1980-2000 YILLARI ARASINDA TÜRK ÖYKÜCÜLÜĞÜ 1 (ÖMER LEKESİZ)

25/11/2005 · Kategori: Inceleme




Nabi-Zâde’nin Türk hikâyeciliğinde bir dönüm noktası sayılan Karabibik’i 1890’da, Ömer Seyfettin’in hikâyeden öyküye kararlı yönelişinin ilk habercisi Tarih Ezelî Bir Tekerrürdür’ü 1910’da yayımlamış olmalarının, Türk öykücülüğünün 20 yıllık zaman dilimleri halinde değerlendirilmesi için yeterli bir neden oluşturup oluşturmadığını kesin olarak bilmemekle birlikte, Türk öykücülüğünü ‘30’lu, ‘50’li, ‘70’li yıllarla konuşma alışkanlığının, öykü tarihimiz açısından önemli bir nedene dayandırılabileceğinden kuşku duyuyorum.
Edebiyat tarihi açısından sadece “yüzyıl”ın bir dönem değeri taşıyacağına inanan biri olarak, kısa aralıklı dönemlendirmelerin edebiyat araştırmacılarıyla, eleştirmenlerin kendi zamanlarındaki edebi gelişmeleri kolay kategorize etme niyetlerinden kaynaklandığını sanıyorum. Nitekim yeni dönemin, ‘80’li yılların, askeri darbe nedeniyle farklı bir siyasal ve toplumsal değer yüklenmesinin de etkisiyle ‘90’’lı yıllar yerine ‘80’li yıllarla başlatılması söz konusu öznel yönelişi daha da belirgin kılmaktadır. Muhsin Mete de, Hece Öykü Özel Sayısı’ndaki benzeri bir dönemleştirmemi “Hikayeciliğimizi dönemlere ayırarak incelemek elbette düşünülebilir. Fakat, bu tür kategorize etme çabaları, bana öyle geliyor ki, sanatta değil, daha çok maddi üretim alanında geçerli olabilir.” sözleriyle -çok haklı olarak- aynı şekilde okumuştu (Bkz.: Hece, 47. Sayı, Aralık 2000).
“1980-2000 Yılları Arasında Türk Öykücülüğü” başlığı altındaki aşağıdaki değerlendirmemde, belirttiğim nedenlere bağlı olarak bir dönemleştirme kaygısı gütmesem de, uygulayacağım bakış açısının beni zorunlu olarak yine oraya götüreceğini biliyorum. Belirli bir zaman dilimini “doğru okuma niyeti”min bu çelişkimi geçersizleştireceğini sanıyorum.

*
“Sürekilik” olgusu her edebiyatın temel gereksinimidir. Yenilik ya da devrim adına öncesi olmayan bir edebiyatı gerçekleştirmeye çalışmak, aslında “sonrası” olmayan bir edebiyatı yap(ama)maktır.
1980-2000 yılları arasındaki Türk öykücülüğünü konuşurken, onu (1890’dan da gerilere giderek) “hikâye zamanı”ndan yeni zamanlara taşıyan isimler, sürekliliğin kaçınılmaz bir gereği olarak bugünkü isimlere bitiştirilmelidir. Son kırk yılda yayımladıkları öykü kitaplarıyla, Binbir Gece Masalları’nın, Dede Korkut Hikâyeleri’nin, Nizâmî, Hâfız, Fuzulî, Yazıcıoğlu Mehmed, Mercimek Ahmed, Emin Nihad, Ahmet Mithat Efendi, Refik Hâlid, Ömer Seyfettin, Memduh Şevket, Sait Faik, Sabahattin Ali, Abdülhak Şinasi, Tanpınar, Nahit Sırrı, Kemal Tahir, Haldun Taner’in izini bugüne ulayan Necati Cumalı, Zeyyat Selimoğlu, Yusuf Atılgan, Tahsin Yücel, Orhan Duru, Feyyaz Kayacan, Faik Baysal, Kamuran Şipal, Vüs’at O. Bener, Afet Ilgaz, Bilge Karasu, Sevim Burak, Fikret Ürgüp, Rasim Özdenören, Hulki Aktunç, Selim İleri, Mustafa Kutlu, Selçuk Baran, Ayhan Bozfırat, Sevinç Çokum, Füruzan, Tomris Uyar, Nazlı Eray, Nursel Duruel, Necati Güngör ve Necati Mert’in ‘80’li yılların edebiyat ortamındaki müstahkem yerleriyle, ’80 kuşağından çok daha fazla 1980-2000 ararısndaki öykü ortamını belirlediklerini söylemek, gerçekte sürekliliğin altını çizmek olacaktır; 1980-2000 yılları arasında öykücü, öykü kitabı, öykü dergisi sayısındaki artışların, öykü kuramı, öykü tarihi ve eleştirisindeki yeni gelişmelerin, adlarını andığım öykücüler üstünden (diğer bir söyleyişle, onların sayesinde) gerçekleştiğini belirtmek de bizi yine söz konusu olguya götürecektir.

Vurgulanan edebî süreklilik içinde Türk öykücülüğü 1980-2000 yılları arasında, hangi nicel ve nitel kazanımlara erişmiştir? Bu kazanımların daha önceki kazanımlardan farkı nedir? Şimdi bu soruların cevaplarını bulmaya çalışalım:
1890’dan 2005’e yayımlanan öykü kitaplarının sayısı dönemler itibariyle şöyledir:

1890-1930 1930-1950 1950-1970 1970-1980 1980-2000
112 ADET 140 ADET 376 ADET 328 ADET 1.267 ADET

Aynı 110 yıl içinde, yine aynı dönemler itibariyle öykü ortamına kitap yayımlayarak eklenen yeni öykücü sayıları şöyledir:

1890-1930 1930-1950 1950-1970 1970-1980 1980-2000
38 ÖYKÜCÜ 64 ÖYKÜCÜ 135 ÖYKÜCÜ 112 ÖYKÜCÜ 462 ÖYKÜCÜ

20 yıldaki yeni öykücü sayısının 5’er yıllık iç dağılımı da şöyledir:

1980-85 1985-90 1990-1995 1995-2000
83 ÖYKÜCÜ 92 ÖYKÜCÜ 137 ÖYKÜCÜ 150 ÖYKÜCÜ

İlk iki tablodan, 1890-2000 arasındaki 110 yılın ilk 90 yılında yayımlanan toplam 956 öykü kitabına karşılık, son 20 yılında 1.267 öykü kitabının yayımlandığını, yine ilk 90 yılında öykü ortamına yeni giren 349 öykücüye karşılık(*), son 20 yılında 462 yeni öykücünün öykü ortamına girdiğini görüyor ve son birkaç yıldır ilgili ilgisiz ağızlarda sakız gibi çiğnenen “’80’li yıllarda Türk öykücülüğünde patlama yaşandı” sözünün pek de boşuna söylenmiş bir söz olmadığına hükmediyoruz. Peki öykü severlerin gönüllerini gönendiren bu nicel durum, nitel açıdan da gönülleri gönendiriyor mu? Şimdi buna bakalım:
1980-2000 yılları arasında öykü ortamına yeni giren öykücülerden, beşer yıllık zaman dilimleri içinde hatırladıklarımız:
I Grup: Cihat Burak, Feyza Hepçilingirler, Işıl Özgentürk, Pınar Kür, İzzet Yasar, Nursel Duruel, İsmet Tokgöz, Ali Karaçalı, Kadir Tanır, İsmet Tokgöz, Sulhi Dölek, Tarık Günersel, Hüseyin Su, Cemil Kavukçu, İzzet Kılıçlı, Özcan Karabulut ve Ayla Kutlu,
II Grup: Lütfiye Aydın, Mehmet Güreli, Murathan Mungan, Durcan Yaşacan, Ahmet Kekeç, Buket Uzuner, Sadık Yalsızuçanlar, Mahir Öztaş, İbrahim Yıldırım, Ahmet Yıldız, Sezer Ateş Ayvaz, Ali Balkız, Kamil Doruk, Hakan Şenocak, Faruk Ulay, Hatice Bilen, Engin Gülseren, Jale Sancak, Ayfer Tunç ve Güven Turan,
III Grup: Cem Akaş, Feride Çiçekoğlu, Mario Levi, Cemal Şakar, Attila Şenkon, Zeynep Aliye, Cihan Aktaş, Yeşim Dorman, Hüsnü A. Göksel, Zerrin Koç, Barlas Özarıkça, Suzan Samancı, Nuray Tekin, Başar Başarır, Neşe Cehiz, Mıgırdiç Margosyan, Didem Uslu, Ahmet Ümit, Hikmet Temel Akarsu, Şebnem İşigüzel, Dost Körpe, Halil İbrahim Özcan, Özen Yula, Ali F. Bilir, Sevgi Özel ve Mehmet Zaman Saçlıoğlu,
IV Grup: Mehmet Baydur, Selma Fındıklı, Mehmet Günsur, Süreyyya Evren, Murat Yalçın, Hür Yumer, Şükran Yücel, Nalan Barbarosoğlu, Behçet Çelik, Ramazan Dikmen, Aslı Erdoğan, Gürsel Korat, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Kemal Sayar, Semra Topal, Muhterem Yüceyılmaz, Nazan Bekiroğlu, Faruk Duman, Sema Kaygusuz, Melek Paşalı, İlhan Durusel, Yeşim Eyüboğlu, Müge İplikçi, Hasan Özkılıç, Necip Tosun, Kamil Yeşil, Niyazi Zorlu, A. Alper Akçam, Semra Aktunç, Murat Gülsoy, Metin Kaçan, Karin Karakaşlı ve Uğur Özakıncı’dan ibarettir.
Sayısal olarak söylersek, 1. Gruptaki 83 öykücüden, 17’si, 2. Gruptaki 92 öykücüden 20’si, 3. Gruptaki 137 öykücüden 26’sı, 4. Gruptaki 150 öykücüden 33’ü bugünün öykü ortamında da varlıklarını sürdürmekteler. Diğer bir söyleyişle, 20 yıldaki toplam 462 yeni öykücüden 366’sı, ya öykü adına önemli bir varlık gösteremeyerek öyküde daha önceden oluşan çıta seviyesinin altında kaldıkları için, ya öyküdeki varlıklarını şu ya da bu nedenle erteledikleri için, ya da öykücülükte ısrarlı olamadıkları için bugün “sanki” öykü kitabı yayımlamamış gibiler. Yukarıda adlarını verdiğimiz diğer 96 yeni öykücüden de yaklaşık üçte biri –ki aşağıda bunları zikredeceğiz- Türk öykücülüğünde yeni bir “eda”nın sahibi olma şansını yakalamışlar, diğerleri en azından söz konusu çıta seviyesinin altına düşmeyerek, düz ama nitelikli bir hat üzerinde yürümüşlerdir.
Tam buradan bakıldığında, “’80’li yıllarda Türk öykücülüğünde patlama yaşandı” sözünün nicel açıdan doğru ancak nitel açıdan yanlış olduğu ortaya çıkmaktadır. Gerçi bu yanlış da “geleceğe kalma” açısından bakıldığında kendi içinde bir doğruyu barındırmaktadır. Edebiyat âleminde geçerli olan kanaat, içinde bulunulan asır itibariyle 20 yıllık dönemlerde ancak 20-30 yazarın varlığını sürdürebileceği, izleyen asırlarda ise bu sayının o asrın tümü için 10’u aşmayacağı şeklindedir. Dolayısıyla nitel açıdan gönülleri kanatan bu tablo, Türk öykücülüğü açısından gerçekte istikrarlı, işin doğasına uygun bir tablo olarak belirmektedir. Çünkü söz konusu sayı, 1890’dan 2000’e üç ya da dört ara dönemde Türk öykücülüğüne istikamet veren öykücü sayısının tam katına isabet etmektedir.
Nicelik ve nitelik arasındaki belittiğimiz uçurumun nereden kaynaklandığı sorusunu cevaplamanın edebiyatçılardan önce sosyologlara en azından edebiyat sosyolojisiyle uğraşanlara düştüğüne, sağlıklı edebi bir cevabın ancak bunların verecekleri cevaba göre oluşacağına inandığım için, bu soruyu es geçerek, asıl 1980-2000 yılları arasındaki öykücülüğün, bundan önceki dönemlere göre farkını belirleme yoluna gideceğim:
‘80’li yıllarda, düşünce özgürlüğünün kısıtlanması, tutuklama/sorgulama sırasındaki işkencelerin, ve yenilmişlik psikolojisinin neden olduğu zihinsel travmaların toplumsal bir boyut kazanması, ağırlıklı olarak yazma eğilimindeki o genç kuşakta öykü ateşinin yanmasını sağlamıştır. Neden öykü, sorusunun cevabı basittir: Baskılarla bölümlenmiş, kendini net bir şekilde ifade ihtiyacını içinde hep büyütmüş, sürekli yarın endişesi içindeki ve söyleyeceklerini ille de yarına kadar söyleme telaşındaki zihinlerin şiirden sonra başvurabilecekleri yegâne tür öyküdür.
Bu şartlar içinde, hatta bu şartlara doğrudan bitişik olarak, öykü planında eski akım ya da eğilimlerde bir kırılmanın yaşanması, yeni arayışların, kurguların, temaların/izleklerin ortaya çıkması, kısaca mevcut yapıyı değişmeye zolaması kaçınılmazdır. Nitekim yeni 20 yılın öykücülüğü de buraya ve bunlara göre şu gelişmeleri/değişmeleri yüklenmiştir:
                                                (Sürecek)

Kaynak:
http://www.edebistan.com

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

2 yorum yazılmıştır

Yazan:SERAP AY | Tarih: 22/7/2006
Konu: iyi bir seçim


İYİ BİR ZAMAN NAYIRIMI VE ÇOK YERİNDE TESPİTLER YAPILMIŞ.

SAĞOLUN...

Bağlantı » »

Yazan:bengisuyum | Tarih: 26/11/2005
Konu: emeğinize sağlık...

bir edebiyat öğrencisi olarak blogunuzu sık sık takip edeceğim.
hoş kalınız...

Bağlantı » »

« Önceki :: Sonraki »