Faruk Tabak yüzünden saatlerce sarmısak ayıklamış kişilerden biri de benim. Bir zamanlar üşenmeyip arada sırada yaptığım sarmısaklı yahniyi artık hiç yapmadığımı fark ettim. Bu tarif Faruk’un bulduğu tarif miydi bilemiyorum, çünkü yemeği onun anlattığı gibi ezberden yapıyordum. Kimyon yerine tarçın koyduğumu hatırlıyorum. Bu reçeteyi ise tarihçi Özge Samancı 1844 tarihli “Ahçıların Sığınağı” kitabından uyarlamış. Tarifin özgün hali ise en sonda.
2 orta boy soğan, halka halka doğranmış, 1 tepeleme çorba kaşığı tereyağı, 800 gr. kuzu eti (2-3 cm büyüklüğünde küp şeklinde doğranmış), 40 diş sarmısak (Faruk’a göre çok daha fazla), 2 çorba kaşığı üzüm sirkesi, ½ çay kaşığı karabiber, ½ çay kaşığı kimyon, tuz
Soğanları pembeleşinceye kadar yağda kavurun. Tencerenin dibine kuzu etlerinin yarısını döşeyip üzerine bir kat sarmısak dizin ve geri kalan etleri üzerine kapatın. Tencereye kavrulmuş soğanı, kimyon, karabiber ve sirkeyi ekleyin ve üzerini geçecek şekilde su koyun.
Ateşe oturtun ve tencere kaynamaya başladıktan sonra altını iyice kısın. Etler yumuşayıncaya kadar en az bir saat pişirin.
Pişmeye yakın en son tuzunu ilave edin.
“Bir miktar et doğrayıp badet-tathir bir miktarını tencereye dizip ve sarmısağın kökünü kesip ve üst kabuğunu soyup bir kat sarmısak ve bir kat et dizip tamam oldukta bir kaç baş soğanı miktar-ı vafi yağda kızartıp lahmın üzerine dökeler ve üzerine birkaç fincan sirke ve biraz su koyup tuz ve biber ve kimyon dahi ihmal olunmaya. Badehu kızarınca pişirip sahanlara taksim birle tenavül buyuralar.”
1 Ocak 2009'dan itibaren emlaktan cep telefonuna, pasaporttan notere kadar herşey zamlanıyor.
Değerli kağıt bedelleri, 1 Ocak 2009'dan geçerli olmak üzere yüzde 14,3'e varan oranlarda artırıldı.
Buna göre, pasaportlar için bu yıl 81 YTL olan değerli kağıt bedeli, yüzde 11,1'lik artışla 90 TL'ye yükseldi. Bu yıl 35 YTL olan sürücü belgeleri için de 2009'da yüzde 14,3'lük artışla 40 TL bedel ödenecek. Nüfus cüzdanları için ödenecek bedel ise değişmedi. 2009 yılında da nüfus cüzdanı belgesi için 3 TL ödenecek.
1 Ocak 2009 tarihinden geçerli olmak üzere değerli kağıt bedelleri şöyle:
EMLAK VERGİSİNE TABİ DEĞERLER YÜZDE 6 ORANINDA ARTACAK
Emlak vergisine tabi değerler, 1 Ocak 2009 tarihinden geçerli olmak üzere yüzde 6 oranında artacak.
Maliye Bakanlığının Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanan Emlak Vergisi Kanunu Genel Tebliğine göre, emlak vergisine tabi değerler yeni yılda yüzde 12 olan yeniden değerleme oranının yarısı kadar yükselecek.
Bu çerçevede, 2008 yılına ait birim değerler yeni yılda yüzde 6 oranında artış görecek.
MOBİL TELEFON ABONELİĞİNDE ALINAN MAKTU VERGİ 31,1 TL'YE YÜKSELECEK
Mobil telefon aboneliğinin ilk tesisinde (operatör değişiklikleri hariç) alınan maktu vergi, 1 Ocak 2009'da yeniden değerleme oranı çerçevesinde yüzde 12 oranında artacak.
Maliye Bakanlığının Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanan Özel İletişim Vergisi Genel Tebliğine göre, bu yıl 27,80 YTL olarak uygulanan maktu vergi tutarı yeni yılda 31,1 TL olarak alınacak.
VERASET VE İNTİKAL VERGİSİYLE İLGİLİ İSTİSNA TUTARLAR YÜZDE 12 ARTIYOR
Veraset ve intikal vergisinde yer alan istisna tutarları, 1 Ocak 2009 tarihinden geçerli olmak üzere yeniden değerleme oranı çerçevesinde yüzde 12 artırıldı.
Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu Genel Tebliğine göre, evlatlıklar dahil füruğ ve eşten her birine isabet eden miras hisselerinde halen 96 bin 75 YTL olan istisna miktarı, yeni yılda 107 bin 607 TL olarak uygulanacak.
Füruğ (çocuk ve torunlar) bulunmaması halinde eşe isabet eden miras hissesindeki 192 bin 265 YTL'lik istisna da 215 bin 336 TL'ye çıkacak.
İvazsız (karşılıksız) suretle meydana gelen intikaller ile para ve mal üzerine düzenlenen yarışma ve çekilişlerde kazanılan ikramiyelerdeki istisna da 2 bin 216 YTL'den 2 bin 481 TL'ye yükselecek.
DAMGA VERGİSİ YÜZDE 12 ARTACAK
Damga Vergisi tutarları 1 Ocak 2009'dan geçerli olmak üzere yüzde 12 artırıldı.
Buna göre maktu vergilere, yeni yılda yeniden değerleme oranı olan yüzde 12 zam uygulanacak. Her bir kağıttan alınacak damga vergisine ilişkin üst sınır, 1 Ocak 2009'dan itibaren 1 milyon 136 bin 904,10 TL olacak.
KİRA GELİRLERİNE 2 BİN 600 TL İSTİSNA UYGULANACAK
Maliye Bakanlığı 2009 yılına ilişkin kira gelirlerine uygulanacak istisna tutarını 2 bin 600 TL olarak belirledi.
Bu yıl içerisinde elde edilen menkul sermaye iratlarının beyanında uygulanacak indirim oranı da yüzde 64,9 olarak hesaplandı.
Bugünkü Resmi Gazetede yayımlanan Gelir Vergisi Genel Tebliğine göre, 2008 yılında 2 bin 400 YTL olarak uygulanan mesken kira gelirlerindeki istisna tutarı yeni yılda 2 bin 600 TL'ye yükselecek.
İşverenlerce iş yeri ya da iş yerinin müştemilatı dışında kalan yerlerde hizmet erbabına yemek verilmek suretiyle sağlanan menfaatlere ilişkin istisna da yeni yılda 10 TL olarak tespit edildi.
2009'daki sakatlık indirimi tutarları da birinci derece sakatlar için 670 TL, ikinci derece sakatlar için 330 TL, üçüncü derece sakatlar için de 160 TL olacak.
BASİT USULLE İLGİLİ LİMİTLER DE BELİRLENDİ
Basit usule tabi olmanın genel şartlarını da düzenleyen Tebliğ uyarınca, basit usulde iş yerine ilişkin yıllık kira bedeli toplamı, büyükşehir belediye sınırları içinde 4 bin 300 TL, diğer yerlerde de 3 bin TL'ye yükselecek.
Basit usule tabi olmanın özel şartlarını belirleyen limitler de, yeniden değerleme oranı kadar artacak ve ilgili bentler için 30 bin TL, 60 bin TL ve 89 bin TL olarak uygulanacak.
2009'de değer artış kazançlarındaki istisna tutarı 7 bin 600 TL, arizi kazançlardaki istisna tutarı da 17 bin 900 TL olarak tespit edildi.
Tevkifata ve istisnaya konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarındaki beyanname verme sınırı ise bin 70 TL'ye çıkarıldı.
MENKUL SERMAYE İRATLARI
Tebliğle 2008 takvim yılında elde edilen menkul sermaye iratlarının beyanında dikkate alınacak indirim oranı da belirlendi.
Buna göre, 2008 yılı için yeniden değerleme oranının yüzde 12 olarak ilanından sonra, bu dönemde devlet tahvili ve Hazine bonosu ihalelerinde oluşan bileşik ortalama faiz oranı da yüzde 18,48 olarak saptandı.
Bu çerçevede menkul sermaye iratlarında, 2008 yılı gelirlerine uygulanacak indirim oranı da yüzde 64,9 oldu.
Tebliğ uyarınca 2008 yılında takvim yılında elde edilen menkul sermaye iratlarından, 1 Ocak 2006 tarihinden önce ihraç edilmiş olan ve Gelir Vergisi Kanununda sayılan her nevi tahvil ve Hazine bonosu faizleri ile Toplu Konut İdaresi ve Özelleştirme İdaresince çıkarılan menkul kıymetlerden sağlanan gelirler de indirim oranı uygulanmak suretiyle beyan edilecek.
Dövize, altına veya başka bir değere endeksli menkul kıymetler ile döviz cinsinden ihraç edilen menkul kıymetlerden elde edilen menkul sermaye iratlarının beyanında ise indirim oranı uygulanmayacak.
Meğer Anadolu'daki modernleşme görüntüleri ne kadar aldatıcıymış...
Ruşen Çakır
“Türkiye’de Farklı Olmak” başlıklı araştırmanın sonuç bölümü, “Türkiye’yi anlamak isteyen herkese Anadolu’yu ’görmelerini’ salık veriyoruz. ’Turist’ olarak değil” diye başlıyor ve Anadolu kentlerindeki modernleşme görüntülerinin ne kadar aldatıcı olduğu anlatılıyor...
Cuma günü, “Türkiye’de Farklı Olmak: Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı 183 sayfalık araştırmanın ürküttüğünü, çünkü gençlerin, kadınların, Alevilerin, çoğunluğun hoşuna gitmeyen farklı yaşam tarzı tercihi olan kesimlerin şikayetlerini okuyunca insanın içini derin bir ürpertinin kapladığını söylemiştik. Aradan geçen iki günde bu konuda yazılıp çizilenler, bu raporun, son zamanların moda tabiriyle birçok konuda “ezber bozduğunu” da bizlere gösterdi. Birkaçını ele alalım:
Soros ezberi
Cumhuriyet Gazetesi Cumartesi günü “İşte değişen Türkiye” başlığıyla raporu manşete taşıdı. İlk bakışta bunda şaşırtıcı bir şey yok. Laiklerin ötekileştirdiğini gösteren bir rapor tabii ki Cumhuriyet’in hoşuna gidecektir. Ancak bu araştırmanın Boğaziçi Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Projesi’ne ek olarak Açık Toplum Enstitüsü tarafından desteklenmiş olduğu hatırlanınca -ki Cumhuriyet de bu bilgiyi birinci sayfadan okurlarına duyurdu- işin rengi değişiyor. Zira bilindiği gibi Açık Toplum, Amerikalı işadamı George Soros tarafından finanse ediliyor. Yine bilindiği gibi, Cumhuriyet Gazetesi’ni yönetenler, birçok köşe yazarı ve doğal olarak çok sayıda Cumhuriyet okuru, Türkiye’de, özellikle laiklikle ilgili konularda, kendilerine göre iyi gitmeyen birçok şeyde bir “Soros parmağı” arıyor beğenmedikleri kişilere Soros’tan türettikleri kelime oyunlarıyla hakaret ediyorlar. Belki bu rapordan sonra, yukarıdaki cümledeki fiileri “geniş zaman”dan “-di’li geçmiş zaman”a çevirmek gerekecek. Veya birileri, bu rapordan hareketle Soros hakkında yepyeni komplo teorileri üretecek.
Tarafsız bilim insanı ezberi
Cuma akşamı bu raporun tanıtım toplantısında Hürriyet yazarı Cüneyt Ülsever, “bizde bir araştırmanın ne anlattığına değil kimin işine yaradığına bakılır” dedi ki sonuna kadar haklıydı. Hatırlayalım: Sırf din sosyolojisi çalıştığı için laik çevrelerce bir nevi aforoz edilen, örneğin Türkiye Bilimler Akademisi’ne alınmayan buna karşılık muhafazakâr camianın belli ölçülerde takdir ettiği Prof. Şerif Mardin, “mahalle baskısı” kavramını dile getirdiğinde laikler tarafından göklere çıkarılmış İslamcılar tarafından da beğenilmemişti. Prof. Mardin bir yıl sonra mahalle baskısı kavramını “imam öğretmeni yendi” diye özetlenebilecek bir şekilde geliştirinceyse tam tersi olmuştu. Benzer bir durumla, İrfan Bozan, Tan Morgül ve Nedim Şener’le birlikte bu araştırmayı gerçekleştiren Prof. Binnaz Toprak karşılaşıyor. Din-toplum-devlet ilişkileri konusunda ülkenin en yetkin sosyal bilimcilerinden olan Prof. Toprak’ın TESEV için yaptığı araştırmalar genel olarak laikleri kızdırmış, muhafazakârların da hoşuna gitmişti. Dün Prof. Toprak’ın araştırmalarını temel referans olarak alanlar bugün onu ‘önyargılı, taraflı’ olarak suçluyor, hatta onun tavrını, sıkı durun, “kolonyalistlerin yerli halkı değerlendirmeleri”ne benzetebiliyorlarsa, birçok ezber bozulmuş demektir. Bu araştırmanın sorumluluğunu Prof. Toprak değil de, kolaylıkla “laikçi” olarak damgalanabilecek biri üstlenmiş olsaydı üzerinde çok fazla durulmayacaktı.
Gülen cemaati hakkındaki ezberler
Araştırmacılar “aramadığımız halde dini cemaatler konusu geldi bizi buldu” diyor ve şöyle devam ediyorlar: “Araştırmamızın belki de en önemli bulgusu, Türkiye’nin giderek İslami bir kimliğe büründüğü tezleriyle bağlantılı olarak Gülen cemaati ve faaliyetleri hakkında edindiğimiz bilgilerden oluşuyor.” Anlaşılan gittikleri 12 ilde karşılaştıkları, araştırmacıları çok şaşırtmış, onların planlarını bozmuş. Sonuçta raporda Gülen cemaati hakkında yazılanlar birçoklarının bu konudaki ezberlerini bozuyor. Şu ana kadar Gülen cemaati hakkında kabaca üç tür yayınla karşılaştık:
2) Cemaat üyeleri ve ona sempatiyle bakanların yazıp çizdikleri
3) Cemaatin organizasyonlarıyla yurtdışındaki okulları gezen veya bazı faaliyetleri izleyenlerin izlenimleri.
Olabildiğince objektif bir şekilde cemaati anlama ve anlatma derdinde olan gazeteci ve sosyal bilimcilerin önüne her iki taraftan da sayısız engel çıkartıldı her şeye rağmen yazıp çizdikleri örtbas edildi ya da çarpıtıldı. Fakat bu raporda cemaatle ilgili söylenenlerin üstü kolay kolay örtülebileceğe benzemiyor.
Sadece dindarların baskı gördüğü ezberi
İslami hareketin yükselişe geçtiği 1980’li yıllardan itibaren dindarların ve dini cemaatlerin cumhuriyet tarihi boyunca gördüğü baskılar masaya yatırıldı. 28 Şubat süreci devletin baskıcı tutumundan kolay kolay vazgeçmeyeceğini çok sert ve acı bir şekilde gösterdi. Bu arada en büyük çileyi hiç tartışmasız başörtülü öğrenciler çekti. Bütün bu süreçte, baskıcı devlet belli toplumsal kesimlerin desteğini aldı ancak unutmamak gerekir ki İslamcıların bile sustuğu bazı anlarda muhafazakârlara yönelik zulümlere bir avuç liberal, demokrat ve/veya solcu karşı çıktı. Prof. Mardin “mahalle baskısı” kavramıyla mazlumların kendilerini güçlü hissettikleri anda kolaylıkla zalimleşebilecekleri uyarısında bulunmuştu. Bu rapor da bize bu uyarının ne derece yerinde olduğunu gösteriyor. Dindarların çektikleri ve halen çekmekte oldukları baskılar, onların kendilerinden farklı olanları “ötekileştirmesi”nin gerekçesi veya özürü olamaz.
Baskıyı sadece devlette arama ezberi
28 Şubat’ta haklı olarak devlet kaynaklı baskıya dikkat çeken ve bununla mücadele eden liberal demokratlar askerin siyasi hayattaki etkisinin kırılmasını demokrasinin yerleşmesinin ilk ve belki de tek şartı olarak gördüler. Bu amaca ulaşmak için AKP ve İslami cemaatlerle ittifak arayışına girdiler ve bu odaklardan gelen veya gelebilecek baskıları kulak tıkadılar.
Raporun sonuç bölümü, “Türkiye’yi anlamak isteyen herkese Anadolu’yu ’görmelerini’salık veriyoruz. ’Turist’olarak değil” diye başlıyor ve Anadolu kentlerindeki modernleşme görüntülerinin ne kadar aldatıcı olduğu anlatılıyor. Bu satırlar bana bazı yerli ve yabancı “liberaller” in Konya, Kayseri vb. güzellemelerini hatırlattı. Bu “turist” yazarlar, muhazafakârların “cenneti” nin, “öteki” lerin “cehennem” i olduğunu görmediler, belki de görmek istemediler. Bakalım bu rapor ezberlerini bozacak mı?
CEMAAT BASKISI
Araştırmacıların 12 ilde yüz yüze görüştüğü kişilerden bazılarının anlattıkları şöyle:
Trabzonlu bir işadamı: Son yıllarda ’cemaatçi’ olarak bilinen işadamları daha da zenginleşti. Devletle iş yapan şirketlerde hacca, umreye gitmek ’kulübe giriş kartı’anlamına geliyor.
Cemaat içinden biri: Cemaat dershanelerinde üniversiteye hazırlık kurslarına katılan öğrencilere bulundukları kentten gidecekleri üniversiteye kadar refakat edilir. Gittikleri kentte cemaat evlerine ya parasız ya da düşük kiralarla yerleştirilirler. Ayrıca burs verilir ve cemaat içinden biriyle evlenmelerine yardımcı olunur. Mezun olduklarında iş bulunur.
Üniversite öğrencisi: Liseyi okuduğum kentte iki tane dershane vardı. Ben cemaate ait olana gittim. Trabzon’u kazanır kazanmaz telefon açtılar, ’seni götürüp kaydedeceğiz’dediler. Trabzon’a dershaneden bir hoca ile geldik. Arabada yedi kişiydik. Karadeniz’de başka yerleri kazananlar da vardı. Hoca beni burada birine teslim etti. Ev tutuldu, eve yerleştim.
Aydın’da bir öğretmen: Başarılı bir öğrencimin performansı birden düştü. Ruhlar aleminde geziyormuşçasına dalgınlaştı. 6. sınıfta okuyan öğrencimin neden bu hale geldiğini araştırdığımda cemaat yurdunda çok erken saatte uyandırıldığını, namazdan sonra okul saatine kadar da Said-i Nursi’nin kitaplarının okutulduğunu öğrendim. Durumu öğrencimin velisine anlattım. Laik bir aile olmasına rağmen yurtta ders çalıştırıldığı için çocuklarını yurttan almadılar.
Batman’da bir öğretmen: Köyden gelen bir öğrencim ilk hafta derslerde çok aktif oldu. Sorulara hemen cevap verdi. Her soruda parmağını kaldırıyordu. Ancak ikinci haftadan itibaren derslerde uyuklamaya başladı. ’Oğlum, sen nerede kalıyorsun?’ diye sordum. Cemaat yurdunda kaldığını söyledi. Kalacak başka yeri yoktu. Çocuk sabahleyin dört buçukta kalkıyor, namazını kılıyor, Arapça öğreniyormuş. Okulun derslerine çalışacak zamanı kalmıyor zaten. Öğrenci yurttan kurtulmak istiyor ancak bu alternatifi de devlet yaratmıyor.
SSK’den 1980 yılında emekli oldum. Özal döneminde çıkarılan yasadan yararlanıp süper emekli olmama karşın çok küçük bir emekli aylığı almaktayım. Bunları kabullenmek zorunda olduğumu öğrendim. Sorunum başka… 2007 yılı Nisan ayında aylığımdan 30 YTL kesildiği halde üzerinde durmadım. Bu yıl nisan ve mayıs aylarında yine aynı miktarda kesintiler yapıldı. Bu kesintilerin yasal dayanağı olup olmadığını öğrenmek ve haklarımı aramak istiyorum. Bunun için ne yapmalıyım? Nasıl ve nereye başvuru yapmalıyım? Sevgi Yalçın
Mayıs ayında 588,23.-YTL emekli maaşı, 23,53 YTL ek ödeme ve 4,69.-YTL sosyal yardım zammı yatmakta olup 25,17.-YTL kesinti yapıldı.
Yapılan kesintinin nedeni, Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği gereğince, gelir ve aylık alanlar ile bunların bakmakla yükümlü oldukları eş, çocuk, ana ve babaların poliklinik muayene ücreti ile ilaç katılım payları gelir ve aylıklardan, ilaç katılım payı miktarının gelir ve aylıklardan fazla olması durumunda ise kurumla sözleşme yapmış serbest eczane tarafından kişiden tahsil edilmesinden kaynaklanmaktadır. Yani, yapılan kesintinin nedeni poliklinik muayene ücreti ile ilaç katılım payı kesinti miktarlarıdır.
EMEKLİ SANDIĞI EMEKLİSİ HANGİ DURUMDA PRİM ÖDER
Ben Emekli Sandığı emeklisiyim. Şu anda üç ayrı apartmanın/sitenin dışarıdan ücretli yöneticiliğini yapıyorum. Sitelerden 300, 250 ve 200 YTL net aylık ücret alıyorum. Bu sitelerle ayrı ayrı, günde bir saat (ayda 30 saat veya 4 tam gün) hesabıyla sözleşme yaptım. Sorum şu: Ben bu sitelerden aldığım ücrete göre her biri için ne kadar destek primi ödemek zorundayım. Ş.Şadi Saraç
Emekli Sandığı emeklisi olup SSK sigortalısı olmayı gerektiren bir işte çalışanların işyerlerinden aldığı brüt ücretten yüzde 7,5 destek primi işçi payı olarak ve yüzde 22,5 + kısa vadeli sigorta kolu primi de işveren payı kesinti yapılıyor.
SORU - CEVAP
Sorularınız için malicozum6ismmmo.org.tr adresine mail atabilirsiniz. Tüm sorular e-posta ile tek tek cevaplanacaktır.
30/10/2008 ‘Sosyalist kültürün bir yapı taşıydı’ Nihat İlbeyoğlu Yayıncılığa adanmış bir ömür önceki gün son buldu. Edebiyat dünyası Hüsamettin Bozok’u kaybetti Edebiyat ve sanat dünyası, önceki gün yazar ve yayıncı Hüsamettin Bozok’u yitirdi. Ülkemizde toplumcu düşünce ve sanatın gelişmesine büyük katkı sunan Bozok’un cenazesi bugün, Merter Veysel karani Camisi’nden kaldırılıp aile mezarlığının bulunduğu Silivrikapı Mezarlığı’na defnedilecek. Görüşlerini aldığımız bazı şair ve yazarlar, Bozok’un sosyalist kültür geleneğinin oluşmasındaki katkılarına dikkat çekerken, onun yol gösterici kişiliğinin çok önemli olduğunu belirtti.
Tevfik Taş: Ülkemizde sosyalist kültür geleneğinin oluşmasında yapı taşlarından biridir Hüsamettin Bozok. Yeditepe Yayınları pek çok yazarı bize kazandıran yayınevlerinden biridir. Varlık’la kıyasladığımızda Hüsamettin Bozok’un, işin sosyalizme daha yakın bir tarafında durduğunu görürüz. Çok iyi, aklıselim işler yaptı. O bakımdan son derece saygın bir adamdı. Ne var ki Türkiye’nin yazarları ve yayıncıları, Hüsamettin Bozok’a karşı o kadar vefalı mı bilemiyorum. Ahmet Say: Hüsamettin Bozok bizim kuşağın, yani ‘30’lu ‘40’lı yıllarda doğmuş olan kuşağın yol göstericisidir. Yayınladığı Yeditepe adlı dergiyle edebiyatın yaygınlaşması bakımından büyük hizmetleri olmuş bir yayıncıydı. Varlık’la hemen hemen aynı yıllarda başa baş yayın yaptı Hüsamettin Bozok. Yeditepe’nin Varlık’tan ayrılan tarafları şunlardı; Varlık Dergisi daha çok küçük bürokratlara, hatta köy öğretmenlerine kadar uzanıyordu. Belki kitlesi bu yüzden daha fazlaydı. Yeditepe dergisi ise daha çok entelektüellerin dergisiydi. Bir de sol çevreler Yeditepe’ye daha yakınlık duyardı. Yaşar Nabi’ye göre Hüsamettin Bozok’un yayıncılık anlayışı daha demokratikti. Çok üzgünüm. Umarım değeri bilinir, ardından gereken zamanlarda çeşitli fırsatlarda anmalar yapılır. Adnan Özyalçıner: Hüsamettin Bozok edebiyatımızın gelişiminde, yenileşmesinde, 34 yıl çıkardığı Yeditepe dergisi ve yüzleri aşan Yeditepe yayınlarıyla büyük katkıları olan bir yayıncı, bir yazardı. Özellikle dergisiyle yayınlarında toplumcu sanata verdiği önemle öne çıkmıştır. Genç kuşağın bu yolda yetişmesine, gelişmesine Yeditepe Şiir Armağanı’yla katkı sunmuştur. Hüsamettin Bozok yaşamı boyunca toplumcu düşünce ve sanattan hiç caymadı. Bu yolda gençlere her zaman yol gösterici oldu, destek verdi. O, benim için bir yayıncıdan çok bir ağabeydi. Üzüntüm sonsuz. Onu hem bizler hem edebiyatımız çok özleyeceğiz. Refik Durbaş: Hüsamettin Bozok tiyatro eleştirmeni, yazar, gazeteciydi. Ama hepsinden de önemlisi geniş ufuklu bir yayıncı idi. Yeditepe dergisi ve aynı adı taşıyan yayınları ile gençliğimize yol gösterdi; yolumuzu aydınlattı. Kurduğu Yeditepe Şiir Armağanı, ülkemizin en saygın şiir ödüllerindendi. Dergisinde yazmaktan, koyduğu ödülü almaktan, kendisini tanımaktan onur duyduğum bir edebiyat adamıydı. Anısına saygıyla… Hüsamettin Bozok kimdir? Tam adı Mehmet Hüsamettin Bozok olan yazar, 20 Şubat 1916 tarihinde İstanbul’da doğmuştu. Öğrenimini Fen Fakültesi Kimya bölümü’nde tamamladı. Yeni Adam dergisinde yazı işleri müdür yardımcılığı (1936-1941) Son Posta’da ekonomi muhabirliği, Sarıyer Ortaokulu (1941-1943) ve Haydarpaşa Lisesi’nde (1945-47) öğretmenlik, İskit Yayınları’nın Aylık Ansiklopedisi’nde yöneticilik (1947-51) yaptı. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun (1974-75) basın danışmanlığını yürüttü. Meydan-Larousse’ta ve Türkiye Ansiklopedisi’nde tiyatro tarihi opera ve bale maddeleri yazdı. Yeditepe dergisi (1 Nisan 1950-1974, 1979-84 439 sayı) ve Yeditepe yayınları (250 kitap) Yeditepe Şiir Armağanı’nın (1955-67,1976-84, 20 ödül) kurucusu ve yürütücüsü olan Hüsamettin Bozok, 1930’larda çeşitli dergilerde yayınlanan çeviri ve eleştirileriyle, özellikle tiyatro üzerine denemeleriyle ilgi çekti. Yönettiği Yeditepe dergisi, yeni akımlara ve gençlere açık, hep ilerici bir nitelik taşımıştır. Kendisi, edebiyat yanında resim, tiyatro, sinema ve müziğe de yer veren Yeditepe’yi “bir sanat magazini“ olarak tanımlar. Derginin tutumunu da şöyle değerlendirir: “Yeditepe hiçbir zaman okul olmadı ama yüzü Batı’ya dönük, yenilikçi, avangard bir sanattan yana oldu. Serbest bir kürsü gibiydi.” Yeditepe yayınları da Cemal Süreya’dan Samim Kocagöz’e geniş bir yelpazeyi içerdi. Bozok’un yayınlanmış iki kitabı da monografi niteliğindedir: Emile Zola (1940) ve dünya edebiyatından yedi yazarı (Victor Hugo, İbsen, Tolstoy, Jack London, Walt Whitman, Gorki, Mayakovski) incelediği, Portreler (1941)... 1970’te Moskova’da düzenlenen Edebiyat Eleştirmenleri Birliği, 1974’te Beyrut’ta düzenlenen Asya Afrika Uluslararası Yazarlar Birliği toplantısında Türkiye’yi temsil etti. 1997 Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü ve Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) onur ödülü’nü aldı. PEN’in ilk üyelerinden olan Hüsamettin Bozok, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi ve Şeref Basın Kartı sahibiydi.
Can Dündar'ın senaryosunu yazıp yönettiği, Mustafa Kemal Atatürk'ün yaşamöyküsüyle Milli Mücadele'yi konu alan "Mustafa" filminin İstanbul ve Ankara galaları önceki günlerde ardı ardına yapıldı yapılmasına, ancak ardında birçok tartışma konusu bıraktı.
İstanbul- Can Dündar’ın senaryosunu yazıp yönettiği, Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşamöyküsüyle Milli Mücadele’yi konu alan “Mustafa” filminin İstanbul ve Ankara galaları yapıldı. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda gösterime giren film ardında birçok tartışma konusu bıraktı.
Ankara’daki galasında aralarında TBMM BaşkanıKöksal Toptan, CHP Genel BaşkanıDeniz Baykal, Kültür ve Turizm BakanıErtuğrul Günay ve 9. CumhurbaşkanıSüleyman Demirel’in de bulunduğu sanat ve siyaset dünyasından birçok ismin katıldığı filmin gösteriminden önce konuşan Can Dündar, zaten tartışılmayacak bir film yapmak istemediğini söyledi ve şöyle devam etti: “Filmin eksiği, fazlası olacaktır. ‘Şurası daha ağırlık taşımalıydı’ diyenler olacaktır. Şunu unutmamak lazım ki 2 saatlik bir filme Atatürk’ü sığdırmaya çalıştık.” 15 yıldır üzerinde çalışılan ve Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’nın Atatürk arşivlerinden yararlanılan film üzerine yapılan tartışmalar, Atatürk’ün tükettiği kahve, sigara ve alkol miktarı, çevresinde kimse yokken ölmesi ve evlat edindiği Abdurrahim’in gerçek çocuğu olup olmadığı gibi özel konulardan, bugün hâlâ önem taşıyan siyasi konulara kadar uzanıyor. Galaya katılan siyasetçilerin yorumları ise, genellikle, Mustafa Kemal’i ‘insan’ olarak da irdeleyen ve sorgulayan cesur bir belgesel çalışma olan filmi herkesin görmesi gerektiği yönünde.
Öte yandan Milliyet'in haberine göre CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, "Mustafa"yı beğenmedi. Önceki gece galasına katıldığı filmle ilgili görüşlerini yakın çevresiyle paylaşan Baykal, şu yorumu yaptı: "Can Dündar Sarı Zeybek'i yapmıştı. Şimdi 'Can Dündar 2008' olarak gördüm. Yani Türkiye'nin başta Ergenekon olmak üzere yaşadığı 2008 sürecinin yansıması olan Can Dündar yaklaşımı var."
Baykal'ın eleştirisi şöyle: "Atatürk'ün sofrası, içki içilen, coşku bulunmayan, sanki başarısız olmuş, bıkmış, umutsuz, yalnız ve yaşlı bir adamın sofrası olarak lanse ediliyor. Atatürk günde bir büyük rakı içen, kadınlara zaafı olan birisi olarak gösterilmiş. Zaafları olabilir. Ancak, Atatürk gibi bir adamın sofrası bu resim olamaz. Atatürk'ün sofrası Cumhuriyet coşkusunun yaşandığı bir sofradır. Böyle bir filmde Atatürk için önde gelen algılama zaafları değil, eserleri olmalıydı. Atatürk kendi döneminin tüm liderleri diktatör olduğu halde bu yönde hiçbir eğilimi olmayan bir liderdi. Hep çoğulcu demokrasi istedi. Filmde, cumhuriyeti kurmak için birlikte hareket ettiği arkadaşlarını sonradan yemiş, onlara ihanet etmiş gibi gösteriliyor. Bunlar gerçek değil. Arkadaşlarına saygı duymuş, sevmiş ama devrimler sırasında yolları ayrılmış."
Toptan'dan sigara uyarısı
Filmi değerlendiren Toptan da "Bildiğiniz gibi Kültür Bakanımız sigaralı Atatürk fotoğraflarını hep düzelttirmişti. Filmi sinemalarda böyle göstermek gençler için sorun yaratabilir. Bunun dışında Atatürk'ün tartışılan bir takım yanlarını da ortaya koyması değişik bir açı getiriyor. Bu bence Atatürk'ün daha çok sevilmesini sağlayan yeni görüntü olarak algılanmalı. Hem cesur, hem güzel buldum" dedi.
Bir ozan ya da yazar üzerine hazırlanan tezler kitaba dönüşürken yeni bir düzenlemeye geçilir. Artık tezde aranan ölçütleri değiştirip kitabı daha bağımsız duruma getirmek, öğrenci kimliğinden kurtarmak gerekecektir. Usta yazar ayrıntıdan bütüne bakmayı bilir. Tasavvuf anlayışında bu gerçek 'damlada denizi görmek' diye yorumlanır.
Cumhuriyet / Kitap- Eleştiri anlayışında ayrıntıların önemi yadsınamaz. Ancak, ayrıntılara takılıp da bütünü göremeyenler, tez konusu edebiyatçıyı bize tanıtamazlar. Yapıtlarıyla bütünleşen edebiyatçıyı tümüyle ele aldığımız zaman onun insan yönleri de ortaya çıkacak, böylece onu yakından tanımış olacağız. Bu bakımdan tez çalışmalarında bütüne bakmak alışılmış bir yöntemdir.
Kuşkusuz öğrenciye görmeyi öğreten bir tez öğretmeni vardır. Ama öğretmen ancak yöntem bakımından yardımcı olabilir. Tezi hazırlayan, ayrıntıları yorumlayarak nasıl bir bütüne varacağının birikimi içinde olmalıdır.Yoksa bütün çalışmaları 'yığma' olarak kullanmak bize o edebiyatçıyı tanıtmaz. Değişik yorumlardan yola çıksa da, kendine özgü bir sonuca varabilen araştırmacı bize de görmeyi öğretebilir.Yeniyetme bir araştırmacının değerlendirmesi yeterli midir? Artık onun yargılarını mı kullanmak gerekcektir?Bir araştırmacı kendince bir çözüme varırken nice yazarların yorumundan yararlanacak, okurlara da bir bakış açısı getirmeye çalışacaktır.Tezlerden kitaba dönüşen, zaman zaman yeniden gözden geçirdiğim, yer yer altını çizerek ayrıntılar üzerinde durduğum 4 çalışmayla ilgili izlenimlerimi kısaca belirtmek istiyorum.Bu çalışmaların her birini ayrı ayrı tanıtmak gerekse de, ben, ana çizgilerine değinmekle yetineceğim. Bunlar arasında Sezai Karakoç ile Hilmi Yavuz'un bir şiirinden yola çıkmak bile ayrı yazı konuları olur. Bense bu 4 çalışmaya yöntem özellikleri bakımından değinmekle yetineceğim.Görmesini bilen için bir tez öğretmeninin kapı aralaması yeterli olabilir. Gerisi tezi hazırlayana, bizim bakış açımıza kalmıştır. Yeter ki neyi nasıl göreceğimizi bilelim.Onlar önce ozandı. Öyküler yazan o küçük adam bile'
'Taşrada şiire tutunmak'
Eskilerden gelen arkadaşım Nedret Gürcan Dinar gibi bir kasabada, ilkel koşullarda, 'Şairler Yaprağı' gibi bir şiir dergisiyle, ellili yılların edebiyat ortamında etkili olmuştu. Ama Nedret Gürcan orada kalmadı. Taşra yalnızlığını anlatan anılarıyla etkisini sürdürdü. Artık 'Şairler Yaprağı' edebiyatta işlevi olan bir dergi değildi.Ama ellili yıllarda taşrada edebiyata sığınmak belki de bir kurtuluştu. Nedret Gürcan üzerine tez çalışmasını kitaba dönüştüren Döndü Çiftçi bu anlayışı 'Taşrada Şiire Tutunmak' diye yorumluyor (Taşrada Şiire Tutunmak, Nedret Gürcan, Akçağ Yayınları, 2007).Nedret Gürcan önce ozandı. Ellili yıllardaki şiir duyarlığı artık eskidi. Ama şu dizelerdeki taşra yalnızlığı, insanın içine bir üzgünlük tortusu bırakmıyor mu?'Kozamın içinde saklı ipeğimBir ucundan tutan olmaz.Trenler, uçaklar, gemiler büsbütün kaçmadanAlırsın son düşlerini de yanınaDeniz vardır bir yerlerdeDeniz kenarları ve dalgalarıMavi aydınlığa açılan.''Nedret Gürcan önce ozandı' deyişim boşuna değil. Yazdığı 6 şiir kitabında taşra duyarlığının incelikleri var. Daha önemlisi 'Dinar Bandosu' ile 'Dinar Depremi' çelişkisinde Can Yücel'e esin kaynağı olmuştur:'Dinar Bandosu geçiyor önümdenYıkık evlerin bacalarını çala çala.''İnsan insanın kurdudur' diye boşuna söylenmemiştir. Taşra eşrafından bile olsanız, alışılmış bir yaşama düzenine aykırı düşen davranışlarınız yüzünden, hiç önemsemediğiniz insanlar sizin kuyunuzu kazar. Onların yüzündeki yapay gülüşten anlarsınız ki işler pek de iyi gitmemektedir.Nedret Gürcan 'Benim Sevgili Taşram' ile 'Yaşanmış Taşra Öyküleri'nde; insanların yüzünde eğreti duran gülüşün de yorumunu yaparak iç gerçekleri anlatan bir ustalığa ermiştir.Döndü Çifçi, taşrada şiire tutunan Nedret Gürcan gibi bir ozanın siyasete bulaşma yanlışına da değinir.
'Yazgıya başkaldıran yazar'
Necati Tosuner çağdaş edebiyatımızın en özgün yazarlarından biri. Edebiyatın dili işleme hüneri olduğunu bilen, insan ilişkilerine şiirli dille bakmanın ustası bir yazar. Necati Tosuner'i anlamak demek; onun sözcük dağarcığının, tümce yapısının, anlatım biçiminin özelliklerini bilmek demektir.'Tekyazı' anlayışı içinde çalışmasını geliştiren Tülin Arseven, Necati Tosuner'i şöyle bir anlayışla değerlendirmiştir:'Necati Tosuner, öykü ve romanlarında günümüz dünyasının bunalmış, sevgisiz ve çaresiz kalmış insanının yalnızlığını dile getirmektedir. Bu nedenle de bu çalışmada, 'insan'ı yaşadığı sosyal çevreden ayrı tutmayarak ve bireyin iç dünyasının derinliklerinin de yazarın eserlerinde dışa vurulduğunu göz önüne alarak eserler ile iç ve dış çevrenin ilişkileri bir arada değerlendirme yoluna gidilmiştir' (Yazgıya Başkaldıran Yazar: Necati Tosuner, Salkımsöğüt Yayınları, 2007).Çocukluğunda salıncaktan düşüp sakat kalmasıyla başlayan yaşamanın yanlışları insanın yazgısı mı olmalıydı? Necati Tosuner'in yazgıya başkaldırması, yazı serüvenine girişirken içindeki çocuğu uyanık tutması anlamına gelmelidir. O başkaldırıda bile bir iyimserlik vardır. Eşinden boşanırken de dost kalmasını bilen, üzgün bir iyimserlik içindedir.Necati Tosuner ile ilgili yazılarımda, öyküleri ile romanları üzerinde dururken; noktalama imlerinden tümce yapısına dek, biçim özelliği haline gelen derin duyarlığını anlatmaya çalışmıştım.Tülin Arseven'in çalışmasında dil özellikleriyle gelişen biçem anlayışı ayrı bir önem kazanıyor. Bu özellikleri bilmeden Necati Tosuner'i anlatmak kolay olmaz.Her insanın içinde gizli kalan bir 'kırık', bir 'sakat' yer vardır. Necati Tosuner'deki yazgıya başkaldıran bu 'muhalif tavır' dış görünüşüyle değerlendirilmemeli. O, bunları çoktan aşmıştır. Ama yaşama dediğimiz o özürlü akışa bakışımızdır önemli olan.Tülin Arseven diyor ki:'Tosuner, eserlerinde gerçekte eksik adamın değil yalnız adamın dramını, hüzünlü yaşamını konu alır.'Yarına kalacak olan da o eski yalnızlıktır.Belki şöyle düşünmek gerekecek:'Necati Tosuner insana o eski yalnızlıktan bakıyor.'
'Diriliş taşları'
Münire Kevser Baş'ın tez çalışmasını kitaba dönüştürdüğü 'Diriliş Taşları', Sezai Karakoç'un şiirine bütüncül bir bakış getiriyor (Diriliş Taşları, Sezai Karakoç'un Düşünce ve Sanatında Temel Kavramlar, Lotus Yayınları, 2008).'İkinci Yeni'deki gizemli duyarlığı sezen Sezai Karakoç, bilinmeze doğru çıktığı şiir yolculuğunda bizi alışmadığımız bir dünyaya götürüyor.Münire Kevser Baş, bu şiirli dünyayı İslam yorumuyla anlatmaya çalışıyor. Doğu-Batı çelişkisini, doğa ötesini, zaman kavramını İslam anlayışıyla yorumlayarak Sezai Karakoç'un şiirine bakıyor.Daha önemlisi çağdaş yaşama düzenini oluşturan değerleri İslamcı bir görüşle ele alarak Sezai Karakoç'un şiirine yeni bir bakış kazandırıyor.Bu anlayış tartışılabilir. Ancak bir tezden beklenen, derleme çalışması yapmak yerine, yeni bir bakış kazandırmak, Sezai Karakoç'un şiirini böyle bir bakışla yorumlamaktır.Sezai Karakoç'un zamanın bilgeliğini düşündüren bir şiirini anımsayalım:'Ey ulular sizin bana öğretmediğiniziBen zamandan öğrendimKuruyan hurma dalından öğrendimDamıtılmış petrolden öğrendimYavrusunu arayan bir deveden öğrendimHapsedilmiş yarı yanıkSancaklardan öğrendimYıkılmış taş kemerlerden öğrendimHarap hanlardan köprülerden öğrendim.'Zamanın akışına değişik yorumlarla bakılabilir. Münire Kevser Baş'ın yorumu şöyle:'Karakoç'a göre zaman, sonsuzluğun bu dünyaya düşmüş gölgesidir. Bu dünyanın idrak boyutları içinde duyulan sonsuzluk parçasıdır. Sonsuzluğun bu dünyadaki yansıması olan zaman, bu sınırlı dünya ve eşya evreni önünde, öteki dünyayı ifşa eden en kesin bölgelerden biridir.'Sezai Karakoç'un inanmış kişiliği de söz konusu olunca, zamana gizemli bir boyut kazandırmak doğal sayılmalıdır.Karakoç'un şiir dünyasında zaman küçük bir ayrıntıdır. Bu ayrıntı bile başlı başına bir yazı konusudur.
'Gülün ustası'
Tasavvuf, İslamı yorumlayan bir yaşam biçimidir. Tasavvufu anlatmaya çalışanlar onu bir yaşama biçimi saymaz da, Hilmi Yavuz gibi, 'kısmen felsefeye has sistemli bir yapıda olmasından ötürü tasavvufu felsefe olmaya aday görür'se, 'tasavvuf ehli' olmadan da o dünyaya bakabilir.'Gül'ü, sezilmez inceliklerin simgesi olarak ele alırsak, 'Gülün Ustası' Hilmi Yavuz, geleneği yorumlarken yeni bir şiire dönüştürmenin de ustası olduğunu göstermiştir.Doğrusu, Maksut Yiğitbaş'ın kitaba dönüşen tezine kısaca değinmek 'Gülün Ustası'na haksızlık olur. Çağdaş şiirimize yeni yorumlar getiren bu usta ozan ayrı bir yazı konusu olmalı (Gülün Ustası, Hilmi Yavuz, Karakutu Yayınları, 2008).Gene de 'Kitaba Dönüşen Tezler'den söz açılmışken Maksut Yiğitbaş'ın çalışmasına kısaca değinmek gerekir.Hilmi Yavuz, bir bütün olarak ele aldığı 'Doğu', 'Zaman', 'Söylen', 'Ayna', 'Çöl', 'Akşam', 'Yolculuk' gibi şiirler toplamında tasavvuf anlayışının değişik yorumlarına varmaktadır.Tasavvuf ehlinin İslam'ı yorumlamasında belli bir düzence vardır. Belki tasavvuf ehli olmadığını söyleme gücünü gösteren Hilmi Yavuz gibi bir ozan, akıl yoluyla değil, gönül gözüyle, uzaktan bakarak bu gerçeği görebilir.Şimdilik, onun saklandığı yalnızlıktan bakalım dünyaya:'Ne zamanlar geçtin, gençtin o zaman!Akşam, yaşlı ruhlardaki esrime!..Söylesene, söyle kaç yıl' ve niyeKaçıp da saklandın yalnızlığından?'Maksut Yiğitbaş'ın çalışması Hilmi Yavuz'a bakmayı kolaylaştırıyor. Bu çalışma yalnızca bir derleme değil, şiiri yorumlamayı öğreten yeni bir bakış da getiriyor.Hilmi Yavuz yalnızca iyi bir ozan mı? O, ortam yaratan bir ozan. Şiirin boyutları onunla derinlikler kazandı.Kitaba dönüşen tezler okurlara bir şeyler kazandırabilir. Yeter ki derleme olmanın ötesinde, yeni bir bakışla edebiyatı yorumlayabilsin.Bunda çalışmayı yapan yazar kadar onu yönlendiren, belli bir çerçeve çizmesini bilen öğretmenin de payı var.