Bu rapor ezberleri bozuyor
21/12/2008 · Kategori: Arastirma
Bu rapor ezberleri bozuyor |
| Meğer Anadolu'daki modernleşme görüntüleri ne kadar aldatıcıymış... Ruşen Çakır “Türkiye’de Farklı Olmak” başlıklı araştırmanın sonuç bölümü, “Türkiye’yi anlamak isteyen herkese Anadolu’yu ’görmelerini’ salık veriyoruz. ’Turist’ olarak değil” diye başlıyor ve Anadolu kentlerindeki modernleşme görüntülerinin ne kadar aldatıcı olduğu anlatılıyor... Cuma günü, “Türkiye’de Farklı Olmak: Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı 183 sayfalık araştırmanın ürküttüğünü, çünkü gençlerin, kadınların, Alevilerin, çoğunluğun hoşuna gitmeyen farklı yaşam tarzı tercihi olan kesimlerin şikayetlerini okuyunca insanın içini derin bir ürpertinin kapladığını söylemiştik. Aradan geçen iki günde bu konuda yazılıp çizilenler, bu raporun, son zamanların moda tabiriyle birçok konuda “ezber bozduğunu” da bizlere gösterdi. Birkaçını ele alalım: Soros ezberi Cumhuriyet Gazetesi Cumartesi günü “İşte değişen Türkiye” başlığıyla raporu manşete taşıdı. İlk bakışta bunda şaşırtıcı bir şey yok. Laiklerin ötekileştirdiğini gösteren bir rapor tabii ki Cumhuriyet’in hoşuna gidecektir. Ancak bu araştırmanın Boğaziçi Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Projesi’ne ek olarak Açık Toplum Enstitüsü tarafından desteklenmiş olduğu hatırlanınca -ki Cumhuriyet de bu bilgiyi birinci sayfadan okurlarına duyurdu- işin rengi değişiyor. Zira bilindiği gibi Açık Toplum, Amerikalı işadamı George Soros tarafından finanse ediliyor. Yine bilindiği gibi, Cumhuriyet Gazetesi’ni yönetenler, birçok köşe yazarı ve doğal olarak çok sayıda Cumhuriyet okuru, Türkiye’de, özellikle laiklikle ilgili konularda, kendilerine göre iyi gitmeyen birçok şeyde bir “Soros parmağı” arıyor beğenmedikleri kişilere Soros’tan türettikleri kelime oyunlarıyla hakaret ediyorlar. Belki bu rapordan sonra, yukarıdaki cümledeki fiileri “geniş zaman”dan “-di’li geçmiş zaman”a çevirmek gerekecek. Veya birileri, bu rapordan hareketle Soros hakkında yepyeni komplo teorileri üretecek. Tarafsız bilim insanı ezberi Cuma akşamı bu raporun tanıtım toplantısında Hürriyet yazarı Cüneyt Ülsever, “bizde bir araştırmanın ne anlattığına değil kimin işine yaradığına bakılır” dedi ki sonuna kadar haklıydı. Hatırlayalım: Sırf din sosyolojisi çalıştığı için laik çevrelerce bir nevi aforoz edilen, örneğin Türkiye Bilimler Akademisi’ne alınmayan buna karşılık muhafazakâr camianın belli ölçülerde takdir ettiği Prof. Şerif Mardin, “mahalle baskısı” kavramını dile getirdiğinde laikler tarafından göklere çıkarılmış İslamcılar tarafından da beğenilmemişti. Prof. Mardin bir yıl sonra mahalle baskısı kavramını “imam öğretmeni yendi” diye özetlenebilecek bir şekilde geliştirinceyse tam tersi olmuştu. Benzer bir durumla, İrfan Bozan, Tan Morgül ve Nedim Şener’le birlikte bu araştırmayı gerçekleştiren Prof. Binnaz Toprak karşılaşıyor. Din-toplum-devlet ilişkileri konusunda ülkenin en yetkin sosyal bilimcilerinden olan Prof. Toprak’ın TESEV için yaptığı araştırmalar genel olarak laikleri kızdırmış, muhafazakârların da hoşuna gitmişti. Dün Prof. Toprak’ın araştırmalarını temel referans olarak alanlar bugün onu ‘önyargılı, taraflı’ olarak suçluyor, hatta onun tavrını, sıkı durun, “kolonyalistlerin yerli halkı değerlendirmeleri”ne benzetebiliyorlarsa, birçok ezber bozulmuş demektir. Bu araştırmanın sorumluluğunu Prof. Toprak değil de, kolaylıkla “laikçi” olarak damgalanabilecek biri üstlenmiş olsaydı üzerinde çok fazla durulmayacaktı. Gülen cemaati hakkındaki ezberler Araştırmacılar “aramadığımız halde dini cemaatler konusu geldi bizi buldu” diyor ve şöyle devam ediyorlar: “Araştırmamızın belki de en önemli bulgusu, Türkiye’nin giderek İslami bir kimliğe büründüğü tezleriyle bağlantılı olarak Gülen cemaati ve faaliyetleri hakkında edindiğimiz bilgilerden oluşuyor.” Anlaşılan gittikleri 12 ilde karşılaştıkları, araştırmacıları çok şaşırtmış, onların planlarını bozmuş. Sonuçta raporda Gülen cemaati hakkında yazılanlar birçoklarının bu konudaki ezberlerini bozuyor. Şu ana kadar Gülen cemaati hakkında kabaca üç tür yayınla karşılaştık: 1) Komplo teorilerinden beslenen körükörüne karalamalar 2) Cemaat üyeleri ve ona sempatiyle bakanların yazıp çizdikleri 3) Cemaatin organizasyonlarıyla yurtdışındaki okulları gezen veya bazı faaliyetleri izleyenlerin izlenimleri. Olabildiğince objektif bir şekilde cemaati anlama ve anlatma derdinde olan gazeteci ve sosyal bilimcilerin önüne her iki taraftan da sayısız engel çıkartıldı her şeye rağmen yazıp çizdikleri örtbas edildi ya da çarpıtıldı. Fakat bu raporda cemaatle ilgili söylenenlerin üstü kolay kolay örtülebileceğe benzemiyor. Sadece dindarların baskı gördüğü ezberi İslami hareketin yükselişe geçtiği 1980’li yıllardan itibaren dindarların ve dini cemaatlerin cumhuriyet tarihi boyunca gördüğü baskılar masaya yatırıldı. 28 Şubat süreci devletin baskıcı tutumundan kolay kolay vazgeçmeyeceğini çok sert ve acı bir şekilde gösterdi. Bu arada en büyük çileyi hiç tartışmasız başörtülü öğrenciler çekti. Bütün bu süreçte, baskıcı devlet belli toplumsal kesimlerin desteğini aldı ancak unutmamak gerekir ki İslamcıların bile sustuğu bazı anlarda muhafazakârlara yönelik zulümlere bir avuç liberal, demokrat ve/veya solcu karşı çıktı. Prof. Mardin “mahalle baskısı” kavramıyla mazlumların kendilerini güçlü hissettikleri anda kolaylıkla zalimleşebilecekleri uyarısında bulunmuştu. Bu rapor da bize bu uyarının ne derece yerinde olduğunu gösteriyor. Dindarların çektikleri ve halen çekmekte oldukları baskılar, onların kendilerinden farklı olanları “ötekileştirmesi”nin gerekçesi veya özürü olamaz. Baskıyı sadece devlette arama ezberi 28 Şubat’ta haklı olarak devlet kaynaklı baskıya dikkat çeken ve bununla mücadele eden liberal demokratlar askerin siyasi hayattaki etkisinin kırılmasını demokrasinin yerleşmesinin ilk ve belki de tek şartı olarak gördüler. Bu amaca ulaşmak için AKP ve İslami cemaatlerle ittifak arayışına girdiler ve bu odaklardan gelen veya gelebilecek baskıları kulak tıkadılar. Raporun sonuç bölümü, “Türkiye’yi anlamak isteyen herkese Anadolu’yu ’görmelerini’salık veriyoruz. ’Turist’olarak değil” diye başlıyor ve Anadolu kentlerindeki modernleşme görüntülerinin ne kadar aldatıcı olduğu anlatılıyor. Bu satırlar bana bazı yerli ve yabancı “liberaller” in Konya, Kayseri vb. güzellemelerini hatırlattı. Bu “turist” yazarlar, muhazafakârların “cenneti” nin, “öteki” lerin “cehennem” i olduğunu görmediler, belki de görmek istemediler. Bakalım bu rapor ezberlerini bozacak mı? CEMAAT BASKISI Araştırmacıların 12 ilde yüz yüze görüştüğü kişilerden bazılarının anlattıkları şöyle: Trabzonlu bir işadamı: Son yıllarda ’cemaatçi’ olarak bilinen işadamları daha da zenginleşti. Devletle iş yapan şirketlerde hacca, umreye gitmek ’kulübe giriş kartı’anlamına geliyor. Cemaat içinden biri: Cemaat dershanelerinde üniversiteye hazırlık kurslarına katılan öğrencilere bulundukları kentten gidecekleri üniversiteye kadar refakat edilir. Gittikleri kentte cemaat evlerine ya parasız ya da düşük kiralarla yerleştirilirler. Ayrıca burs verilir ve cemaat içinden biriyle evlenmelerine yardımcı olunur. Mezun olduklarında iş bulunur. Üniversite öğrencisi: Liseyi okuduğum kentte iki tane dershane vardı. Ben cemaate ait olana gittim. Trabzon’u kazanır kazanmaz telefon açtılar, ’seni götürüp kaydedeceğiz’dediler. Trabzon’a dershaneden bir hoca ile geldik. Arabada yedi kişiydik. Karadeniz’de başka yerleri kazananlar da vardı. Hoca beni burada birine teslim etti. Ev tutuldu, eve yerleştim. Aydın’da bir öğretmen: Başarılı bir öğrencimin performansı birden düştü. Ruhlar aleminde geziyormuşçasına dalgınlaştı. 6. sınıfta okuyan öğrencimin neden bu hale geldiğini araştırdığımda cemaat yurdunda çok erken saatte uyandırıldığını, namazdan sonra okul saatine kadar da Said-i Nursi’nin kitaplarının okutulduğunu öğrendim. Durumu öğrencimin velisine anlattım. Laik bir aile olmasına rağmen yurtta ders çalıştırıldığı için çocuklarını yurttan almadılar. Batman’da bir öğretmen: Köyden gelen bir öğrencim ilk hafta derslerde çok aktif oldu. Sorulara hemen cevap verdi. Her soruda parmağını kaldırıyordu. Ancak ikinci haftadan itibaren derslerde uyuklamaya başladı. ’Oğlum, sen nerede kalıyorsun?’ diye sordum. Cemaat yurdunda kaldığını söyledi. Kalacak başka yeri yoktu. Çocuk sabahleyin dört buçukta kalkıyor, namazını kılıyor, Arapça öğreniyormuş. Okulun derslerine çalışacak zamanı kalmıyor zaten. Öğrenci yurttan kurtulmak istiyor ancak bu alternatifi de devlet yaratmıyor. Raporun tam metnini okumak için tıklayın |


