02 01 2012

2011 YILINDA YAŞADIKLARIMIZ

2011 YILINDA YAŞADIKLARIMIZ

 

Suay Karaman             

 

Ülkemiz 2011 yılını da, diğer yıllarda olduğu gibi büyük sıkıntılarla bitirdi. Ekonomik krizin, yoksulluğun, açlığın, işsizliğin, yolsuzluğun, talanın, terörün ve en önemlisi hukuksuzluğun büyük boyutlara ulaştığı Türkiye’de, insanlar umutsuzluğa sürüklenmekte, geleceklerinden kaygı duymaktadırlar.

 

Siyasi iktidarın, ileri demokrasi söylemlerinin ardında, sadece büyük bir hukuksuzluk yatmaktadır. Kendileri için özel bir hukuk sistemi yaratan siyasi iktidar, kendilerine karşı olanları baskı altına alarak, zulüm yapmaktadır ve yurtsever insanları hapislere atmaktadır. Ülkeyi yöneten siyasi iktidar, kendi ülkesinin ordusuna düşman ise, yasama, yürütme ve yargıyı kendine bağlamış ise, her koşulda sürekli kendi istediğini yapmak için uğraşıyorsa, o ülkede sivil darbe yapılıyordur. Bir ülkede hukuk dışı yasalar çıkartılarak, tüm devlet kurumlarını ele geçirmek için sistemli bir şekilde kadrolaşmak ve kendilerine karşı olanları bir şekilde yargılayıp, susturmak, sivil darbe olarak adlandırılır.

 

2011 yılına kısaca bakınca meydana gelen siyasi ve toplumsal olaylar korkunç boyutlardadır. Yeni yılın ilk günlerinde Hizbullah sanıklarının tahliyesi, büyük öfke doğurdu. 23 Mart 2011 tarihinde emperyalist devletlere maşa olmak için savaş gemilerimiz, Libya’ya gönderildi. 8 Nisan 2011 tarihinde yapılan üniversite giriş sınavında, şifreleme yöntemiyle kopya çekildiği saptandı. 12 Haziran 2011 tarihinde yapılan genel seçimlerde AKP, oyunu arttırarak, üçüncü kez iktidara geldi. 1 Ağustos 2011 tarihinde Yüksek Askeri Şura öncesi çıkan kriz nedeniyle Genelkurmay Başkanı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları görevlerinden istifa ettiler. Eylül ayında MİT ile PKK terör örgütünün görüşme kayıtları yayınlandı. Kasım ayında ise ortaya atılan Dersim krizi ile, gerçeklikten ve bilimsellikten uzak değerlendirmeler sonucunda sap ile saman birbirine karıştı. Dersim için özür dileme yarışı başladı. Bu yetmedi, cumhuriyete karşı isyan edenlerden ve İstiklal Mahkemesi’nde yargılananlardan da özür dilenmesi gerektiğini söyleyenler oldu.

 

Bütün bir yıl boyunca devam eden yurtseverleri avlama operasyonları, iddianameler, yargılama komedileri toplumda huzursuzluğa yol açmaktadır. Cezaevleri, ne ile suçlandıkları belli olmayan insanlarla doldurulmuştur. Tabii bu olayların dışında, terör yine can almayı sürdürmektedir. 2011 yılında 150 güvenlik görevlimiz şehit olmuş, 60 vatandaşımız öldürülmüştür. Bunun yanında yüzlerce insanımız yaralanmış, sakat kalmıştır. Siyasi iktidarın, PKK terör örgütü için açılım yaptığı 2009 Temmuz ayından bugüne kadar, 335 güvenlik görevlimiz şehit edilmiştir.

 

ABD ile yapılan anlaşmalara göre, Güneydoğu bölgemizde istihbarat ABD tarafından sağlanmaktadır. ABD kendi siyasi çıkarlarına göre bize istihbarat vermektedir. İstihbaratı güvenilir olmayan bir ordunun hem savaşması, hem de terörle mücadele yapması çok zordur. Emperyalist devletlerin istihbaratına güvenmeye devam edersek, ileride verilecek yanlış istihbaratlarla Suriye ve İran’ı da bombalayabiliriz. Bunun yanında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 660 subayının yargılandığı, 280 subayı ile 360 generalinden 70 generalinin tutuklu olduğu bir ortamda, TSK’nin nasıl ve hangi koşullarda PKK terör örgütü ile mücadele edeceği meçhuldür. Emperyalist güçlerin desteğiyle, tüm koşullar PKK terör örgütü lehine oluşturulmuş, hazırlanmıştır ve ülkemize karşı bir savaş yürütülmektedir. Pentagon, ABD, AB kısaca emperyalizm bizim ülkemizin düşmanıdır. Bunu iyi bilmek ve ona göre tavır almak zorundayız.

 

Yanlış istihbarat sonucunda 28 Aralık 2011 tarihinde TSK’nin Irak'ın Türk sınırına yakın olan Şırnak Uludere bölgesinde kaçakçı olduğu söylenen 35 vatandaşımızın öldürülmesi bütün yurtta derin üzüntü yaratmıştır. Daha önce Mardin Nusaybin'de iki vatandaşımız, Hatay Hassa’da üç vatandaşımız yine terörist sanılarak öldürülmüştü. Her ne gerekçeyle olursa olsun, 35 vatandaşımızın öldürülmesi olayının hukuk içinde bir açıklaması olamaz. Yaşanan bu olay ve ardından yapılan açıklamalar, yaşam hakkı ile temel hak ve özgürlüklerin nasıl yok edildiğini açıkça göstermektedir. Bu yaşananlar karşısında hesap vermeyi düşünmeyen siyasi iktidarın, “ileri demokrasi” aldatmacasıyla, hukuk devletinden vazgeçtiği kanıtlanmaktadır. 

 

Bu olayda TSK’nin istihbaratı ulusal kaynaklardan mı, ABD'den mi aldığı açıklanmalıdır. Kaçakçıların o bölgeye girmelerini önleyecek önlemlerin alınıp, alınmadığı sorgulanmalıdır. 18 Eylül 2006 tarihinde Irak, Türkiye, Ürdün, İran, Bahreyn, Suudi Arabistan, Suriye, Kuveyt ve Mısır arasında imzalanan ve kaçakçılığının önlenmesini öngören protokol, ancak beş yıl sonra 22 Eylül 2011 tarihinde TBMM'ye gönderilmiş ve hala onaylanmamıştır. Hükümetin bölgede yaşayan ve kaçakçılıktan başka geçim kaynağı olmayan vatandaşlarımıza iş sahası yaratmak için ne gibi çalışmalar yaptığı araştırılmalıdır. Bunlar araştırılmadan, bu olayın içyüzünü gün ışığına çıkarmak çok zordur.

Emperyalist güçlerin yanlış istihbarat vermeleri oyun içinde oyun olarak planlanmıştır. Bu planın oyuncuları ABD, PKK terör örgütü ve siyasi iktidardır. Halkın gözünde TSK’ni küçük düşürerek, katliam yapan bir kurum gibi göstermek, oyunun bir parçasıdır. Diğer parçası ise, PKK terör örgütüne ve bölünmeye destek vermeyenlerin öfkesini arttırarak, TSK’ne karşı düşmanlık duygularını körüklemektir. Oyunun sonunda ise halk ayaklanmalarını kışkırtmak vardır. Sonuçta, Türkiye’nin ulusal bütünlüğünü bozmak ve bölünmesi yolunda ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi adı verilen işgal projesi içten ve dıştan el birliğiyle yürütülmektedir.

Öldürülen vatandaşlarımızın kaçakçı olmaları hiçbir şeyi değiştirmez, üstelik ölenler arasında çocuklar da bulunmaktadır. Dokuz yıldır ülkeyi yönetenlerin, kaçakçılığı engellemeleri, terörü bitirmeleri gerekirdi. Terörle mücadele yerine, terör örgütüyle müzakere edenlerin, ülkemizi getirdiği durum ortadadır. Operasyon kazası olarak nitelendirilen bu olayda sorumluluk siyasi iktidarındır. Demokratik bir hukuk devletinde Başbakan, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı gibi sorumluların görevlerinden ayrılmaları gerekir. Şimdi bu olayı istismar edecek grupların, ülkemizi yeni provokasyonlara doğru sürükleyeceği anlaşılmaktadır. Gülyazı köyünü ziyarete giden Uludere Kaymakamı’nın saldırıya uğraması düşündürücüdür. Yapılan bu saldırı ile, halk ve devlet çatışma içinde görüntüsü verilmek istenmektedir.

 

Yıllardır, ülkemiz üzerinde emperyalist oyunlar oynanmakta, bölünme senaryoları üretilmektedir. Bu konular üzerinde çok dikkatli ve bilinçli olmamız gerekmektedir. 2012 yılı için yurtsever güçlerin örgütlenerek, hukukun üstünlüğü ilkesinde, ülkemizin aydınlık günlere ulaşması en büyük isteğimiz olmalıdır. Bu isteği, eskiden olduğu gibi yine milletin azim ve kararlılığı gerçekleştirecektir. Yeni yılın ülkemize ve tüm dünyaya sevgi, dostluk, barış, sağlık ve mutluluk getirmesini istemekteyiz. 2012 yılının, ülkemizin “ileri demokrasi”den, gerçek demokrasiye geçtiği bir yıl olması dileğiyle, yeni yılımız kutlu olsun..

 

İlk Kurşun Gazetesi, 2 Ocak 2012

40
0
0
Yorum Yaz