BİZİ KULLANARAK TÜRKİYE'Yİ BÖLMEYE ÇALIŞIYORLAR

19/10/2006 · Kategori: Nostalji

BİZİ KULLANARAK TÜRKİYE'Yİ BÖLMEYE ÇALIŞIYORLAR

4798.jpgErmeni soykırımı iddialarına Taşköprüdeki Ermenilerden tokat gibi cevap; Sözde Ermeni soykırımı iddialarına Taşköprüde yaşayan ve devletten 65 yaş aylığı alan Ermenilerden cevap geldi. AK Parti Yönetim Kurulu üyesi olduğunu söyleyen Serkis Durak, "Bu tür oyunlarla bizi bölmek istiyorlar. Bunlar ayak oyunu. Ne benim dedem ne de onun dedesi hiçbir zaman soykırımdan bahsetmedi" dedi. Taşköprü ilçesine bağlı Kapaklı Köyü Tütenni Mahallesinde üç yüz yıldır yaşayan Ermeniler sözde Ermeni soykırımı iddialarına tepki göstererek, "Bunlar Ülkemizi bölmek için ortaya atılan iddialar" şeklinde konuştular. Kapaklı Köyü Tütenni Mahallesinde yaşayan Serkis Durak (82), sözde Ermeni soykırımı iddialarına tepki göstererek, "Biz ne soykırım ayrım nede başka bir ayrım görmedik. Eğer onların iddia ettiği gibi soykırım ve ayrım olsaydı ben köy muhtarlığı seçiminde birinci aza seçilemezdim. Türk komşularımızla iç içe yaşıyoruz. Ayrıca köyümüz orman köyü olduğu için orman kooperatifi kurduk. Bu kooperatifin ben yönetim kurlunda üyeyim. Size daha ilginç bir bilgi vereyim. Ben Ermeniyim ama AK Partinin kurulduğu günden beri parti üyesiyim. Ayrıca delegeyim. Şimdi soruyorum peki nerde Ermenilere ayrım? Nerde soykırım? Böyle bir şey yok. Biz yaşantımızda ve ülkemizden memnunuz. Ülkemizi seviyoruz kimse bize ne bu güne kadar ayrım yaptı ne de zulüm yaptı" şeklinde konuştu. Tütenni Mahallesinde yaşayan Arman Kara (75), sözde Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili şunları söyledi; "Bu güne kadar hiçbir ayrım olmadı. Zulüm olmadı. Benim dedelerimin dedeleri de bize Türklerle ilgili en ufak bir olumsuz bir şey anlatmadı. Biz inançlarımızda hiçbir sıkıntı çekmiyoruz. Devlet bize atmış beş yaş aylığı ödüyor. Yeşil kartla tedavi oluyoruz. Ramazan aylarında gıda yardımı yapıyorlar. Cenazemizde, düğünümüzde hep Türk komşularla iç içeyiz. Düğünlerimizde oynar cenazemizde beraber ağlarız. Bu sözde Ermeni soykırımı lafları bazı menfaatçilerin bizleri ve ülkemizi bölmek için oynadıkları oyun. Hükümetimizden ve devletimizden çok memnunuz." Ak Parti Taşköprü İlçe Başkanı Mustafa Keskin ise Serkis Durakın parti üyesi olduğunu doğrulayarak şunları söyledi. "Ermeni vatandaşlarımız gelir bizden alışverişini yapar. Maddi durumu iyi olmayanlar yeşil kart sahibi. Yaşlı olanlar atmış beş yaş aylığı alıyor. Ermeni, Türk, Kürt ayrımı yapanlar ülkemizde gözü olanlar" şeklide konuştu. Taşköprü esnaflarından Hüsnü Yılmaz ise, "Ben yıllardır ilçede esnafım Ermeni vatandaşlarımız gelir giderler. Hiçbir ayrım veya dışlama söz konusu değil. Biz hep beraberiz. Ayrım yapmanın anlamı yok. Bunlar ülkemiz için oynanmış ayak oyunları" dedi.

SÖZCÜ

Pamuk ödülünü aldı

AA- BERLİN - Almanya'nın Darmstadt kentinde, Orhan Pamuk'a 'Ricarda Huch' ödülü verildi. Darmstadt kenti tarafından verilen 10 bin 250 avro değerindeki ödülü alan Pamuk "Yapılan tüm eleştirilere rağmen, Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasına taraftarım" dedi. Belediye Başkanı Walter Hoffman da, Pamuk'un Doğu ile Batı arasında bağ kurmasını bilen bir yazar olduğunu vurguladı. 1864-1947 yılları arasında yaşayan yazar Richarda Huch adına oluşturulan ödül, her üç yılda bir, 'bağımsız düşünen, cesurca tavır sergileyen' kişilere veriliyor.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=165829

Ermeni konferansına gelirken

Ermenilerin nemene kalleş, yalancı düşmanlar olduğunu, Ermeni okulları dahil bütün ilköğretim okullarına dayatılan Ermeni sorunu tedrisatını tartışalı daha bir yıl olmadı. O zamanlar henüz konferansı tartışmıyorduk, ama bu konuda şimdiki liberal demokratların pek sesi çıkmıyordu

02/10/2005 YILDIRIM TÜRKER

Kısaca 'Ermeni Konferansı' diye andığımız toplumsal sarsıntıdan nasıl çıktık? Konferansı gayrimeşru ilan edip durdurulması için azami gayret gösterenler dışında bu toplumun hiçbir kesiminde bir burukluk yarattığı söylenemez. Liberal demokrat olarak görülmeye azmetmiş kimi kalemler de konferans sonrası soykırım iddialarına ve konferansı düzenleyenlerin 'şüpheli' kimliklerine yönelik nispeten soğukkanlı saldırılarını sürdürüyor. Yapılması gerekirdi ama elbette bilimsel bir toplantı değildi diyesiler. Bu iddiaların üstüne oturtulduğu zemin, gözükanlı milliyetçilerinkinden pek farklı değil. Onlar da toplantının tarafsızlığı konusunda derin kuşkularını belirtip, katılımcıların bilimsel kimliklerinin yetersizliğinden dem vuruyor. 'Gerçek' araştırmacı tarihçiler yerine çeşitli disiplinlerden 'belgesiz' kimi kronik muhaliflerin yabancı sermayenin desteğiyle uyuzlarını kaşıması olarak yansıtılıyor söz konusu konferans. Acaba öyle miydi ya da asıl mesele bu mudur?
...............
Bu konuda şimdiye dek yazmış olduklarımı yeniden gözden geçirdiğimde karşılaştığım gerçek, 'Ermeni sorunu' ile ilgili bütün tartışmanın hiç kanal değiştirmeden aynı minvalde akıp durduğu.
Böyle bir konferansın Türkiye'de, Türkçe gerçekleştirilebilmesi karşısında heyecana kapılanların söylemeye çalıştığı şey basitçe, Ermeni (adına ne derseniz deyin) kıyımının gündeme getirilmesinin geçmişten çok Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren bir zaruret olduğu. Evet, örtbas edilen tarih, yaşadığımız günü kirletiyor. Tabu olan, tabu olarak kabul gören gerçeklik; yaşanagelen ayrımcılıklara ve vahşete de paravana oluyor çünkü. Memleketimizde, 19. yüzyılın sonlarında milyonlarla anılan bir varlığın şimdi binlerle anılıyor olmasının ardında bir şey aramadık diyelim; şimdi o binlerle anılan varlığın vatandaşlık haklarını, huzurunu, onurunu koruyabiliyor muyuz? Avrupa Birliği, hayatımızın gündemini topyekûn işgal ettiğinde de dönüp öfkeyle onlara baktık. Yine karşımıza çıkmışlardı. Onlar, Kürtlerden de beterdi. Bir türlü unutulmuyor; unutturulamıyordu varlıkları. İlköğrenim tedrisatına bile onların iddialarına karşı nasıl birer Türk vatandaşı olarak kendimizi, milletimizi ve şanlı geçmişimizi koruyabiliriz üniteleri yerleştirdik. İnkarımızda inandırıcı olabilmek için çocuklarımızı bu nefretle zehirlemek; okuma-yazma ve çarpım cetvelinden hemen sonra onlara bu ebedi düşmana karşı bir dil armağan etmek gerekiyordu. Biz onca çabaladık, beceremedik. Siz şimdiden mücehhez küçük Türk zabitleri olarak geçmişin hayaletleriyle savaşa başlayın. 'Ermeniler yine kudurdu', 'Ermeni terörü', 'Ermeni tohumu' tarzı gözü dönmüş, itidalini yitirmiş resmi dil temrinlerimizle silkip atamadık yakamızdan. Şimdi mozaiğini pazarlamaya çalıştığımız bu vatanın Ermeni okullarında kara gözlü ürkek çocuklara da ezberletmeye çalıştık üstelik. Ermenilerin nemene kalleş, yalancı düşmanlar olduğunu. Ermeni okulları dahil bütün ilköğretim okullarına dayatılan Ermeni sorunu tedrisatını tartışalı daha bir yıl olmadı. O zamanlar henüz konferansı tartışmıyorduk ama bu konuda şimdiki liberal demokratların pek sesi çıkmıyordu. O gün yazmış olduğum, haydi öfkesini biraz üfleyip soğutarak okuyalım, yine geleceğimiz üstüne bir uyarıydı: "Ermeni çocuklarına bu kompozisyonları dayatmak, onlara daha şu küçük yaşlarında birer savaş esiri olduklarını, bu memlekette yaşayakalmak için kimi resmi metinlere imza atmaları gerektiğini ilan etmektir. Bu vahşi tutumu, kendisi de Türk maarifinin koşullu şefkatinden geçmiş birkaç muktedirin gülünesi gafı olarak kaydedip hafife almak, yerleşik ırkçılığa çanak tutmaktır.
Hitler Almanya'sından bir fotografı hatırlatırım. Bir dershanede tahtaya kaldırılıp sınıfın önüne dizilmiş birkaç Yahudi çocuk. Ellerini suçlular gibi kavuşturmuş, boyunları bükük duruyorlar. Tahtada 'Yahudi en büyük düşmanımızdır! Yahudilere dikkat!' yazılı.
Atalarının akıbetini öğrenmelerine izin vermediğiniz çocuklardan uzak durun. Gölge etmeyin. Sizin koyu gölgenizde hiçbir ot bitmiyor."
...............
Geçmiş kabusumuz Tansu Çiller'in yine bu konudaki uluslararası bir kriz sırasında önerdiği uygulamalar da fazla yankı uyandırmamıştı. O gelişmeler üstüne Ermenistan vatandaşlarını sınırdışı etme önerisinde bulunan cüretkâr hanım, bununla yetinmeyip TC vatandaşı Ermenilere de bir mektup hazırlamıştı: "Gerçekçi bir yaklaşımla biraraya gelip, bu durumu ortadan kaldırmak ve dostluğumuzu korumak için ABD Temsilciler Meclisi yetkilileri nezdinde girişimde bulunmanızı yararlı görüyorum" diyor, onlardan yetkililere kendi hazırladığı metni imzalayıp yollamalarını istiyordu. Çiller'in bu girişiminin belirli masum kesimlerce pek dahiyane bulunmuş olabileceğini düşünüyorum doğrusu. Bu girişimin altındaki mantık, Ermeni vatandaşlara 'E bu memlekette yaşıyorsan böyle bir durumda belirli taleplerimizi karşılamak zorundasın. Yok öyle sessiz sedasız yatmak' demekten başka bir şey değildi. Bunun açık seçik baskı olduğunu, 'dostluğumuzu korumak' ibaresiyle onlara gözdağı vermeyi amaçladığını görmemek, kendine ırkçılığı yakıştırmayan masum halkıma dahi yakışmaz diyebilmek de istemiştim öte yandan. Çiller'in ahlâki irtifasına düşebilmek mümkün görünmüyordu, öyle mi? Pekiyi yıllar sonra Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in uygulamasına ne demeli?
...............
Ermeni Konferansı'na katılanların aynı telden çalan kimi entelektüel (sözde kelimesi Ermeni soykırımı için demode ilan edildiğinden beri entelektüeller için kullanılıyor) bozguncular olması, farklı görüşlerden (resmi anlatılıyor) kimsenin konferansa dahil edilmemesi eleştiriliyordu, değil mi? Şimdi bilimselliğin yavuz koruyucusu geçinen zevatın farkında olarak ya da sadece tembellikten örtbas etmeye çalıştığı şudur: Bu konferansa katılanlar, elbette bu konunun tartışılmasını, araştırılmasını, tabu olmaktan çıkarılmasını talep eden insanlardı. Başka da bir ortak yanları yoktu. Sundukları tebliğlere bakıldığında bu da açıkça görülecektir. Diyelim Baskın Oran'la Taner Akçam'ın, Mete Tunçay'la Fikret Adanır'ın aynı görüşte olduklarını iddia etmek mümkün mü? Konferansa davet edilmediği için tepinenler, onlar davet edilmedi diye konferansı bilimsel bulmayanlar, bu konunun deşilmesini istemeyen, resmi görüş dışında bir görüşün dile getirilmesini devletin bekası açısından son derece tehlikeli bulanlardı. Dolayısıyla mesele, Ermeni kıyımının Türkçe olarak, Türkiye'de masanın üstüne konmasını isteyenlerle istemeyenler arasındaydı ve bu iki kutup arasında cereyan etti 'bilimsellik' tartışması. Yoksa konferansa katılanlar hiç de aynı görüşü paylaşan insanlar değildi.
...............
Yine tekrarla bitirelim.
Tarihi karşısında bir toplumun yaşadığı inkâr nöbetleri, büyümeyi reddeden bir çocuğun nafile çırpınmalarını hatırlatır. Dövünen, tepinen, her an her koşulda hakkının yendiğine inanan, paranoyak bir ayak direme halinin, maalesef yetişkinlerin diyaloglarıyla örgütlenen dünyadan kovulmayı göze almaya, dolayısıyla intihara kadar yolu vardır. Cumhuriyeti gerçekte sindirememiş, hâlâ paşa dedesinin portresi altında poz verme meraklısı bir toplum ne kadar hırçın hıçkırıklarla Atatürk şiirleri okursa okusun, evinin altında gizlice kazılmış mezarlar bir gün patlayacaktır. Unutkanlık üstüne kurulan vatandaşlık serüveni 'şok!'larla yaralı bir katılımın adı olur. Hoyratça uyandırılan çocuğun çığlığı koyuvermesi gibi.
Şahsen, "Madem ki Türksün, çoluk çocuk senden ürksün" tekerlemesiyle oyun dışı bırakılmak istemiyorum. Dünya anlı-şanlı-günahsız Türk olmak adına es geçilmeyecek kadar geniş, güzel ve öyle çeşitli ki oyun arkadaşları.
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=5116




Radikal2

Akademi ve konferans

Bugüne dek yaygınca ifade bulan tezlere başkaları eklendi diye tarih raydan çıkmadı, olduğu olacağı buydu işte, akademideki sayısız konferanslardan bir konferans...


02/10/2005 ASLI TOKSABAY ESEN*

Aslında niyetim basının taktığı adıyla 'Ermeni Konferansı'nın etrafında kopan patırtının bir bilançosunu çıkarmaktı, demokrasi, hak ve özgürlükler, iç ve dış siyaset bakımından. Ancak bu birkaç gün içinde basını ve ajansları yakından takip etmek durumunda kalmam beni başka bir soruya yöneltti: Akademiye, bilime ve özelde toplumsal/beşeri bilimlere yüklediğimiz anlamlar ve yönelttiğimiz beklentiler... Konu, en başta bilgikuramı ve yöntembilimi, sonra teori-pratik ilişkisi, son olarak da akademinin iç siyaseti olmak üzere birkaç çerçevede ele alınmalı. Bu bağlamda kendimce birkaç düzeltme önermeyi ve bazı konuları açığa kavuşturmayı umuyorum. Elbette burada dile getirilen ilkeler gereğince bu önerilenlerin hiçbiri Tanrı kelamı değildir ve kendileri karşı çıkılmaya ve tartışılmaya adaydır.
"İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri" konferansı konusundaki ilk fırtına, toplantının bilimselliği ve nesnelliği etrafında koptu. Sosyal/beşeri bilimlerde nesnellik kavramına duyduğum derin kuşkuyu şimdilik bir yana bırakıp konferans karşıtlarının savunduğu 'tek bir görüşün ifade edildiği bir toplantı bilimsel olamaz' tezini sorgulamak istiyorum. Bu tezi dile getiren birinin akademi ve onun iç dinamikleri konusunda son derece cahil olması gerek, nitekim eğer durum bu olsaydı birkaç istisna ile hemen tüm akademik yayınların kapısına kilit vurulması, mahkemelerin gece gündüz konferans durdurmaktan başka iş yapamaz duruma gelmesi gerekirdi. Akademinin içinde akımlar, erk kavgaları ve hakim paradigmalar vardır. Günün hakim paradigması uyarınca iktidar koltuğunda oturan 'ortodoks' görüş akademinin nimetlerinden aslan payını alır, çoğu konferansta yalnızca bu görüş dillendirilir, bu doğrultuda kaleme alınan makaleler alanın en 'baba', en prestijli dergilerinde kolaylıkla yayınlanır, yazılan kitaplar büyük yayın şirketlerinin kataloglarında yer bulur. Muhalefetteki 'heterodoks' görüş(ler) ise bu esnada düzenledikleri alternatif konferanslar ve kendilerine ayrılmış küçük çaplı dergi ve yayınevleri aracılığıyla seslerini duyurabilme mücadelesi verir.
Şimdi bunu ideal durum olarak önermediğimi vurgulamalıyım. Aksine, bu, alternatif görüşlerin hemen hiçbir platformda sağlıklı koşullar altında karşı karşıya gelip hasbıhale tutuşmadıkları anlamına gelir ki, kişisel kanaatimce bütün siyasal açılımları bir yana, bu tutum en azından bilimsel gelişim için bir handikap oluşturur. Ve fakat sade bu durum yüzünden kimse ortodoksinin ya da heterodoksinin platformlarının bilimselliğini sorgulamaz, herhangi bir konferansın düzenleneceği duyurulduğunda ülkenin bir bakanı bu temelden yola çıkarak üniversiteyi bilimsel olmamakla suçlamaz, hele hele yetkisiz mahkemeler devreye girip organizasyonu askıya almaya hiç kalkışmaz. Bugüne dek bu ülkede düzenlenen ve heterodoksinin panelist koltuklarında yer bulamadığı türlü konferans da buna kanıtlık eder.
Dolayısıyla Ermeni konferansının gündeminde yalnızca heterodoksiler yer bulmuş, karşıt görüş (ortodoksi) dile getirilmemiş dahi olsa (ki ajanslar en azından tartışma boyutunda bunun tersinin gerçekleştiğini yazdılar) bilimsel olmadığı için mahkum edilemez. Aksi durumda bugüne dek yalnızca ortodoksinin yazılıp çizildiği, çalıp söylendiği sayısız forumun tek yanlılık tezi uyarınca çoktan mahkum olmuş olması beklenirdi.

Açıklık gelsin!
İlk konuyla bağıntılı olarak sorgulanması gereken bir diğer sav, örneğin The New Anatolian gazetesi başyazarı İlnur Çevik'in (24-25 Eylül) yazıya döktüğü 'konuşulsun da konuya nihai bir açıklık getirilsin' beklentisiydi. Ne yazık ki bilim böyle işlemez. Toplumsal bilimler asla ve kat'a böyle işlemez. Ortodoksinin canını sıksa da, öğrencilerin hayatını zorlaştırsa da farklı hatta zıt kuramlar, yaklaşımlar, görüşler bir arada varlıklarını sürdürecek, belki yarın öbür gün bu görüşlere yenileri eklenecek. Ermeni kıyımı gibi 'gerçeğin' asla bir daha gözlemlenemeyeceği tarihsel olaylar bir yana, günümüzde pratik açılımları olan birçok konuda dahi tanıklık edilen 'gerçeklik' bilim adına tek 'gerçeklik' olmayabilir. Öyle olabilse, Hayek ve liberal yandaşları, Keynesgil iktisadın fırtınalar estirdiği yarım yüzyıl boyunca eleştirilerini dile getirmeye devam etmez, sonrasında neoliberalizmin dünya çapında sarsılmaz görünen iktidarı çeyrek yüzyılı devirirken popüler adlarıyla 'Televole ekonomistleri' ile ekonomik devletçiler tüm akademide canlı olan bir tartışmayı Türk basınının renkli sayfalarına taşımazlardı. Burada da türlü paradigmalar aynı konuda çok sayıda farklı görüş dile getirecek, birinin siyasal üstünlüğü diğerlerinin yanlış olduğu anlamına gelmeyecek. En başta temelden getirdikleri değerlerin farklılığına göre 'bilimciler' gözlerine çarpan 'gerçeğin' farklı yönlerine vurgu yapacak, farklı çıkarımlara yönelecek, farklı çözüm önerileriyle çıkagelecek. Tüm usavurumların değerler temelinden hareket ettiği söylemi de nesnellik savını kendiliğinden çürütür. Üstelik bilim yapma edimi öyle hassas dengeler üzerine kuruludur ki, yalnızca tanımsal farklar bile varılan sonuçların mahiyetini değiştirir. Hatta belki işin güzel tarafı budur. Üstünlükçü, nihaici, zafer kazanımcı sav, bilime, özelde toplumsal ve beşeri bilimlere teleolojik, sonürüncü ve kapalısonlucu bir bakışın sonucu olabilir ancak. Üniversitelerin goygoycular gibi tek bir görüşe tutunup bu görüş her ne olursa olsun ve her ne ideolojinin hükmü altında barınırsa barınsın, 'körler sağırlar birbirini ağırlar' ilkesiyle hareket etmesi gereğine inanan varsa beri gelsin. Asıl o zaman bilimsellik kavramının ciddi bir sorgudan geçirilmesi gerektiğini önermek durumundayım naçizane.
Hasılı, dostunun düşmanının bu konferansa atfettiği birçok beklenti temelsiz, bilimsellik ve nesnellik talepleri yersizdi. Bugüne dek yaygınca ifade bulan tezlere başkaları eklendi diye tarih raydan çıkmadı, ertesi sabah farklı bir dünyaya uyanmadık, olduğu olacağı buydu işte, akademideki sayısız konferanslardan bir konferans... Hatta içeriden biri olarak Türker Alkan'ın (Radikal, 24 Eylül) hakkıyla dile getirdiği gibi, tam da konferanslardan bir konferans oluverecekken etrafında koparılan gümbürtü nedeniyle büyüyen, göze batan, bir dönemeç halini alan bir konferans. Bana sorarsanız böylesi bir bakıma iyi de oldu, bu maceradan çıkarılabilecek dersler de beraber büyür, gözümüze batar, aklımızda kalır belki...

*ASLI TOKSABAY ESEN: Kanada McMaster Üni.

BİR TAŞKÖPRÜ NOSTALJİSİ / NADİR SERDAR IŞIKLI

18/10/2006 · Kategori: Nostalji

BİR TAŞKÖPRÜ NOSTALJİSİ

 

Nadir Serdar IŞIKLI

 

            İlk, orta ve lise yıllarımda okullar tatil olunca Taşköprü’ye anneannemin yanına gelirdim. Rahmetli benim gelmemi nasıl beklerdi hasretle. Yıl içinde dersler yüzünden,  babamın ‘’ders çalış’’ baskılarının olmadığı, sabahın köründen,  güneşin batışına kadar koşup oynadığım, kendimi bir başka güvende hissettiğim yerdi bu küçük kasaba benim dünyamda.  Bir birinden güzel cumbalı, tahta şerefeli ahşap evlerin bahçe kapılarını açtığımız zaman,  üzerindeki çanın sesi hala kulaklarımdadır. Bu devasa bahçe kapılarından içeri girdiğinizde çoğu kez bir ahır, bir samanlık, ahşaptan yapılmış çatılı su kuyusu ve kerpiç sıvalı bir ekmek fırını görürdünüz, tabiîki hıryemez ve Amasya cinsi elma ağaçları ile birlikte. Bahçelerin etrafı tahta tarabalarla çevrilmişti. Yağmur yağdığı zamanlar duyduğum toprak kokusunu hep özlemişimdir.                                                                                                                           

 

           Kuyu kebabı, yoğurttan yapılan tereyağı, elma eğşisi, tarhana çorbası, etli ekmek, pastırma, çemen,  pastırmalı pide, tirit, kepekli undan yapılan ev ekmeği, yoğurtlu yeşil mercimek çorbası,  keşkek, kış ayların da karın yağdığı günlerde yapılan çekme helva sadece Taşköprü’de tattığım lezzetlerdir.

           

           Elmalıbahçe, Şişman Muhittin’nin çalağı, Bahar sineması, Çiçek sineması, Taşköprü Panayırı ve faytona binip panayıra gitmek benim hiç unutamadığım çocukluk anılarımdır.

 

          Taşköprü sokaklarında o zamanlar kadınlar kendir eğirirlerdi. Taşköprü köylerinde çok fazla miktarda kendir ekimi yapılırdı. Taşköprü’deki kendir hanı cuma günleri, aynı bugünkü Salı günleri sarımsak pazarının hareketliliğini yaşardı. Cumhuriyet Meydanına gelen kendir fabrikasının otobüsünden inen memur aileleri birden bire meydanın havasını değiştiriverirlerdi. Sabahları koşarak işlerine giden kendir fabrikası çalışanları, akşamları işlerinden çıkıp, ağır adımlarla evlerine dönerken yorgun fakat mutlu görünürlerdi. Cumhuriyetin ilk fabrikalarından Taşköprü Sümerbank Kendir Fabrikası maalesef bugün yapayalnız.

 

          Taşköprü’de kadınlar çar bürünürlerdi. Taşköprü kadınını yıllarca örtmüş bu otantik malzeme sadece bu kasabada gördüğüm bir örtüm biçimiydi. Bu basit malzeme Taşköprü yangınlarından çıkan insanlara, şartların gereğiydi diye duymuştum eskilerden. Zengin, fakir

demeden, kadın olan herkes kullanırdı bu örtüyü. Çar sadece kazada ki kadınların kullandığı bir örtünme malzemesiydi.  Köylerden cuma pazarına gelen köylü kadınlar da bu örtüm şekli görünmezdi. Onlar başlarına beyaz veya rengârenk motifli yemenileri, elbiselerinin ön kısmına da ekoseli önlük takarlardı. Bugün de bu kıyafeti görmek mümkün Taşköprü köy kadınlarında. Toplumumuza mal edilmeye çalışan türbanı ne köy ne kasaba kadınlarının üzerinde gördüğümü hiç hatırlamıyorum. Bugün pazara gelen köy kadınları beyaz yemenileri, önlerinde ekoseli önlükleriyle geleneksel kıyafetlerini korurken,  aynı kadınlar ailesiyle kasabaya göçtüğünde örtünme ihtiyacı duyuyor her nedense. Köylerde etkili olamayan tarikat baskısının kasabada bir hayli fazla olduğu kanısındayım. Köy insanı köyündeki bağımsızlığını, cesaretini, kaybediyor kasabaya göçünce.  İşte tarikatlar o zaman devreye giriyor ağlarına düşürmek üzere insanları.

 

          1973 genel seçimlerinde CHP %33.3’lük bir oy kazanımıyla seçimlerin galibi oluyor fakat seçim sisteminin sonucu tek başına iktidar olamayınca MSP ile koalisyon yaparak hükümeti kuruyordu. Bu iktidar döneminde atılan fabrika temellerinden biri de Taşköprü Seka Kâğıt Fabrikasıydı. Ham maddesi kendir olan bu fabrikanın kuruluş amaçlarından ilki bölgede ekimi yapılan bu ürünü çiftçinin elinden alıp işlemekle beraber, çiftçiye kaliteli tohum vermek, teknik yönden destek olmak ve gençlere iş imkânı sağlayarak Taşköprü ve köylerinin kalkınmasına katkıda bulunmak gibi sorumlulukları da yerine getirmesi düşünülmüştü. IMF uygulamalarıyla beraber hükümetlerin özelleştirme programları kapsamında, yüzlerce işçi onlarca memuruyla beraber Seka İşletmelerinin içerisinde karla çalıştığı söylenen Taşköprü Seka Fabrikası da özelleştirilerek Kendir fabrikası gibi olmasa da bacası eskisi gibi tütmeyen işletmeler sınıfına dâhil edildi.

 

         Taşköprü’den Kastamonu’ya girerken Süt Endüstrisi Kurumunun süt ve peynir fabrikasını gördüğümde içim başka sızlıyor, yıllarca aldığım ziraat eğitimini düşünerek. Et balık kurumuna bağlı Kastamonu et kombinası bu saydığım müesseseler içinde belki de en işe yarayanı, her ne kadar kuruluş amacına uygun olmasa da “iflah olmaz solcuları adam etmek için” işkencehane ve sorguevi olarak kullanılmıştı FAŞİST 12 EYLÜL döneminde. Burada Cideli Rıfat Ilgaz Hocamı rahmetle anıyorum. Sırada şimdi Türkiye’nin ilk ve büyük şeker fabrikalarından Kastamonu Şeker Fabrikası var. Şeker pancarı ekim alanlarının kısıtlandırılmasıyla birlikte o da kapatılma ve yalnızlığına terk edilme kaygısını ve korkusunu taşıyan koca bir bina görünümü veriyor bana her önünden geçişimde.

 

            Bütün bu işletmeler battal edilirken beceriksiz yöneticiler tarafından, gazete ve televizyonlardan en küçük bir haber bile işitmiyoruz gurbet ellerde. Şimdi insanlar bacasız fabrikaların peşine düşmüşler. Sen bacası tüten fabrikaları,  IMF’nin kuklası hükümetlerce sat,  sav, peşkeş çek sağa sola, sonrada bacasız fabrika teraneleriyle memleketi kalkındırmaya çalış. Ailelerinin maddi durumları iyi olmadığından iyi liselerde okuyamadığı, iyi ders hanelere devam edemediğinden, vasat puanlar alarak yüksek öğretimine devam etmek isteyen öğrencilerin küçücük cüzdanlarına göz dikmek ne kadar asil bir kalkınma şekli olduğunu hala kavramış değilim. Çok merak ediyorum o bacasız fabrikalardan çıkan gençlere nerede iş verip çalıştıracaklarını yetkililerin.

                                                                                                 

             Yıllar önce İskoçya Edinburg’da evinde kaldığım 83 yaşında ki  İskoç ev sahibime  kapısının önündeki taşın ne olduğunu sorduğumda bana ‘’atalarından birisin karısının ata binmesini kolaylaştırmak için o taşı oraya koyduğunu söylemişti ve sonrada bana 300 yıl önce ölen dedemin dedesi mezardan kalksa evinin yolunu bulur, çünkü her şey onların bıraktıkları gibi duruyor ‘’demişti.

 

            İstanbul’da yaşayan bir taşralının telefonu çalar bir gün, telefonun ucundaki ses o yörenin Belediye başkanıdır. Başkan hemşerisine ‘’kasabalarına tarihi eser kurulunun geleceğini, çabuk gelip evinin üstünü yıkmasını söyler. Adam da gelir o güzelim evinin üstünü yıkar.’’

 

            Saygılar sunuyor, tüm çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Ve Güzel Taşköprü’me selamlarımı yolluyorum.

 

                                                                                                                    15/EKİM/2006

            Nadir Serdar Işıklının Diğer Yazıları:

           12/10/2006  Sevgili Dost.. / Serdar Nadir IŞIKLI

 

BASINDA 19.ULUSLARARASI TAŞKÖPRÜ KÜLTÜR VE SARIMSAK FESTİVALİ (2005)

15/10/2006 · Kategori: Nostalji

BASINDA 19.ULUSLARARASI TAŞKÖPRÜ KÜLTÜR VE SARIMSAK FESTİVALİ (2005)
-------------------------------------------

20050901ta_k_fest_137.jpg

Mustafa Sandal: Pazara Kadar (-değil, mezara kadar- diyor...)

Aşkına kurban olayım,olayım
Mahşere gel de, geleyim, geleyim
Tek sözün yeter can feda sana
Her şeyim senin,uğruna öleyim
Canımı vereyim
Tek söz yeter can feda sana
Her şeyim senin,uğruna öleyim
Canımı vereyim

Pazara kadar değil,mezara kadar
Gelirim senle Fizan'a kadar
Ayrılmak yok en son gün bile
Tarih bizi yazana kadar

Sevmişim seni,vazgeçer miyim?
Yerini kimse alamaz,alamaz
Sen kalbimdesin,dilimde değil
Bu ömrüm senin,yoluna sereyim
Canımı vereyim
Sen kalbimdesin,dilimde değil
Yoluna sereyim,canımı vereyim

TAŞKÖPRÜ'DEN MUHTEŞEM FİNAL
Yazar İ.GÜRKAN YILMAZ
19'ncu Taşköprü Kültür ve Sarımsak Festivali dün gece Mustafa Sandal'ın verdiği konser ile sona erdi. Sandal'ın yaklaşık 1,5 saat sahnede kaldığı konser sırasına basın mensuplarına 10 dakika görüntü alma izni verildi. Konser sonrası havai fişek gösterileri ile de 19'ncu Taşköprü Kültür ve Sarımsak Festivaline son nokta konuldu.
Kastamonu Nasrullah gazetesi,05.09.2005
Son Güncelleme ( 05.09.2005 - Pazartesi )

***** ***** *****

20'NCİSİNDE BULUŞMAK ÜMİDİYLE

Bu yıl 19'ncusu gerçekleştirilen ve kendinden
oldukça sık söz ettiren Taşköprü Kültür ve Sarımsak Festivali bir yılını daha dün gece geride bıraktı. Perşembe günü muhteşem açılış ile başlayan Festival etkinlikleri çerçevesinde önceki gün ve dün de vatandaşlar gönüllerince eğlendiler. Cumartesi günü gündüz yağmur altında gerçekleştirilen Güzellik yarışmasında Taşköprü Güzeli Gegüm Şener; Festival Güzeli Banerüs Anna (Romanya), Sarımsak Güzeli Egele Mankeviciene (Litvanya), Pompeipolis Güzeli de Vaide Kriskute (Litvanya) seçildiler. Güzellik Yarışması öncesi yapılan İlozyonis gösterisi ise vatandaşların yüreğini ağzına getirdi. İlizyonist'in şişleri yanağının iki tarafından geçirmesi vatandaşlar tarafından meraklı gözlerle seyredildi ve ardından yabancı ve yerli folklor ekiplerinin gösterileri büyük alkış topladı. Dün de THK paraşüt gösterisi yapıldı ve daha sonra da Geleneksel Rahvan At yarışları ve Festival ağası seçimi gerçekleştirildi. 4 SANATÇI'DA BÜYÜK ALKIŞ TOPLADI Festival etkinlikleri çerçevesinde Cuma gecesi sahne alan Lara ve Orhan Hakalmaz söyledikleri parçaların yanı sıra yaptıkları konuşmalar ile vatandaşlara mesaj da verdiler. Petek Dinçöz ise güzelliği ile ön plana çıkarken Mustafa Sandal'da hareketliliği ile herkesin başını döndürdü. LARA SİGARA'YA KIZDI Sanatçı Lara bir seyirci tarafından sahneye atılan sigaraya kızarak "Ben Yeşilaycıyım. Alkol ve Sigara içmem ve gece hayatımda yoktur. Bugün formumu buna borçluyum" dedi. Sahnede davulda çalan Lara Taşköprü Belediye Başkanı Hasan Altan'a teşekkür ederek konserini şu sözlerle bitirdi; "Burada hiç protokol görmedim. Protokolün olmadığı yerde halk çok güzel eğleniyor" HAKALMAZ SEPETÇİOĞLU'NU SÖYLEDİ Türküleri ile herkesin gönlünde taht kuran Orhan Hakalmaz yöremize ait Sepetçioğlu Türküsünü seslendirirken büyük alkış aldı. Seyircilerin isteği üzerine Türkiyem parçasını okuyan Hakalmaz bu parça sonrası yaptığı konuşmada "Savaşlar olmasın, İnsanlar ölmesin. Ama damarımıza da basmasınlar dedi. Orhan Hakalmaz yerini bir ara küçük bir hayranına bırakırken Sahneye aniden gelen Taşköprü Belediyesi'nin bir kısım çalışanları oyun havası oynadılar. PETEK DİNÇÖZ SEVGİSİ İZDİHAM YARATTI Söylediği şarkılar ve dansları ile izleyenlerin izlemeye doyamadığı sanatçı Petek Dinçöz Havai Fişek gösterisini şaşkınlıkla izleyerek "Sayın Başkan Türkiye de havai fişek bırakmamış, hepsini toplamış" dedi. Seyircilerin çoğunluğunun Dinçöz'ün konseri sırasında izdihama neden olması acı olayın yaşanmasına sebebiyet vermezken, Kaymakam, Belediye Başkanı ve Petek Dinçöz beraber Bir şarkısın sen isimli parçayı okudular. Dinçöz Başkan Altan'a beni seneye de çağırın dedi. MUSTAFA SANDAL İÇİN ÖZEL SAHNE 19 ncu Taşköprü Kültür ve Sarımsak Festivali'nin kapanışını yapan Mustafa Sandal için özel olarak hazırlanmış Tır cumartesi günü ilçeye geldi. Özel ve titiz bir çalışmanın yapıldığı Tır da hazırlıklar konsere 1 saat süre kalana kadar devam ederken, Sahneye çıkan Mustafa Sandal Taşköprü'yü adeta salladı.
Kastamonu Nasrullah gazetesi,05.09.2005

***************** ************

* FESTİVAL PANEL'LE DEVAM ETTİ *



Yazar -
19 ncu Taşköprü Kültür ve Sarımsak Festivali ikinci günü Halk Oyunları gruplarının Cuma pazarındaki gösterileri ile başladı. Belediye Başkanlığında festival komitesi ile folklör gruplarının tanışma resepsiyonu sonrası Taşköprü Belediyesi Konferans salonunda Taşköprü'nün doğal ve beşeri zenginlikleri konulu panel gerçekleştirildi. Gönen Kaymakamı Saim Eskioğlu'nun başkanlık ettiği panelde Prof.Dr. Süleyman Taban Sarımsakta farklı gübre deneme sonuçları, Prof.Dr. Salih Maden Sarımsak Hastalıkları ve Arkeolog Murat Karasalihoğlu Pompeipolis'in ortaya çıkarılması ve Taşköprü Turizmine etkileri konusunda bilgi verdi. Bu yılki panelde geçtiğimiz yıl ki panele göre daha çok katılımcının olduğu gözlenirken paneli dinleyenler arasında Sinop ve Gönen Belediye Başkanları da vardı. Taşköprü Festivali'nin ikinci günü gece Köprü başında düzenlenen Lara ve Orhan Hakalmaz konseri ile sona erdi.
Son Güncelleme http://www.nasrullahgazetesi.com ( 03.09.2005 - Cumartesi )

* ALTAN'DAN TGRT HABER'E ÖZEL AÇIKLAMALAR *



Yazar -
"Sarımsağı endüstriyel hale getirmek en başta hedef olmalı" diyen Taşköprü Belediye Başkanı Hasan Altan, büyükşehirlerde korsan kaset gibi sahte etiketli Taşköprü sarımsağı dağıtıldığına dikkat çekti. Altan ayrıca en çok İran üzerinden ülkemize katırlar üzerinde sarımsak geldiğinin altını çizerek; "Bırakın katırlar üzerinde gelen sarımsağı, kendi kaliteli ürününüze sahip çıkın" dedi.
'BİZE SAHİP ÇIKSINLAR'
Entegre kurulması konusunda TOBB'a başvurduklarını ifade eden Altan; "Sayın Hisarcıklıoğlu bu konuyu yönetiminde geçirmiş, önümüzdeki yıllarda inşallah kuracağız. İşadamlarımıza sesleniyorum, gelsinler bize destek versinler, bize sahip çıksınlar, bu entegreyi hep birlikte kuralım. Ben burada 18-20 yaşındaki yavrucaklarıma istihdam oluşturabileyim. Bu kadar kaliteli ürünü olan ülkemizde neden bir entegre kurulmuyor"dedi. Önceki gece TGRT Haber Kanlında yayınlanan 'Ankara' nın Gündemi' adlı programın konusu Taşköprü Kültür ve Sarımsak Festivali oldu. Canlı olarak yayınlanan ve yaklaşık iki saat süren programa Taşköprü Kaymakamı Recep Soytürk, Taşköprü Belediye Başkanı Hasan Altan ve Sarımsak üreticisi Mehmet Tuncay katıldı. Programda oldukça uzun bir konuşma yapan ve kelimenin tek anlamıyla içini döken Hasan Altan, İran üzerinden katırlar üzerinde ülkemize sarımsak geldiğini, bunun için büyük girişimlerde bulunulması gerektiğini ifade etti. Hasan Altan'ın yaptığı konuşma aynen şöyle; "Bizim öncelikli olarak sarımsağı endüstriyel hale getirmemiz gerekiyor. İthal sarımsak bizi etkilemeyecek kadar ülkemize az giriyor ama hala da özellikle İran üzerinden katırlar üzerinde sarımsak ülkemize giriyor. Ben bunun mücadelesini çok veriyorum, özellikle Adana halinde çok büyük girişimlerde bulunuyorum. Bugün büyükşehirlerde korsan kaset gibi mahalle aralarında sahte Taşköprü etiketli sarımsak satılıyor. İçinde sarımsak Taşköprü sarımsağı değil ama dışına Taşköprü etiketi vurmuşlar. Bizim Taşköprü sarımsağını değerli kılan olay, tarım alan-larındaki toprakların demir oranının oldukça yüksek oluşundan kaynaklanıyor."
ALTAN; ABD'DE 23 TANE SARIMSAK FESTİVALİ VAR "Dünyada sarımsak üretiminde Türkiye 7.sırada. Amerika ise 6.sırada. Ancak Amerika'da 23 tane ayrı ayrı Sarımsak Festivali var. Amerika'da sarımsak festivallerinde sarımsağın parolası 'Kötü Kokulu Gül" olarak tanımlanıyor. Bu kadar kaliteli ürünü olan ülkemizde neden bir entegre kurulmuyor. Bronzlaşmış yüzler, nasırlaşmış ellerin olduğu yere gelin ve sarımsağı buradan alın, ülkemizde kalsın."
ENTEGRE İÇİN TOBB'A BAŞVURDUK
"Biz Entegre için Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'ne başvurduk. Bir cıvata bile istemediğimizi de kendilerine ilettik. Proje hazırlamalarını, bizim de burada entegreyi kuracağımızı söyledik. Sayın Rıfat Hisarcıklıoğlu sanıyorum konuyu yönetimden geçirmiş. Önümüzdeki yıllarda inşallah sarımsak entegresini de kurmuş olacağız."
BİZE SAHİP ÇIKSINLAR
"Ben buradan İstanbul'daki işadamlarımıza sesleniyorum, gelsinler bize destek versinler, bize sahip çıksınlar ve bu entegreyi hep birlikte kuralım. Ben burada 18-20 yaşındaki yavrucaklarıma bir istihdam oluşturabileyim. Ancak gerçekten de işadamlarımızın festival yönünde büyük destekleri de var. Ben buradan huzurlarınız da hepsine tek tek teşekkür ederim."
ALTAN; ABD'YE AÇILACAĞIZ
Taşköprü Belediye Başkanı Hasan Altan, Amerika'da Sarımsak Festivali yapanlarla kardeş şehir olmayı planladıklarını ifade etti. Altan; "ayrıca büyük bir hedefim daha var. Amerika'ya açılıp, inşallah kurulacak olan entegreden daha fazla girdi sağlamayı düşünüyoruz. Bununla ilgili çalışmalarımız da sürüyor"dedi.
İLK 150'DEYİZ
Hasan Altan konuşmasını şu cümlelerle tamamladı; "3225 belediyede alt yapısını tamamlayan ilk 150 belediye arasındayız. Bu İller Bankası tarafından da kanıtlı. Biz alt yapımızı tamamladık, artık sıra turizm de. Ancak sayın Kaymakamımızın da dediği gibi halkımızı turizme hazır hale getirmemiz gerekiyor."
SOYTÜRK; ANASINIFLARI BAKIMINDAN SINIFTA KALMIŞIZ
5 ay önce Taşköprü Kaymakamlığı görevine başlayan Recep Soytürk ise konuşmasında şunları söyledi; "Anasınıfları bakımından sınıfta kalmışız. Bakın ben Siirt Vali Yardımcısı iken orada okul öncesi eğitim oranı %64 oranındaydı. Bu oran Kastamonu'da %22, Taşköprü'de ise %10'dur. Bizim okul öncesi eğitim oranını yükseltmek, Siirt'te ki bu başarıyı ilçemize taşımak istiyorum. Hedefimiz Taşköprü'de bu oranı %30'a çıkartmaktır. Ben buradan tüm ailelere seslenmek istiyorum, 4-6 yaş arası çocuğunuz varsa en yakın okula götürüp kaydettirin, kaydetmiyorlarsa, yer yoksa bize gelin biz yer buluruz. Öte yandan içmesuyu konusunda 422 birimimizden 47'sinde içme suyu yok. 20 köye içme suyu götürmek için çalışmalarımız sürüyor. Bu sezon sonunda inşallah 20 köy suya kavuşacak. 2006'da ise içme suyu olmayan köy kalmayacak. Turizm konusunda da yeteri kadar turist alamıyoruz. Halkımız da zaten buna hazır değil. Bunları acele olarak hazır hale getirmemiz gerekiyor. Bu konu ile ilgili olarak da Belediye ile ortak çalışmalarımız sürüyor."
http://www.nasrullahgazetesi.com ( 03.09.2005 - Cumartesi )

***** ***** *****

* ORHAN HAKALMAZ SEPETÇİOĞLU'NU SÖYLEDİ *


Yazar İ.GÜRKAN YILMAZ
19'ncu Taşköprü Kültür ve Sarımsak Festivali'nin bu yılki büyük sanatçılarından biri olan Orhan Hakalmaz söylediği parçalar ile izleyenleri hem duygulandırdı hemde hoşça vakit geçirmelerini sağladı. Hakalmaz Konseri sırasında Kastamonu Sepetçioğlu'nu söylerken büyük alkış aldı Konser sırasında Orhan Hakalmaz "Savaşlar olmasın insanlar ölmesin. Ama damarımıza da basmasınlar" dedi. Hakalmaz ayrıca "Türkiyem" parçasını havai fişekler eşliğinde söyledi ve bu şarkı ile seyircilerin kendine verdiği büyük desteğe şaşırdığını belirtti.
http://www.nasrullahgazetesi.com ( 03.09.2005 - Cumartesi )

***** ***** *****

* LARA'DAN DAVUL ŞOV *


Yazar İ.GÜRKAN YILMAZ
Taşköprü Kültür ve Sarımsak Festivali'nin ilk geceki iki büyük sanatçısından biri olan LARA davulu eline alarak yaklaşık 15 dakika seyircilere davul şov yaptı. LARA konser sırasında yaptığı konuşmada ise Taşköprü Belediye Başkanına teşekkür ederek "Burada hiç protokol görmedim. Protokolün olmadığı yerde halk çok güzel eğleniyor" dedi.
http://www.nasrullahgazetesi.com ( 03.09.2005 - Cumartesi )

***** ***** *****

"Sarımsağa destek artmalı"

Sarımsaktan verimli bir şekilde faydalanabilmek için bir sanayi ürünü olarak kullanılmasının şart olduğunu söyleyen Taşköprü Belediye Başkanı Hasan Altan Almanya’da bir baş sarımsak üretilmediği halde sarımsaktan 32 ayrı ürün elde edildiğini vurguladı: "Sarımsağa destek artmalı" 03 Eylül 2005


ANKARA - "İnsanlar yaşadıkları yerlerin potansiyellerini ayağa kaldırmalı. Ata diyarını bırakıp gitmemeli” diyen Taşköprü Belediye Başkanı Hasan Altan, bu yıl 19.’su düzenlenen Taşköprü Sarımsak ve Kültür Festivali’nin uzun yıllardır başta İstanbul olmak üzere dışarı göç veren Taşköprü’yü yeniden cazibe merkezi haline getirmeye başladığını anlattı. İhlas Medya Ankara Grup Başkan Yardımcısı Murat Odabaş’ın hazırlayıp sunduğu TGRT HABER TV’de yayınlanan “Ankara’nın Gündemi” programı, bu yıl 19.’su düzenlenen Uluslararası Sarımsak ve Kültür Festivali’nin ilk gününde Kastamonu Taşköprü’ye misafir oldu. 14 yıldır Taşköprü Belediye Başkanlığını yürüten Hasan Altan, Taşköprü Kaymakamı Recep Soytürk ve sarımsak üreticisi Mehmet Tuncay’ın konuk olduğu programda Taşköprü sarımsağı ister istemez en önemli konu idi.

‘Sıra turizmde’
1991’den beri 14 yıl ve 4 dönemdir belediye başkanı seçilmesini, kendisine verilen vekaleti hizmete dönüştürmesine ve Taşköprü’yü ayağa kaldırmak için uğraşmasına bağlayan Hasan Altan, “İnsanlarımızı kucaklamaya çalışıyoruz. Onlar da sağ olsun bizi kucakladı. Taşköprü, sarımsakla özdeşleşti. Taşköprü’nün başka zenginlikleri de var. Sadece sarımsak ve orman ürünleri değil. Ayrıca birçok medeniyetin beşiği Taşköprü. Zaten yeni hedeflerimizden biri de Taşköprü’yü turizme açmak. Alt yapımız tamam. Bu alanda büyük mesafeler kat ettik” dedi.

‘Festival yaşatılmalı’
Uluslararası Taşköprü Sarımsak ve Kültür Festivali’nin ilçeye büyük bir katkısı olduğunu ve yaşatılması gerektiğini vurgulayan Belediye Başkanı Altan, festivalin Taşköprü’ye katkılarını ise şöyle özetledi: “1987’den beri uluslararasıyız. Yabancı ülkelerden konuklarımız var. Bugüne kadar 40 kadar ülkeden misafirlerimiz geldi ve onlar aracılığıyla bütün dünyaya mesajlarımızı gönderdik. Biz festival konusunda Türkiye çapında iddialıyız. Bugün Türkiye’nin her tarafından binlerce insanımız burada bir araya geldi. Sayın Çalışma Bakanımız Murat Başesgioğlu da katıldı. Taşköprü nüfusuna kayıtlı 130 bin insanın çoğu İstanbul’da yaşıyor. 20-30 sene önce İstanbul’a beşikteyken göç eden ve gelip memleketini hiç görmeyen hemşehrilerimizi festival dolayısıyla getirttik. Bu geliş gidişlerin sıklaşmasıyla Taşköprü’ye kesin dönüşler de olmaya başladı. Festivalle hedefimiz çiftçimizin beyaz altın dediği Taşköprü sarımsağı. Bu sarımsağın dünyada bir eşi daha yok. Taşköprü sağımsağı daha uzun ömürlüdür. Kansere karşı direnç verir. Doğal antibiyotik olduğu tıp tarafından kabul edilen sarımsağı yetiştiren çiftçilerimiz bunun karşılığını almalı. Festival hem bunu sağlıyor hem de insanları bilgilendiriyor.”

‘Maliyetler arttı’
Üretim maliyetinin son dönemlerde arttığını ifade eden Başkan Altan sözlerini şöyle tamamladı: “Birkaç yıldır sarımsağı ihracatla pazarlayamıyoruz. Biz de sarımsağımızı Türk mutfağına tanıtıyoruz. İş adamlarımıza buradan sesleniyoruz. Sarımsağı sanayi ürününe dönüştürecek entegre tesis kurulmalı. Sarımsağın yaygınlaşması için endüstriyel ürün olması gerekiyor. Bizim sarımsağımızı tüketiciyle buluşturmalıyız. Sarımsak üretiminde Türkiye dünyada 7. sırada. ABD ise 6. sırada. ABD bizim üstümüzde ama bizden fazla ithalat yapıyor. Orada 23 sarımsak festivali var. Sarımsaktan pek çok ürün yapmışlar. Almanya’da bir baş sarımsak üretilmiyor ama 32 çeşit ürün var.”

‘Eğitim hamlesine başladık’

Taşköprü Kaymakamı Recep Soytürk ise ilçedeki eğitim faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Kaymakam Soytürk, “Göreve başladığımda burayı gezdim. Taşköprü’deki eğitimin fotoğrafını çektik. Ana sınıfı, okul öncesi eğitimde sınıfta kaldık” dedi.

Hedef okul öncesi
Kaymakam Soytürk, sözlerini şöyle sürdürdü: “Okul öncesi eğitim oranı burada yüzde 10. Oysa Siirt’te bu oran yüzde 60. Ben Siirt’te vali yardımcısıyken bu oran yüzde 4’tü. Okula başlayanların önemli bölümü Türkçe bilmiyordu. Okula gelirken Türkçe’yi bilmeleri için okul öncesi eğitime önem verdik. Zamanla bu oran yakalandı. Oradaki heyecanı Taşköprü’ye taşımak istedik. Çocuğun zeka gelişimi 3-6 yaş arasında. 7 yaş eğitime başlamak için hakikaten çok geç. Ana baba olarak kim istemez kendi çocuğunun diğerlerinden yüzde 80 başarılı olmasını. Biz okul öncesi eğitimde atılım yapmak istiyoruz. Hedefimiz yüzde 30. Normalde ana sınıfına giden çocukların velilerinden küçük bir ücret alınır. Bu alınmayacak. Çocukların kırtasiye masraflarını ve gıda maddeleri masraflarını karşılayacağız. Bütün hemşehrilerimiz 4-6 yaş çocuklarını getirsin. Ayrıca Taşköprü olarak üniversiteye hazırlığı da teşvik edeceğiz. Okul çağı dışındaki genç kız ve kadınların eğitim eksikliği var. Kadın toplum merkezlerinde kurslar açıyoruz. Buraya gelen ve okuma yazma bilen hanımlara okuma yazma kursu açıp açık ilköğretim ve açık lise eğitimi de vereceğiz.”

Sarımsak tarımı zor

Sarımsak üreticisi ve tüccarı Mehmet Tuncay ise Taşköprü’deki sarımsak üretimini şöyle anlattı: “Sarımsak üretmek iki yaşında bir çocuğu büyütmeye benziyor. Titizlik gerekiyor. Bir dönüm sarımsak üretiminin maliyeti 600-700 yüz YTL. Buna karşılık üretici bunun karşılığını alıyor mu? diye sorarsanız bence kesinlikle almıyor. Çiftçi şu andaki fiyatlarla kâr etmiyor, maliyeti anca kurtarıyor. Taşköprü yıllarını bu işe vermiş ama karşılığını alamıyor. Son senelerde Türk halkının sarımsak tüketiminde yüzde 400-500 artış var. Buna karşılık son dört beş senedir doğru dürüst ihracat yok. Evvelden daha çok ihracat yapardık.” http://www.turkiyegazetesi.com 03 Eylül 2005 Cumartesi

***** ***** *****

BU GECE PETEK, YARIN GECE MUSTİ VAR



Taşköprü Festivali'nde konser rüzgarı esmeye

başladı. Dün gece ilk olarak Lara, ardından da Orhan Hakalmaz ile başlayan yıldızlar geçidi, bu gece Petek Dinçöz ile devam edecek. Petek Dinçöz konseri saat 22.30'dan itibaren başlayacak ve Köprübaşında gerçekleştirilecek. Petek Dinçöz konseri ile birlikte ayrıca muhteşem bir havai fişek gösterisi de yapılacak. Konser rüzgarı yarın gece saat 21.30'dan itibaren de Mustafa Sandal'la son bulacak. Mustafa Sandal uçakla ilimize gelecek ve özel bir jiple Taşköprü'ye geçecek. Sandal'ın kendine özel tırda bulunan sahnede konser vermesi bekleniyor.
NASRULLAH http://www.kastamonupostasi.com

***** ***** *****

ORHAN HAKALMAZ SEPETÇİOĞLU'NU SÖYLEDİ



19'ncu Taşköprü Kültür ve Sarımsak

Festivali'nin bu yılki büyük sanatçılarından biri olan Orhan Hakalmaz söylediği parçalar ile izleyenleri hem duygulandırdı hemde hoşça vakit geçirmelerini sağladı. Hakalmaz Konseri sırasında Kastamonu Sepetçioğlu'nu söylerken büyük alkış aldı Konser sırasında Orhan Hakalmaz "Savaşlar olmasın insanlar ölmesin. Ama damarımıza da basmasınlar" dedi. Hakalmaz ayrıca "Türkiyem" parçasını havai fişekler eşliğinde söyledi ve bu şarkı ile seyircilerin kendine verdiği büyük desteğe şaşırdığını belirtti.
NASRULLAH

***** ***** *****

LARA'DAN DAVUL ŞOV



Taşköprü Kültür ve Sarımsak Festivali'nin ilk geceki iki büyük sanatçısından biri olan LARA davulu eline alarak yaklaşık 15 dakika seyircilere davul şov yaptı.

LARA konser sırasında yaptığı konuşmada ise Taşköprü Belediye Başkanına teşekkür ederek "Burada hiç protokol görmedim. Protokolün olmadığı yerde halk çok güzel eğleniyor" dedi.
NASRULLAH


***** ***** *****

AKADEMİSYENLER PANELDE SARIMSAĞI TARTIŞTI !
Tarih: 08.09.2003 Saat: 15:03
Konu: Yaşam
Çok eski çağlardan beri bilinen ve salgın hastalıklarla mücadelede kullanılan sarımsak, Kastamonu'nun Taşköprü İlçesi'nde akademisyenlerin de katıldığı bir panelle ele alındı.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Süleyman Taban, ilçede 'beyaz altın' olarak bilinen sarımsaktan en üst düzeyde verim alınması için bilinçli gübrelemenin önemine dikkat çekerken, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Dr. Eren Akçiçek ise, sarımsağın tarihinin 'Taş Devri'ne kadar uzandığını söyledi. Dr. Akçiçek, Mısır'da piramit işçilerinin sarımsak yiyerek güçlerini birkaç kat arttırdıklarının kaynaklarda mevcut olduğunu belirtti.

12 AY BOZULMADAN DURABİLİR
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği'nden Prof. Dr. Semih Ötleş, Taşköprü sarımsağının 10-12 ay bozulmadan durabildiğini hatırlatarak, içerdiği minareller bakımından, ABD'de üretilenlerden dahi üstün olduğunu bildirdi. Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu ise, Taşköprü'nün altında antik kent Pompeiopolis'in mahalleleri ve semtlerinin yer aldığını vurgulayarak, "Bu ortaya çıktığında, Taşköprü 'arkeolojik park' haline gelecektir" dedi. Taşköprü Belediye Başkanı Hasan Altan ise, 'korsan sarımsakçılık'tan şikayet ederek, "Diğer sarımsakların Taşköprü sarımsağı adıyla satılması, beyaz altınımıza zarar veriyor" diye konuştu.
Taşköprü Belediyesi tarafından düzenlenen 17. Kültür ve Sarımsak Festivali etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen panel, Endüstri Meslek Lisesi Konferans Salonu'nda yapıldı. İstanbul Vali Yardımcısı Saim Eskioğlu'nun oturum başkanlığını yaptığı açık oturumda söz alan Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Taban, ilçede 'beyaz altın' olarak bilinen sarımsaktan en üst düzeyde verim alınması için bilinçli gübrelemenin şart olduğunu bildirdi. Prof. Dr. Taban, Taşköprü'de sarımsağın dönüm başına veriminin ortalama 900-1000 kilogram olduğunu belirterek, "Verimi arttırmak için araştırma başlatarak, Taşköprü'nün 22 köyündeki 40 tarladan toprak aldık. Yaptığımız incelemede, yüzde 90'ının özellikleri aynı çıktı. Sarımsağa kokusunu veren kükürt burada çok fazla. Selenyum açısından zengin ürünlerin yetiştirilebildiği toprakların bilinçli şekilde kullanılması gerekmektedir" diye konuştu.

"PİRAMİTLER SARIMSAK YARDIMIYLA YAPILDI"
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Uzman Dr. Eren Akçiçek ise sarımsağın tarihinin 'Taş Devri'ne kadar uzandığını ifade ederek, "Yapılan araştırmalara göre, ilk üretim yerleri İran ve Afganistan. Sümerler'in de kullandığı, hatta Mısır'da piramit işçilerinin sarımsak yiyerek güçlerini birkaç kat arttırdıkları kaynaklarda mevcut. Avrupa, sarımsakla Haçlı Seferleri sonrası tanıştı. Eski devirde gemilerde pusuladan sonra sarımsak ikinci öncelikliydi. Çünkü, her türlü hastalığa karşı en iyi ilaç olarak biliniyordu. Romalılarda ise iyi dövüşmeleri için horozlara sarımsak yedirildiği bizlere intikal etmiştir. Ortaçağ'ın en büyük hastalığı olan vebanın yenilmesi için sarımsak kullanılmıştır" dedi.

Yılbaşında, insanlara mutlu yıllar dilemek için en güzel hediyenin bir pakete konulmuş sarımsak olabileceğini kaydeden Dr. Akçiçek, "Batılılar, sarımsağın faydalarını keşfettikleri ve bolca yemek istedikleri için, ağızda oluşturduğu kokuyu gidermek amacıyla sprey geliştirdi. Bu mucize bitkinin değerini çok iyi bilmeliyiz" diye konuştu.

"TAŞKÖPRÜ SARIMSAĞININ ÖMRÜ ÇOK UZUN"
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Semih Ötleş de gelişmiş ülkelerin sarımsaktan birçok ürün ve ilaç elde ettiklerini söyledi. Prof. Dr. Ötleş, Taşköprü sarımsağı işlendiğinde dünya pazarının en iyisi olacağını vurgulayarak, "Dünyada ve Türkiye'nin diğer yörelerinde yetiştirilen sarımsakların ömrü 3-5 ay iken, Taşköprü sarımsağı 10-12 ay bozulmadan durabiliyor. İçerdiği minareller bakımından, ABD'de üretilenlerden dahi üstün" dedi.
Aynı üniversitenin Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ulvi Zeybek ise, sarımsağın tıbbi özellikleri ve sağlık yönünden önemine işaret etti. Sarımsağın faydalarının saymakla bitmediğini, her geçen yıl yeni yeni faydalarının yapılan araştırmalarda ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Zeybek, "Avrupa sarımsağın farkına vardı ve Almanya'da 1998 yılında yılın bitkisi seçildi. ABD'de 'mucize bitki' olarak tanınıyor. Türkiye'de Taşköprü ile sembolleşerek tanıtımı büyük oranda yapılıyor. Sayısız faydası bulunan sarımsağın daha fazla tktür ve Sarımsak Festivali etkiüketilmesi gerekir" diye konuştu.

"5 BİN YILLIK TARİH TOPRAK ALTINDA"
Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu, tarihi Efes Antik Kenti ve Zeugma kadar eski olan ve yörede 'Zımbıllı Tepesi' olarak bilinen "Pompeiopolis" hakkında bilgi verdi. Tarihi M.Ö. 3 bin yılına dayanan Pompeiopolis'in toprak altında olduğunu belirten Çınaroğlu, "Buranın en kısa sürede gün yüzüne çıkarılması gerekir. Zımbıllı Tepesi'nde kralların, yöneticilerin sarayları bulunmaktadır. Taşköprü'nün altında ise Pompeiopolis'in mahalleleri, semtleri yer alıyor. Bu ortaya çıktığında, Taşköprü 'arkeolojik park' haline gelecektir. Bu, her ilçeye nasip olmayacak bir şey. Gelecekte Taşköprü turizm açısından Zeugma veya Efes'in bulunduğu yerler kadar ilgi görecektir. Belediye Başkanımız Hasan Altan'ın da desteğiyle Pompeiopolis'i günyüzüne çıkartmak için çalışmalarımız gelecek yıldan itibaren başlayacak" dedi.

"SARIMSAK KORSANCILIĞI VAR"
Taşköprü Belediye Başkanı Hasan Altan ise, 'Sarımsak' ve 'Pompeiopolis'un Taşköprü'yü ayağa kaldıracağını vurgulayarak, "Sarımsağın işlenmesi için entegre tesisleri kurulurken, tarihi mekanın gün yüzüne çıkarılması için çalışmalarımız da gelecek yıldan itibaren start alacak" diye konuştu.
Yurt dışından getirilen ve diğer bölgelerde yetiştirilen sarımsakların, 'Taşköprü Sarımsağı' aldı altında satıldığına dikkat çeken Altan, "Korsan kasetçilik gibi korsan sarımsakçılık da başladı. Taşköprü sarımsağına patent alarak bunu aşacağız" dedi.
Başkan Altan, Taşköprü sarımsağının pahalı olmasının sebebini de şöyle açıkladı: "Diğer yerlerde dekar başına 3-4 ton ürün alınırken, burada ise bu rakam 900 kilogramdır. Bu yüzden diğerleriyle aynı fiyatta satarsak zarar ediyoruz. Ayrıca, Taşköprü sarımsağının bir dişinin verdiği tadı, diğerlerinin bir başı vermiyor. Yani, az alıyorsun ama öz alıyorsun. Bir kilo sarımsak, bir mutfağın bir yıllık ihtiyacını karşılar".

Panele, TBMM'de sarımsakla kürsüye çıktığı, ABD Başkanı George Bush'a Irak savaşı öncesi, stresine iyi gelmesi için sarımsak gönderdiği için, kamuoyunda 'sarımsakçı vekil' olarak ünlenen CHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım da katıldı. Panelde söz alan Yıldım, sarımsağın tanıtım sürecinin başarıyla gerçekleştiğini, artık gelişmiş ülkelerdeki gibi entegre tesislerin kurulması zamanının geldiğini kaydetti. www.habermanset.com

PERDE ARKASI
Turgay ŞAHBENDEROĞLU
***Hayatın İçinden***

Taşköprü’nün sarımsağı İzmit’in pişmaniyesi
Kastamonu “Taşköprü, ülke sarımsak ihtiyacının yüzde 25’”ni karşılıyor.
1996 yılında Taşköprü’ye bir vesile ile gittim. “İlçenin girişindeki taş köprünün” üstünden geçtikten sonra her tarafta sarımsak gördüm.
Taşköprü değil, sanki “sarımsak köprü.”
Nereden çıktı Taşköprü ve sarımsak derseniz, şuradan çıktı diyeceğim;
“Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Taşköprü’ye entegre sarımsak tesisi kuracakmış.
Taşköprü Belediye Başkanı Hasan Altan 14 yıllık başkan.
Bu yıl “19. Uluslararası Taşköprü Kültür ve Sanat Festivali” düzenlenecek.
Dikkat edin “uluslararası.”
İzmit ise ünlü pişmaniyesi için devamlılık arz eden bir uluslararası festival düzenlemeyi bırakın, yapmayı akıllarını ucundan bile geçirmemiş.
İzmit’in pişmaniyesi, Taşköprü’nün sarımsağı ile aynı ünde.
Sarımsak ön planda, pişmaniye ise oda hapsinde.
Bizim odalarımız kısır döngüye devam etsinler. Elin oğlu, TOBB’a yatırım yaptıracak bile.
http://www.kocaeligazetesi.com.tr
EKONOMİ 31.07.2005 PAZAR

Sarımsak ambalaja girdi Avrupa’ya ihracat artıyor
İlaç sanayiinde endüstriyel mamül olarak kullanılan Taşköprü sarımsağı, AB ülkeleri ile ABD'ye ihraç ediliyor. Uzmanların kanserle mücadelede etkili olduğunu ifade ettikleri selenyum maddesini bol miktarda içermesi sebebiyle dünya piyasasında tercih edilen sarımsağa ilk talep ABD'den geldi.
Özel ambalajlar içinde gerçekleştirilen satış iç piyasaya da yansıdı. Geçen yıl mahsulünü ırmağa döken çiftçiler, ‘beyaz altın' olarak bilinen sarımsağının kilosunu yeniden 5-6 Yeni Türk Lirası'ndan satıyor. Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde, 2000 yılında Reis Gıda AŞ'nin kurduğu sarımsak işleme entegre tesislerinde endüstriyel mamul hale getirilen ürünler Sarmoni markasıyla dünyaya ihraç ediliyor. Türkiye'nin tek sarımsak işleme entegre tesisi olan Sarmoni, sarımsak ezmesi, sarımsak tozu, sarımsak granürü ile soyulmuş diş sarımsağı ambalajlı olarak tüketicilerin beğenisine sunuyor. Sarmoni, eylül ayında sarımsak ezmesini yeni ürün olarak piyasaya sürecek. Taşköprü sarımsağının dünya piyasalarında pazar bulabilmesi için yeni arayışlarına devam eden Reis Gıda bünyesindeki Sarmoni entegre tesislerinin müdürü Orhan Reis, ilk olarak Almanya, Fransa ve İsrail'e endüstriyel tüketim için numune olarak sarımsak tozu gönderdiklerini ifade ediyor. İhracatta Çinli firmalarla zorlu bir rekabete girdiklerini belirten Reis, "Vergi, sigorta primleri ve işçi maliyeti bize göre son derece düşük olan ve serbest dolaşım hakkı bulunan Çin, ürünlerini Hollanda'nın entegre tesislerinde işleyip, bu ülke üzerinden çok ucuz fiyata piyasaya girdi. Mücadelemize devam ettik. Taşköprü sarımsağının kalitesi fark edildi. Özellikle ilaç sanayiinde tercih edilir duruma geldik." diye konuşuyor. Reis, ilaç sektöründe hammadde olarak sarımsak yağının kullanıldığını, 1 ton sarımsaktan yaklaşık 10 kilogram sarımsak yağı alınabildiğinin altını çiziyor. Reis, "Önümüzdeki günlerde ilaç sektörü için hammadde haline getirilmiş sarımsak yağı üretip, ihraç edeceğiz." ifadelerini kullanıyor.
Toprağın yapısındaki kimyevi maddeler nedeniyle dünyanın en kaliteli sarımsağının yetiştirildiği Taşköprü'de geçmiş yıllarda yaşanan fiyat düşüklüğünün ihracat sebebiyle bu yıldan itibaren yükselmesi bekleniyor. ‘Beyaz altın' diye adına festivaller düzenlenen sarımsaktan çiftçiler son 3 yıldır zarar etti. 2002 yılında bir gram altınla bir kilo sarımsağın fiyatı örtüşüyordu. Türkiye, dünya sarımsak üretiminde 7. sırada yer alırken, Taşköprülü çiftçiler ise yılda ürettikleri 20 bin ton sarımsak ve yüzde 14'lük üretim payı ile Türkiye'de birinci sırada.
31.07.2005
Cevdet Akçaylı
Taşköprü
http://www.zaman.com.tr
Türkiyeden: YEŞİLİ BOL, ORMANI SIĞINAK ŞEHİR
Tarih: 22.04.2004 Saat: 17:32 Gönderen: gidasanayii



Karadeniz’in yeşili bol, ormanı sığınak çehresinde, türlü güzellikleriyle büyüleyen bir şehir bekler sizi. Kastamonu’nun kuruluş tarihi tam olarak bilinmese de, geçmişi öyle ayrıntılarla doludur ki tarihin ta kendisi olduğu bile söylenebilir. Hititler, Frigler, Lidyalılar, Romalılar, Bizanslılar; Anadolu’ya Türkler gelmeye başladıktan sonra Danişmentliler, Anadolu Selçukluları, Osmanlılar şehre kalıntılar ve kültürel varlıklar bırakarak göçüp gitmişler. Pompeipolis Antik kenti, Yılanlı Şifahanesi, Frenkşah Hamamı, Yakup Ağa Külliyesi, Ferhad Paşa Camisi ve ünlü Kastamonu Kalesi bunlardan sadece birkaçı.
Tarihin sığındığı şehir Kastamonu, MÖ. 18. yüzyılda Gas’lar tarafından kurulmuş ve muhtemelen adını bu kavimden almış. Bu yalnızca bir rivayet olsa da, fonetik açıdan pek yabancı gelmeyecek kulağınıza: Gas’ların yaşadığı dönemlerde “gas” kelimesi şehir anlamındaki “tumanna” ile birleşir. Kente “Gas-Tumanna” adı verilir ve zamanla Kastamonu’ya dönüşür.
Tarih öncesi dönemlerden Osmanlılara dek, bir yönetim ve kültür merkezi olan şehrin hatırda kalan en önemli özelliği Türkiye için atılan modernleşme adımlarının birçok ayağına tanıklık etmesi. Kurtuluş Savaşı’nda işgal edilmemesine rağmen, en çok şehit veren üçüncü il olan Kastamonu’da işgallere karşı bir dizi miting düzenlendi. İçlerinde en ilginci 1919 yılında kadınların bir araya gelerek İlk Türk Kadın Mitingi’ni gerçekleştirmeleri. Bu tarihten sonra Kastamonu ili, İnebolu ile birlikte Mustafa Kemal Atatürk’ün 1925 tarihinde “Şapka ve Kıyafet Devrimi”ni başlattığı yer oldu.
Kastamonu, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren sanayileşme sürecine giremedi. Ancak bunun en önemli nedeni, doğal zenginliklerinin başında gelen orman ve tarım ürünlerine uygun bir ekonomik altyapısının bulunması. Kalkınmada Öncelikli İller kapsamına alınan Kastamonu “yeşil”i iş imkanına dönüştürebilecek bir kapasite ile orman ürünlerine dayalı sınai tesislerine ağırlık vermesine rağmen yörede tarım ve hayvancılık da yapılıyor. Şehrin toplam arazisinin yüzde 64’ü orman alanı, yüzde 28’i ise tarım alanı olarak kullanıldığından, sanayileşme için gerekli altyapının oluşmasına olanak verecek alanı bulmak pek de kolay değil. Ayrıca sanayi kuruluşlarının azlığı ve altyapı eksikliği nedeniyle direkt olarak ithalat yapılamazken, toz şeker, muhtelif gıda, bakır konsantresi gibi ürünler ihraç ediliyor. Ancak Kastamonu kaynaklı ürünler genellikle diğer illerdeki ihracatçı firmalar kanalıyla ihraç edildiğinden, diğer ihracat ürünlerinin ne olduğu tam olarak bilinemiyor. Ama Sinop Gümrük Müdürlüğü’nün verilerine göre 2002 yılında İnebolu Limanı’ndan dokuz milyon dolarlık ihracat gerçekleşmiş.
Daha çok kültürel ve doğal güzellikleriyle ekonomiyi canlı tutmaya çalışan Kastamonu, el sanatları ve eski evleri ile yerli ve yabancı turistin ilgisini çekiyor. Taşköprü, Küre, İnebolu, Cide ve Abana’nın eski mahalleleri ve evleri nostaljik görünümleri ile sit alanı kapsamında.
Yeniden canlanan gelenek: El dokumacılığı
Kastamonu’nun yüzlerce yıllık geleneği olan el dokumacılığı 1950’li yıllarda makine dokumacılığı nedeniyle kaybolmaya yüz tuttu. Oysa Kastamonu ilçelerinden Cide, İnebolu, Doğanyurt, Küre ve Şenpazar’da keten ekiminin yanında el dokumacılığı yapıldığı da biliniyor. Tosya ve çevresinde yün ve tiftik dokumacılığı; Taşköprü ve Hanönü’nde kendir; bazı köylerde ise pamuklu dokuma gelişmesine rağmen 1941 yılında makineleşme adına kapanan 19 bin tezgah, bir kültürün yitip gitmesine yol açtı. İyi haber ise, 1996 yılından beri Kastamonu Valiliği’nin maddi ve manevi desteği sayesinde el dokumacılığının yeniden canlanmaya başlaması. 2002 yılında Kastamonu’da bulunan 130 el dokuma tezgahında, günlük 650 ile bin metre arasında, aylık ise 11 – 13 bin metre dokuma yapılırken, şehrin ekonomisine katkı sağlanıyor ve bu geleneksel kültürün evlerimize girmesi, dekorasyon ve giyimde kullanılması hedefleniyor. 1980’li yıllarda keçi üretiminin yasaklamasının ardından keten ekimi azalırken, Kastamonulular yeni yeni ipekli dokumaya da yöneliyor. İpekli dokumacılığın kıymeti bilindiğinden bu konuda iç taleplerin ve ilginin artması bekleniyor. Kastamonu Valiliği’nin Dış Ticaret Müsteşarlığı ile yaptığı görüşmelerin ardından Ocak 2003’te Birleşik Arap Emirlikleri’nin önemli ticaret merkezi Dubai’de düzenlenen 16. Uluslararası Sonbahar Ticaret Fuarı’na gönderilen ürünlerin tamamının satılması, dış taleplerin olumlu yönde seyir izlediğinin göstergesi gibi. Yani bir gelenek, yurt dışında ses getirecek denli revaçta yeniden...
Sarımsak: beyaz altın
Kastamonu’nun şirin ilçesi Taşköprü’de, her yıl şifalı oluşu ve mikrop öldürücü özelliği ile Türk yemeklerinden eksik edilmeyen sarımsak adına bir festival düzenleniyor. Bu yıl 14.sü düzenlenen Taşköprü Kültür ve Sarımsak Festivali’nde ilk kez hazırlanan “sarımsak tatlısı” büyük ilgi gördü. Karadenizliler hamsinin tatlısını yapıyor demeyin; Taşköprülüler dünyanın en iyi sarımsağını yetiştirdiklerine göre tatlısını yapmaya da muktedirler elbette... Yıllık ortalama 16 bin ton sarımsağın üretildiği Kastamonu’da sarımsağa “beyaz altın” diyor halk. Örneğin bu yıl kilosunu 400 bin liradan satmışlar; bu da yılın verimli geçtiğini, sarımsağın altın değerinde olduğunu gösteriyor. Sarımsak sağlımız açısından altın değerinde bir besin. Antiseptik özelliğinin yanı sıra, iştah açıcı, tansiyon ve kolesterol düşürücü, bağışıklık sistemini güçlendirici özellikleriyle birçok ilaçtan daha yararlı ve hatta fazlasıyla doğal. Yüyıllardır şifasıyla birçok hastalığın tedavisinde kullanılan sarımsak, neredeyse modern tıbbın erişemediği bir güce sahip. Bu güç hakkında Osmanlı tarihinde de çeşitli bilgilere ulaşmak mümkün. Padişah IV. Mehmet’in başhekimi olan Nasruflah’oğlu Salih, 17. yüzyılın ikinci yarısında yazdığı bir eserde sarımsağın özellikle kış aylarında gülsuyu ile birlikte yenmesi gerektiğini, bunun birçok hastalığı kovduğunu yazmış. Kış aylarında kötü kokacak diye sarımsak yemeyenlere inat, grip ve boğaz ağrısından şikayet edeceğimiz aylar yaklaşmaktayken bu bilgiyi cepte tutmakta fayda var.





http://www.gidasanayii.com

FESTİVALİN ARDINDAN (01/04/2005)

15/10/2006 · Kategori: Nostalji

FESTİVALİ/ ARDINDAN (01/04/2005)

20050830tskpr_zaferbayram_.jpg

20050901ta_k_fest_025.jpg

19.ULUSLARARASI TAŞKÖPRÜ KÜLTÜR VE SARIMSAK FESTİVALİ/ 2 EYLÜL 2005 CUMA 2. GÜN

** 14.30:
** KÜLTÜREL VE EKONOMİK KONULARDA PANEL
YER: Belediye Başkanlığı Konferans Salonu
** Oturum Başkanı: Saim ESKİOĞLU ( Balıkesir - Gönen Kaymakamı )
** Konuşmacı: Prof.Dr.Süleyman Taban. ( Ankara Üniversitesi Toprak Bölümü Başkanı )
Konu: Sarımsakta Farklı Gübre Deneme Sonuçları
** Konuşmacı:Prof.Dr.Aykut ÇINAROĞLU ( Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi. )
Konu: Taşköprü'de POMPEİOPOLİSİN Önemi
** Konuşmacı: Prof.Dr.Salih MADEN ( Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Öğretim Üyesi )
Konu: Sarımsak Hastalıkları
** Konuşmacı: Murat KARASALİHOĞLU ( Arkeolog )
Konu: Pompeiopolisin ortaya çıkartılması ve Taşköprü Turizmine etkileri.

20050901ta_k_fest_031.jpg

20050901ta_k_fest_023.jpg

20050901ta_k_fest_034.jpg

20050901ta_k_fest_024.jpg

20050901ta_k_fest_069.jpg

20050901ta_k_fest_064.jpg

20050901ta_k_fest_063.jpg

20050901ta_k_fest_026.jpg

20050901ta_k_fest_027.jpg

20050901ta_k_fest_033.jpg

4511.jpg

Pazar'a kadar değil mezara Kadar diye inletirdi her yanı 2002'lerde!............

İsyankar
Mustafa Sandal


Korkma yaklaş, hislerinle
Sanki bir adım attığını bilmez mi gönül?
Geçer mi ömür?

İstersen dağlar dağlar
Yerinden oynar oynar
Sabırsız kalbim bir tek
Aşkına isyankar.

Sabırsız kalbim bir tek
Aşkına isyankar.


Mustafa Sandal: Pazara Kadar (-değil, mezara kadar- diyor...)

Aşkına kurban olayım,olayım
Mahşere gel de, geleyim, geleyim
Tek sözün yeter can feda sana
Her şeyim senin,uğruna öleyim
Canımı vereyim
Tek söz yeter can feda sana
Her şeyim senin,uğruna öleyim
Canımı vereyim

Pazara kadar değil,mezara kadar
Gelirim senle Fizan'a kadar
Ayrılmak yok en son gün bile
Tarih bizi yazana kadar

Sevmişim seni,vazgeçer miyim?
Yerini kimse alamaz,alamaz
Sen kalbimdesin,dilimde değil
Bu ömrüm senin,yoluna sereyim
Canımı vereyim
Sen kalbimdesin,dilimde değil
Yoluna sereyim,canımı vereyim

...Yine de Taşköprü'nün kuyu kebabı derim ben...

Eskilerden Kalanlar...

imperiaflex_0_0_0.jpg

20040905_ta_k_pr_de.jpg

20010906_mahzun_k_rm_z_g_l.jpg

Sibel_can.jpg

« Önceki :: Sonraki »