2/12/2005 · Kategori: Inceleme
1-Köyden kente göçün artarak sürmesi, sendikaların devlet güdümünde yapılanması nedeniyle emekçi kesimlerden bir sınıf yaratma ütopyasının sona ermesi, Özal yönetimince “yoksulluğun” ekonomik bir tanım olmaktan çıkartılıp, onun yerine, sanal bir refah seviyesinin göstergesi olarak “orta direk” tanımının ikame edilmesi, bidayetinden beri eşraf-çiftçi, ağa-köylü/maraba, patron-işçi çatışmasına göre yapılanan Toplumcu Gerçekçiliğin mevcut tüm argümanlarını geçersizleştirmiş, kentsel olguları/olayları Toplumcu gerçekçiliğe dahil eden yeni bir anlayış gelişmiştir.
“Yeni Toplumcu Gerçekçiler” olarak tanımlayabileceğimiz, kendilerini solda tanımlayan Nursel Duruel, Tarık Günersel, Pınar Kür, Özcan Karabulut, Jale Sancak, Başar Başarır, Özen Yula, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Nalan Barbarosoğlu, Behçet Çelik, Faruk Duman, Yeşim Eyüboğlu ve Müge İplikçi vd. öykücüler, agresif bir darbe karşıtlığından, tinerci çocuklara, feminist özgürlükçülükten, dış göçe, mazi-severlikten, simgeciliğe, cinsellikten, nostaljiye özellikle metropol mekânlı olay ve olguları, materyalist bir bakış açısıyla öyküye taşımışlardır.
2-Sovyetler Birliği’nin dağılması, globalizmin ağırlıklı bir eğilim olarak öne çıkması nedeniyle ideolojiler devrinin kapandığına hükmeden kimi sol kimlikli öykücüler, Toplumcu Gerçekçiliği de dışlayarak, “tahkiyeyi” bir tür kurgusal iç-yaratım süreci olarak alıp, tümüyle dilsel ve kurgusal işçiliği öne çıkarmışlardır.
Murat Gülsoy’un başını çektiği bu tutum, Hayalet Gemi dergisi ekibince temsil edilmiştir.
3-Ne Yeni Toplumcu Gerçekçiliği, ne de ona karşı gelişen “biçimci” tepkiyi benimsemeyen kimi sol kimlikli öykücüler, öyküyü salt kendi edebi karşılıklarına göre üretmeyi tercih etmişlerdir.
Cihat Burak, Murathan Mungan, Buket Uzuner, İbrahim Yıldırım, Ayfer Tunç, Mario Levi, Mehmet Günsur ve Semra Aktunç, belirtilen doğrultuda gerek ülke şartlandırmalı edebiyatların, gerek siyasal anlayışların, gereke eskilik, yenilik tartışmalarının tümünü reddederek, öykülerinde edebiliği nihai hat olarak seçmişlerdir.
4-Toplumcu Gerçekçilikle birlikte mevcut sanatsal İslami eğilimleri de tartışmalı bir hale getiren aşırı bireycilik, yeni öykü ortamında baskın bir şekilde yer edinmiştir.
Toplumsallıktan, dünya meselelerinden, sanatsal bir ütopyadan ve yaşanan hayat üstüne taleplerden, tercihlerden tümüyle arındırılmış olan bu eğilim, “ben öykü”nün bireyci anlatım imkânlarını kullanarak adeta “bencil öykü”nün doğuşunu hazırlamıştır.
Üstünde durduğumuz 20 yılda Türk öykücülüğündeki asıl kırılma noktasını oluşturan bu eğilim, öykü kitaplarının yayımını tetiklediği gibi, usta denetimini, yazarlık terbiyesini, türün şekil şartlarını uygulamayı reddeden, bunlara karşılık “ben yaptım oldu” anlayışını besleyen bir mecraya oturmuştur.
5-Toplumcu Gerçekçiliğin içerik değiştirmesiyle birlikte sol yazınsal iktidar da hem yeni durumu tam benimseyemediği, hem de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra nezaret ettiği gruba yeni bir ufuk, hedef gösteremediği için oldukça zayıflamış, onun bu zaafiyetinden doğan boşluğu İslami yazınsal iktidar doldurmuştur. Turgut Özal döneminin muhafazakâr uygulamalarından dolaylı olarak güç alan İslami yazınsal iktidar, yeni öykü anlayışının üretilmesini ve dolayısıyla bu anlayışa bağlı olan öykücülerin edebiyat ortamında tutunmalarını kolaylaştırmıştır.
Bu bağlamda öykü anlayış ve uygulamaları, yukarıda üçüncü maddede belirtilen sol kimlikli öykücülerinkiyle kısmen örtüşen Hüseyin Su, Ahmet Kekeç, Kamil Doruk, Cemal Şakar, Ramazan Dikmen, Kemal Sayar, Nazan Bekiroğlu, Melek Paşalı, Necip Tosun, Kamil Yeşil vd. Müslüman öykücüler:
a)Simgesel anlatıma ağırlık vererek,
b)Geleneksel anlatılarla doğrudan bağ kurarak,
c)Mütedeyyin öykü kişileri üstünden, yeni bir yaşama biçimini önererek ve kadim kültürel standartları koruyarak,
d)Tasavvufi bir içsel derinliği, Batıda “olağanüstü kahramanlara” dayalı yeni anlatıların yerine ikame ederek ve metafizik bir dilsel soyutlamaya giderek,
e)”Bencil öykü” yönelişini, bireysel ve dinsel bir özeleştiri formuna dönüştürerek,
f)Öykü kuramına ve edebi konulara sol kimlikli yazarlardan daha fazla önem verek,
g)Özellikle 28 Şubat sonrasında, feminist eğilimleri, doğrudan sisteme yönelik bir özgürlük talebine dönüştürüp, toplumcu bir boyuta aktararak,
h)Tarihe, esatire, halk hikâyelerine mahsus kimi konuları yeni bir içerik ve modern bir biçimle güncelleyerek,
sol kimlikli öykücülerinkine göre çok daha geniş bir konu, toplumsal talep ve teknik arayış yelpazesi içinde hareket etmişlerdir.
*
Sonuç:
Yukarıda da ısrarla vurguladığımız gibi, 1980-2000 yılları arası Türk öykücülüğündeki nicel ve nitel uyumsuzluğun, Türk öykücülüğünün gelişim seyrinden bakıldığında zararlı bir sonuç doğmadığı, bilakis Türk öykücülüğünün nitel planda kendi normal seyrini izlediği anlaşılmaktadır.
Söz konusu yıllarda, yazınsal iktidar boşluğunun, dolayısıyla eleştiri eksikliğinin ve medyanın olumsuz katkılarının da etkisiyle, “bencil öykü”nün yaygınlaştığı ancak onun daha 1930’larda oluşturulan Türk öykücülüğündeki kalite çizgisini değiştiremediği, üstünde durulan 20 yılda yetişen 96 öykücüden yaklaşık üçte birinin Türk öykücülüğünde yeni bir “eda”nın sahibi oldukları, kaçınılması mümkün olmayan değişmelere, gelişmelere nezaret ettikleri, istikamet tayin ettikleri gözlenmektedir.
Kendilerini solda tanımlayan öykücülere göre, Müslüman kimlikli öykücülerin daha geniş bir edebi yelpaze içinde hareket ederek, edebî sürekliliği daha çok gözettikleri ve temsil ettikleri belirlenebilmektedir.
_________________
(*) Bu sayılar, Sami N. Özerdim'in Türk Dili dergisi Türk Öyücüğü Özel Sayısı'nda (sayı: 286; Temmuz 1975) yayımlanan “Türk Öykü Kitapları Zamandizini [1867-1975]” ile Hece dergisi Türk Öykücülüğü Özel Sayısı'nda (sayı: 46/47; Ekim/Kasım 2000) yayımlanan İbrahim Çelik'in “Türk Öykü Yazarları ve Öykü Kitapları [1867-2000]” dizinini geliştirerek, güncelleyerek oluşturduğum yeni dizinden çıkardığım, tam doğru olmasa da doğruya çok yakın sayılardır.
0 yorum yazılmıştır
« Önceki :: Sonraki »