14 Kasım Dünya Diyabet Günü'nde Global Diyabet Yürüyüşü düzenleniyor

16/12/2005 · Kategori: Inceleme

14 Kasım Dünya Diyabet Günü'nde Global Diyabet Yürüyüşü düzenleniyor
Şekere karşı uygun adım marş marş...

Diyabet, adeta bir salgın gibi dünyayı tehdit ediyor. Dünya Sağlık Örgütü, 2025'te şeker hastası sayısının 333 milyona ulaşacağını öngörüyor. Özellikle kalbi tehdit eden hastalığı kontrol altına almak aslında çok kolay. Uzmanlar, şeker hastalarına, haftada en az üç gün yarım saat yürümelerini, beslenmelerine dikkat etmeyi, sigaradan uzak durmayı öneriyor

Göster

Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun verilerine göre, dünyadaki diyabetli (şeker hastası) sayısı yaklaşık 194 milyon. Bu rakam 1985’te yaklaşık 30 milyondu. Dünya Sağlık Örgütü, 2025’te şeker hastası sayısının 333 milyona ulaşacağını öngörüyor. Türkiye’de ise diyabetli sayısı yaklaşık 2.6 milyon olarak tahmin ediliyor. Bu sayıya ek olarak yaklaşık 2.4 milyon kişide gizli şeker hastalığı var. Uzmanlar, vücudun tüm sistemlerini olumsuz etkileyen diyabete, “21. yüzyılın felaketi” gözüyle bakıyorlar. Türkiye Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz, diyabetin adeta bir salgın gibi tüm dünyayı tehdit ettiğinin altını çiziyor.

Tüm bu rakamlar tedirgin etse de, başta kalp olmak üzere tüm organları tehdit eden bu hastalığı önlemek aslında çok da zor değil. Doğru bir yaşam tarzı ve basit ilaç tedavileriyle şeker hastalığı kolaylıkla kontrol altına alınabiliyor.

 

Her yıl olduğu gibi bu yıl da 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde, uzmanlar bütün bu gerçeklere tekrar dikkat çekmek için kolları sıvamış durumdalar. Gerçekleştirilecek en kapsamlı organizasyonlardan biriyse ‘Global Diyabet Yürüyüşü’. Tüm dünyada aynı saatte gerçekleştirilecek olan bu yürüyüşün amacını anlatan Prof. Yılmaz, “Türkiye saati ile 14.00-14.30 arasında yapılacak olan yürüyüşle, Dünya Diyabet Günü’nde dikkatleri, tüm dünyada ciddi bir sağlık sorunu haline gelen diyabet konusuna çekmek istiyoruz. Dünya Diyabet Vakfı tarafından koordine edilen ‘Diyabet Yürüyüşü’ İstanbul’da Türkiye Diyabet Vakfı, Türk Diyabet Cemiyeti, Türk Diyabet ve Obezite Vakfı, Çocuk ve Adolesan Diyabetliler Derneği ve Diyabetle Yaşam Derneği tarafından düzenleniyor. İstanbul dışında, Diyabetle Yaşam Derneği’nin Bodrum, Kahramanmaraş ve Samsun illerindeki şubelerince de bu illerde yürüyüş düzenlenecek” diyor. Organizasyon, ana yürüyüş Tünel-Taksim arasında İstiklal Caddesi’nde olmak üzere, İstanbul ili sınırlarında 25 lise ve ilköğretim okulu ile Türkiye genelinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde farklı illerde aynı anda gerçekleştirilecek...

 

Çocuklarda yaygınlaşıyor

 

Şeker hastalığını tip 1 ve tip 2 diye ikiye ayırmak gerekiyor: Tip 1; daha çok genetik yapıyla ilgili, yani pankreasta yer alan ensülin üretmekle görevli beta hücrelerinin vücut tarafından yıkıma uğratılması sonucu ortaya çıkan bir hastalık. Bu hastaların en önemli özelliklerinden biriyse, zayıf olmaları ve hastalık başlar başlamaz ensüline gereksinim duymaları. Konuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Prof. Dr. Temel Yılmaz, “Tip 1 diyabet, diyabetlilerin % 5-10’unu teşkil eden ve daha çok 30 yaşın altında ortaya çıkan bir hastalık” diyor.

 

Tip 2 diyabet ise yanlış beslenme ve yaşam tarzına bağlı olarak ortaya çıkan bir hastalık. Uzmanlar, tip 2 diyabetin, özellikle obezitenin ve pasif yaşam tarzının yaygınlaşmasıyla birlikte çok ciddi artış gösterdiğini vurguluyorlar. Prof. Yılmaz, günümüzdeki yaşam tarzında, beslenmenin fast-food’a kayması, stresin artması ve fiziksel aktivitenin azalması gibi değişikliklerin diyabetin artmasına yol açtığını söylüyor: “Fazla kilo veya şişmanlık genellikle vücudun glikoz metabolizmasındaki bozuklukla beraberdir. Tip 2 diyabetlilerin % 80’inden fazlası fazla kiloludur. Tip 2 diyabet, diyabetlilerin % 90-95’inde görülen diyabet tipidir. Geçmişte 30 yaş ve üstünün bir hastalığı olarak tarif edilen tip 2 diyabet, günümüzde olumsuz çevre şartları nedeniyle çocukluk çağında da ortaya çıkmakta, görülme sıklığı ise hızla artmakta.”

 

Yetişkinlerde görülen diyabet tipine artık çocuklarda da çok sık rastlanıyor. Rakamlar ise ürkütücü; diyabet hastalığını da beraberinde getiren çocuk obezitesinde son 10 yılda yaklaşık % 10’luk bir artış olduğunu vurgulayan bilim adamları, diyabette de son 20 yıl içinde sekiz kat artış olduğunu söylüyorlar. Okul çağı çocuklarında hafif şişmanlık % 9-17’yken, aşırı şişmanlık % 4-7 oranında. Ülke genelinde ise obezite sıklığının % 23-30 oranında olduğundan söz ediliyor. Yani Türkiye’de yaklaşık 20 milyon insan obez. Bunun en önemli nedeniyse yanlış beslenme ve hareketsizlik. Uzmanlardan aldığımız bilgilere göre, hem anne hem baba obezse çocuğun obez olma riski % 80. Yalnız anne veya baba obezse bu oran % 40; her ikisi de obez değilse bu risk % 7 oranlarında seyrediyor.

 

Şeker, kalbi zorluyor

 

Diyabet, vücuttaki bütün organları olumsuz etkiliyor. En başındaysa kalp geliyor. Kalp Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ata Kırılmaz’dan aldığımız bilgilere göre diyabet, kalple ilgili komplikasyonları arttırıyor: “Enfarktüsle gelen bir hasta % 7 oranında ölüm riski taşıyor. Diyabetik hastalarda bu risk iki kat daha fazla. Diyabet, kalp yetmezliğini de hızlandırıyor, ayrıca kalbi besleyen damarlarda pıhtılaşmaya yol açıyor. Normalde vücut bu pıhtıyı eritiyor ancak diyabet bu eritmeyi engelliyor. Böylece felç riski de artıyor. Diyabetli hastalarda, özellikle de kalp krizi geçirmiş hastalarda şeker kontrolü çok önemli. Bu hastalara düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenmeyi tavsiye ediyoruz. Kan şekerini düşürmenin haricinde haftada en az üç gün yarım saat süren yürüyüş tarzı egzersiz öneriyoruz. Tansiyon kontrolü de çok önemli. Diyabetik hastalarda, özellikle de hem kalp hem diyabet hastalarında tansiyon, normal hastalara göre çok daha düşük, yani 12’ye 8’in altında olmalı.”

 

Anjiyo yaptıkları hastaların % 20’sinin, yani her 5 hastadan birinin diyabetik olduğundan söz eden Doç. Kırılmaz, enfarktüsle gelen hastaların % 30’unun ise aynı zamanda diyabet hastası olduğuna dikkat çekiyor. Doç. Kırılmaz, diyabet hastalarına artık tüm dünyada ‘kalp hastası muamelesi’ yapıldığını, yani bu hastaların koroner arter hastası olarak kabul edildiğini söylüyor. Yani tedavide yaklaşım, kalp hastalarına olan yaklaşımla aynı. Diyabetin ayrıca sinir sistemini de olumsuz etkilediğini söyleyen Doç. Kırılmaz, “Sinir sistemini olumsuz etkileyen diyabet, böylece hastaların ağrı duymalarını engelliyor. Kalp hastalığında ise en önemli belirti göğüs ağrısı. Kalp krizindeyse bu ağrı kola yayılır. Ancak şeker hastaları kalp damarları tıkalı olduğu halde bu ağrıyı duymuyor. Bu nedenle de bize gelmiyor. Sinir sistemi de kanla besleniyor. Fakat şeker hastalarında bu beslenme bozulduğu için sinir sistemi duyarsızlaşıyor ve ağrı hissetmiyorlar. Bu nedenle de bize maalesef direkt enfarktüsle ya da ani ölümle geliyorlar. Diyabet tanısı konmuş bir hasta mutlaka düzenli olarak bir kardiyoloğu görmeli.”

 

Kontrol altına almak kolay

 

Diyabet tedavisiyle ilgili son gelişmeler umut verici. Türkiye Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz artık kan şekeri takibinin basit yöntemlerle evde bile yapılabilmesinin yararlı bir gelişme olduğunu söylüyor: “Diyabet tedavisinde kullanılan ilaçların gerek etki alanları ve gerekse çeşitliliği de son dekadlarda hızla artarak yeni tedavi seçenekleri sunmakta. İlaç tedavisi dışında özellikle tip 1 diyabette daha etkin ve kökten çözüme yönelik tedavi arayışları sürüyor. Üzerinde çalışmaların yoğunlaştığı alanlar adacık nakli, kök hücre çalışmaları, gen tedavisi olarak özetlenebilir.”

 

14 Kasım Dünya Diyabet Günü bu yıl da çeşitli etkinliklerle kutlanacak. 14 Kasım haftası çeşitli illerde ücretsiz kan şekeri ölçümleri yapılacak, diyabetle ilgili toplantılar düzenlenecek, bilgilendirici broşürler dağıtılacak, tüm dünyayla aynı anda büyük bir diyabet yürüyüşü yapılacak. Bütün bu etkinliklerin amacı ise diyabetin tehlikelerine dikkat çekmek ve bu hastalığın kontrol altına alınmasının şart olduğunu gözler önüne sermek. Çünkü hastalığı kontrol altına almak, tedavi etmekten çok daha kolay.

Göster
Esra Serinan ---------Beslenme ve Diyet Uzmanı, İstanbul Cerrahi Hastanesi

- Diyabette özel bir beslenme tarzı gerekli mi?

Uygun beslenme programları düzenlenmesi ve kilo kaybedilmesi hastalığın tedavisinde önem taşır. Kan şekerinin kontrol altına alınması için mutlaka beslenme tedavisi uygulanmalı.

 

- Diyabet ve beslenme ilişkisi nasıldır?

Kan şekerinin kaynağı tüketilen besinlerdir. Her besin az veya çok miktarda şeker içerir. Beslenme tedavisinde öncelikle şeker ilave edilerek hazırlanan besinler günlük beslenmeden çıkarılır. Ancak tedavi planı kişiye göre değişmektedir.

 

- Bir yiyecek veya içecek, şeker içermiyorsa diyabetliler için uygundur denilebilir mi?

Şeker içermemesi, diyabetliler için en önemli kriterdir. Ayrıca düşük yağlı olması da önemli. Şekersiz dondurma, şekersiz muhallebi, şekersiz sakız ve şekersiz sütlü içecekler diyabetikler için uygun olabilir. Diyabetik çikolata, diyabetik helva gibi şekersiz ürünlerse içerdikleri yüksek yağ oranı sebebiyle risk oluşturabilirler. Hindistancevizi/suyu ve avokado gibi bitkisel besinler şeker ilave edilmeden hazırlanabilir. Fakat bu besinlerin tüketimlerinin belirli bir miktarda tutulması gerekir.

 

- Gıdaların etiket bilgilerinden şeker içeriğinin değerlendirilmesi mümkün müdür?

Etiket bilgilerinde, açık ifadeyle ‘şeker’ yazmıyor olması, her zaman ürünün şeker içermediğini göstermez. Örneğin etiket bilgisinde mısır şurubu, glikoz şurubu gibi besin hammaddeleri yer alıyorsa, o ürün şeker içeriyordur.

 

- Şeker içermeyen fakat beyaz un miktarı yüksek yiyecekleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Beyaz un, kan şekerini sofra şekeri kadar hızlı yükseltir. Beyaz ekmek, poğaça, diyabetik baklava, diyabetik kek, diyabetik kurabiye gibi yiyeceklerin temel besin hammaddesi beyaz un olduğu için tercih edilmemeli.

 

- Havuç, patates, üzüm, kan şekerini şekere oranla daha mı fazla yükseltiyor?

Her besinde belirli miktarda şeker vardır. Tamamen bu besinlerden hangi miktarda tüketildiğine bağlıdır.

 

- Enerjisi azaltılmış gıdalar diyabetliler için de uygun mu?

Hayır, uygun değil. Gıdanın enerjisinin azaltılmış olması şeker içermediği anlamına gelmez. Yiyeceklerde şeker dışında yağ ve protein de enerji sağlar. Dolayısıyla bir gıdanın enerjisi, içerdiği şeker miktarı aynen korunmak suretiyle yağ oranı azaltılarak düşürülmüş olabilir. Bu durumda ortaya şeker içeren fakat düşük yağlı veya yağsız olduğu için enerjisi azaltılmış ürünler çıkar.

 

- Diyabette beslenmenin temel prensipleri nelerdir?

Az ve sık olacak şekilde günde 5-6 öğün beslenmek gerekiyor. Sabah kahvaltılarının atlanmaması önem taşıyor. Temel besin grupları olan süt, et, meyve, sebze, yağ ve tahıl gruplarına beslenmede öncelikle yer verilmeli. Süt ve süt ürünlerinin düşük yağlı çeşitleri tercih edilmeli. Sakatatlar ve şarküteri ürünleri yerine ızgara veya söğüş balık, yağsız et tüketilebilir. Her ana öğünde mutlaka taze salata olması gerekli. Meyvelerse ara öğünlerde atıştırmak için iyi bir alternatif. Tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı, kaymak gibi yağ çeşitleri yerine günde üç tatlı kaşığını geçmeyecek miktarda zeytinyağı kullanılabilir. Alkol ve şeker içerikli içeceklerden uzak durulmalı, bunun yerine taze sıkılmış meyve suları tercih edilebilir. Gün içinde şekersiz bitki çayları sıklıkla tüketilebilir. Günde en az beş su bardağı su içmeye dikkat edilmeli ve spor yapılmalı. Ancak bu tedavi kişiye göre belirlenir.

 

- Pişmiş sebze ve meyvelerin tüketimi de fayda sağlar mı?

Taze sebze ve meyveler, vitaminler, minerallerden zengindir. Aynı zamanda kan şekerinin azaltılmasına katkıda bulunan posa çeşitlerini içerirler.

Diyabet nasıl kontrol altına alınır?
-Belirtilerini mutlaka öğrenin
-Düzenli egzersiz yapın. Haftada en az üç gün yarım saat yürüyüş yapın
-Beslenmenize dikkat edin. Doktorunuzun önerdiği beslenme tarzını benimseyin.
-İçeriğinde şeker olan hiçbir ürünü tüketmeyin
-İlaçlarınızı düzenli olarak kullanın
-Kan şekerinizi düzenli olarak kontrol ettirin
-Tansiyon ya da kolesterolünüz varsa, kontrol altına alın
-Düzenli olarak bir kardiyoloğa görünün
-Sigaradan uzak durun

-

Haber: Bade GÜRLEYEN

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »