytanın maskarası/ Kadının şamdanı altın olsa mumu dikecek erkektir/ Avrat var arpa unundan aş yapar, avrat var buğday unundan keş yapar/ Avrat var ev yapar, avrat var ev yıkar/ Avradı eri saklar, peyniri deri/ Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etme/ Kötü kabağın kötü dölü olur/ Ağustostan sonra ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez/ Al atın iyisini yiyeceği bir yem; al avradın iyisini giyeceği bir don/ Oğlan babadan öğrenir sofra dizmeyi, kız anadan öğrenir sokak gezmeyi/ Avrat malı, kapı mandalı.

 

"Sözlüklere Ayıklama Değil Açıklama Gerek"

Dilbilimci ve yazar Adalı, TDK Başkanı Akalın'ın sözlüklere müdahalesini doğru bulmuyor. Adalı: "Dili belirleyen yaşam koşullarıdır. Kadın toplumun içine girdikçe dil değişecektir." Taner: "Cinsiyetçiliğe karşı gelmek adına dili zedelemeyelim."


BİA Haber Merkezi
12/07/2006    Ayşe DURUKAN

BİA (İstanbul-Bodrum) - "Sözlükler bilimsel bir çalışmadır. Bilimsel bir çalışmaya bu tür müdahaleyi doğru bulmuyorum" diyor dil bilimci ve yazar Oya Adalı.

"Dili belirleyen yaşam koşullarıdır. Kadın toplumun içine girdikçe, toplumda yer edindikçe bunlar geçmişte kalacaktır. Dil, bizim biçim vereceğimiz bir şey değildir. Bir toplum neyi yaşıyorsa, nasıl yaşıyorsa dili de onu yansıtır."

Adalı: Dilin söz varlığı vardır

Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın'ın, Hürriyet Gazetesi'nin "Eksik Etek Devrimi" haberindeki "kadını aşağılayan, kötüleyen ve ikinci sınıf gösteren deyim ve atasözlerini sözlüklerden çıkarılacağı " yönündeki açıklaması üzerine bianet'in konuştuğu Adalı, dilin tarihsel sürecine sekte vurulmaması gerektiği kanısında.

Adalı, ilk Türkçe sözlük "Kamus-ı Türki"yi yazan Şemsettin Sami'nin sözlüğünde "Bu sözlük çok kibar değildir, her zaman kullanmayın" gibi uyarıların olduğunu anımsatıyor.

Adalı kadını aşağılayan, ikincil gösteren bu kelime, deyim ve atasözlerinin daha çok kapalı yaşam biçimlerinde görüldüğüne dikkat çekiyor. "Bir dilin söz varlığı vardır. Sözlüklerdeki ayıklama yerine tanımlamalar yapılabilir" diyor.

Deyim ve atasözlerini kaldırmak doğru değil

"Örneğin tanımlamalar yapılırken bölgelere göre, bizim anladığımız anlamda doğu batı gibi değil, toprağa bağlı yaşam biçimleri gibi bölgesel düzeyler belirlenebilir.'Erkek bakış açısına' göre, ya da belli bakış açılarına göre kullanıldığı yazılabilir. Bu tür kelime, deyim ve atasözlerini kaldırmak doğru değildir."

Adalı öğrencilerine bu tür sınavlar yaptığını söylüyor. Bazı deyimleri ve atasözleri çıkarmalarını ya da o atasözü ve deyimlerin anlamını, neyi gösterdiğini ve ne zamana kadar geçerli olduğunu sorduğunu belirtiyor.

"Mesela 'Erkek kadındır' deniyor. Erkek bakış açısına göre bir tanımdır. Artık kimse karısı için 'eksik etek' demiyor. 'Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin' deyimi de artık espri adına kullanılıyor. Gelişim Laurusse, sözlüğüne bakarsanız bu tür açıklamalar görürsünüz. Bu da bir yöntemdir, olması gereken de budur."

Kelime çıkarmak yerine tanımlar yapılmalı

Adalı, sözlüklerden bazı kelimelerin çıkartılmasının çok zor olduğunu, yerine konan kelimenin kabul görmediğine dikkat çekerek "Tanımları yaparken dikkat etmek gerekir" diyor.

Adalı'ya göre sözlüklerdeki bazı deyim ve atasözlerinin kadını alçalttığı, ikincil konuma indirgediği doğru. Ancak Adalı "Bu deyim ve kelimeler kullanılarak yaygınlaştırılabilir mi?" diye soruyor ve yanıtını veriyor: "Ben sanmıyorum. Yaygınlaşma daha çok yaşama biçimleriyle ilgilidir. Bir toplum nasıl yaşıyorsa öyle yaygınlaşır. Bunların gerçeklikler gibi tanımlanmasından da yana değilim."

Kadınların dile gösterdikleri özeni anlıyorum

Adalı, dildeki cinsiyetçiliğin ayıklanmasına ilişkin tüm çabaları, aşırı da olsa desteklediğini açıklıyor. "Dilde gösterdikleri özeni anlıyorum. Tanımların gerçeklikler gibi yapılması kadınları çok rahatsız ediyor. Bunun gerçeklik değil bakış açısıyla ilgili bir niteleme olduğu sözlüklerde yer almalı" diye konuşuyor.

"Bugün aşırı bulunan çabalar yarın normalini bulacaktır. 'Kadına erkekle eşit davranın' deniyor. Davranamazsınız ki. Kadın lehine eşitliği kullanmak zorundasınız. Siyasette eşitliğin sağlanmadığını, çözüm olmadığını görüyoruz. Kota'ya karşı çıkışları biliyoruz. Kadınlar çok haklı bir mücadele yürütüyorlar ve oldukça iyi yürütüyorlar."

Taner: Cinsiyetçiliğe karşı gelmek adına dil zedelenmesin

Kadın Eserleri Kütüphanesi'nde (KEK) "Cinsiyetçilikten Arınmış Türkçe Kadın Konulu Kavramlar Dizini (Thesaurus)" çalışmasını yürüten Bilgi/Belge Yönetim Uzmanı Sönmez Taner de Adalı'yla aynı görüşte. Taner kendisinin dilbilimci olmadığını belirtiyor.

"Hollanda Kadın Kütüphanesi'nden gelen Tilly Vriend de verdiği seminerde bu konuya dikkat çekmişti. 'Cinsiyetçiliğe karşı gelmek adına dili zedelemekten kaçınılmalı. Bir denge sağlanacak ama, kesinlikle cinsiyetçilikte uzlaşma yok' demişti.

TDK başkanı Adalı'nın açıklamasının kendisine ilk anda doğru gibi geldiğini söyleyen Taner, "Biz thesaurus çalışmasında dildeki kadın aleyhine ayrımcılığı eleştiriyoruz. Kamuoyunda kullanılmasını doğru bulmadığımızı söylüyoruz. Ama dilin zenginliği ve tarihsel sürecine müdahalede bulunmak doğru değil. Bu deyim ve atasözleri gerekli açıklamalarıyla birlikte kullanılabilir."

TDK'nin sitesine dille ilgili çalışma yürüten dokuz çalışma grubu var:

Yayın Çalışma Grubu, İlaç ve Eczacılık Terimleri Çalışma Grubu, Veteriner Hekimliği Terimler Sözlüğü Çalışma Grubu, Türkçe'de Batı Kökenli Yabancı Kelimeler Sözlüğü Çalışma Grubu, Su Ürünleri Terimleri Sözlüğü Çalışma Grubu, İktisat Terimleri Çalışma Grubu, Türk Dünyası Bilgisayar Destekli Dil Bilimi Çalışma Grubu, Osmanlı Türkçe'si Sözlüğü Çalışma Grubu, Güncel Türkçe Sözlük ve Yazım Kılavuzu Çalışma Grubu. Bu gruplarda yer alan dilbilimci kadını sayısı ise TDK'deki erkek egemen yapıya işaret ediyor.(AD/EÖ)
.....

5 YILDIR ÜZERİNDE ÇALIŞILAN 'CUMHURBAŞKANLIĞI TARİHİ' YA

3/5/2006 · Kategori: Yorum

5 YILDIR ÜZERİNDE ÇALIŞILAN 'CUMHURBAŞKANLIĞI TARİHİ' YAYIMLANDI

Atatürk hiç yurtdışı gezisine çıkmadı

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Çankaya Köşkü tarafından yaklaşık 5 yıl önce çalışmaları başlatılan Cumhurbaşkanlığı tarihiyle ilgili kitap, Atatürk 'ün 125. doğum yıldönümünde yayımlandı.

Cumhurbaşkanlığı Dışişleri Başdanışmanı ve Özel Kalem Müdürü Sermet Atacanlı , Çankaya Köşkü'nün tarihine ışık tutan ''Cumhurbaşkanlığı Tarihi'' adlı kitabı tanıttı.

Çalışmalara yaklaşık 5 yıl önce başladıklarını bildiren Atacanlı, cumhurbaşkanlığı örgütünün devlet içindeki işlevi ve geleneklerinin tanıtılmasının amaçlandığını söyledi. ''Çankaya'' nın tarihine ışık tutacak ilginç ayrıntılara yer veren kitaba göre, ilk 5 cumhurbaşkanı savaşlarda yer aldı. Cumhurbaşkanlığı görevini en uzun süre yürüten Atatürk oldu. Atatürk, 15 yıl 11 gün görevde kaldı. En kısa süre cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Turgut Özal ise 3 yıl 5 ay 8 gün görev yapabildi. Cumhurbaşkanlığı, toplam 6 ay 14 gün vekâletle yönetildi. Milli Birlik Komitesi ve Milli Güvenlik Konseyi dönemleri ise toplam 3 yıl 6 ay 11 gün sürdü.

Cumhurbaşkanlarının yasaların bir kez görüşülmek üzere TBMM'ye geri gönderilmesi uygulamasının ilk örneği Cemal Gürsel döneminde yaşandı. 1963 yılından 29 Ekim 2005'e kadar bir kez daha görüşülmek üzere TBMM'ye gönderilen yasa sayısı 141 oldu. Gürsel 2, Sunay 18, Korutürk 13, Evren 26, Özal 19, Demirel 14 yasayı iade etti. Cumhurbaşkanı Sezer ise 29 Ekim 2005'e kadar 49 yasayı geri çevirdi. Bu sayı, 27 Nisan 2006 tarihi itibarıyla 53'e yükseldi.

En çok yurtdışı gezisine çıkan Cumhurbaşkanı Demirel oldu. Demirel, 57 ülkeye 125 gezi gerçekleştirdi. Demirel'i Sezer izledi. Cumhurbaşkanı Sezer 37 ülkeye 49 gezi yaptı. Özal 29 ülkeye 40 gezi, Evren 23 ülkeye 32 gezi yaptı. Atatürk ise hiç yurtdışı gezisine çıkmadı. En çok yurtdışı gezi düzenlenen ülkeler ise İran, Pakistan ve Romanya oldu. Bu ülkeler 14 kez ziyaret edilirken, ABD'ye ise 13 kez ziyaret yapıldı.

Pişman Değilmiş... Yine Yaparmış... Emel'i Kim İstemezmiş...

12/3/2006 · Kategori: Yorum

ESİNTİLER

ZEYNEP ORAL

Pişman Değilmiş... Yine Yaparmış... Emel'i Kim İstemezmiş...

Magazin dünyasının son starı, son eğlencesi, Kenan Evren 'in açıklamalarını ve bu açıklamaların büyük medyaya yansımasını, mideniz bulanmadan, kanınız donmadan, dehşete düşmeden izleyebildiniz mi?!

Üstelik o sözlerin gençlere, yeni kuşaklara yöneldiğini düşününce, dehşet bin kat çoğalmadı mı?

Günümüzde çağdaş evrensel değerler hiyerarşisinde, ancak ''insanlığa karşı işlenmiş suçlar'' başlığı altında yer alabilecek kararların, uygulamaların, yıllar sonra iftiharla savunulması, gençlere ders alın diye sunulması, hâlâ cezalandırılmamış olması sizleri kahretmiyor mu?..

Emel Sayın 'la ilgili saygısız açıklamalarını magazin dünyasına bırakıp Kenan Evren'in ''hiç pişmanlık duymadığı'', ''tereddüt etmeden yine yaparım'', ''elim titremeden onay verdim'', ''hiç vicdan azabı çekmedim'' dediği gerçeklere bakalım.

12 Eylül askeri darbesinden sonra 650 bin kişi gözaltına alındı.

Gözetim altındakilerin tümü işkenceden geçirildi.

171 kişi işkencede yaşamını yitirdi. (Bu sayı, İnsan Hakları Derneği'nin kesin kanıtları elde ettiği ölümlere ilişkindir. Yoksa, aynı dönemde gözaltında kuşkulu ölüm sayısı 400 civarındadır.)

12 Eylül askeri darbesinden sonra sıkıyönetim askeri mahkemelerinde 210 bin dava açıldı. Bu davaların 71 bini TCK'nin 141 ve 142. maddelerinden, 14 bini 163. maddeden olmak üzere 85 bin kişi düşüncelerinden dolayı yargılandı.

Bu davalarda 6353 sanığın idamı istendi. İşkence ile alınan ifadeler, karar gerekçesi yapıldı. 517 insan ölüm cezasına çarptırıldı. İçlerinden 50'si ipe çekildi. İdam edildiler. İçlerinde en genci 17 yaşındaki Erdal Eren 'di.

12 Eylül döneminde 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

348 bin kişiye pasaport tahdidi konuldu.

1402 sayılı yasayla sıkıyönetim komutanlarınca, 14 bin 509 kamu görevlisi işlerinden atıldı. Ayrıca 18 bin memur, 5 bin öğretmen, 2 bin yargıç ve savcı, 4 bin polis, 2 bin subay baskıyla istifaya zorlandı.

İşkence ve baskıdan kurtulmak için 30 bin kişi Türkiye'yi terk etti. Bunlardan 14 bini vatandaşlıktan atıldı.

12 Eylül askeri darbesinden sonra sıkıyönetim komutanlığının kararıyla sadece Mamak'ta 113 bin 607 kitap yakıldı. SEKA'da imha edilen kitap, dergi, gazete 40 tondur. 937 film, sayısız oyun yasaklandı. 8 gazete toplam 195 gün süre ile kapatıldı.

Liselerde din dersi zorunlu, felsefe dersi ise seçmeli hale getirildi. Tüm ders kitaplarına ''Türk-İslam Sentezi'' yerleştirildi. İmam hatip kursları, okulları katlanarak çoğaldı, şeriat örgütleri desteklendi...

İnsan Hakları Derneği'nin ''12 Eylül ve Sonuçları'' sempozyum bildirilerinden aldığım bu sayılar yalnızca birkaç örnek...

İşte bu yaygın ve sistematik işkence, bu cinayet, bu şiddet ve bu baskı düzenidir, günümüzün magazin malzemesi Kenan Evren'in, yine yaparım, hiç pişman değilim diye iftiharla savunduğu...

Hiç yorum yapmadan, işin içine duyguları, düşünceleri katmadan, yalnızca belleklerimizi tazeleyelim istedim...

e-posta:Zeynep@zeyneporal.com

Faks: 0 212 257 16 50

 

Cumhuriyet 12.03.2006

« Önceki ::