• Bağlantılarım

Onlar, Türkiye Tarihinin Canlı Tanıkları

20/12/2009 · Kategori: Biyografi


Onlar Türkiye tarihinin canlı tanıkları. Yıllardır bu tanıklıklarını kitaplara döküyorlar. Onlar için durmak ölmek demek...

 

Yaşamak için yazmak gerek...

RASİH NURİ İLERİ

Rasih Nuri İleri, Doğan Apartmanı’ndaki dairesinde karşılıyor bizi, sehpasında elinden yeni bıraktığı, açık bir kitap. Duvarları dayısı Abidin Dino ve onun için arkadaş, bizim için adları ve ünlü resimleriyle tanıdığımız pek çok ressamın tablolarıyla dolu. Kapalı kapıların ardındaki odalar, boydan boya kütüphanelerle kaplı. Zaman zaman anlattıklarının belgesini göstermek için açıyor kapıları. Onun üretme gücünü diri tutan da bu kitaplar, belgeler. “Aslında bir nesil meselesi bu” diyor, “Yazmam gereken birçok şey var. Belgeleri sadece bende olan birçok konu var ve onları tespit edebilecek sadece ben varım. Böyle olunca yazmak gerekiyor. Gerçi artık pek kitap okunmuyor”.

Kurucusu ve mütevelli heyeti üyesi olduğu Sosyal Araştırma Vakfı’ndan (SAV) son iki senede sekiz kitabı çıkmış İleri’nin. Başka yayın evinden çıkan kitapları da var, çünkü SAV’dan çıkan kitapları için bir para almıyor, ancak geçinmek için kazanmak da şart. 89 yaşında, ama şu an iki-üç kitap üzerinde çalışıyor. “Birinci Türkiye İşçi Partisi’nin tarihini 2-3 cilt olarak çıkartacağım” diyor. Yanıtlarken, araya anekdotlar, fıkralar serpiştirmeyi seviyor İleri. Bu kitabı yazmasını sağlayacak arşiviyle ilgili de bir hikâyesi var... TİP’in genel sekreteri olduğundan belgelerin ikinci nüshasını saklamak, bütün genel kurul zabıtlarını tutmak ona düşüyor. O da bir vasiyet yazarak, bütün arşivini TİP’e hibe ediyor. Ancak 12 Mart’ta TİP’in bütün belgeleri devlet tarafından yakılıyor. İkinci bir vasiyet yazıyor, bu sefer talihli DİSK. Derken, İleri’nin deyimiyle 12 Eylül’le “DİSK’in de canına okunuyor”. “Şimdi düşünüyorum” diyor, “acaba bir vasiyet daha yazıp bu sefer de AKP’ye mi hibe etsem arşivimi, belki o da kapanır”.

İleri’ye göre şimdiye kadarki en iyi eseri, 69’da basılan “Atatürk ve Komünizm”. Kitap üç dört sene önce tekrar basılmış, ancak piyasada kalmamış. Geri dönüp bakınca, gördüğü değişim onu ürkütüyor. Çünkü okullarda din dersinin olmadığı, onun yerine sosyoloji dersinde Marksizm’e dair okumaların yapıldığı dönemleri hatırlatıyor. “Şeriatçılık ve feodal düzen nedeniyle Türkiye’de demokrasi olamıyor” diyor. En çok da eğitim alanında kötüye gittiğimizi düşünüyor. “Hem bilgi yok, hem bildikleri yanlış” diyor, “Torunum bir üniversitede ders vermeye başladı. Öğrenciler Darwin’in kim olduğunu bilmiyormuş. Hatta biri fasulye üzerine araştırmalar yapmış, demiş. İnanılacak gibi değil”.

Bunlara sinirleniyor, üzülüyor. Onu en çok üzenlerden biri de, SSCB’nin son günlerine, bir yok oluşa tanık olması. Yaşadıklarına dair bir pişmanlığı yok İleri’nin, ama “Enayiliğim var” diyerek bir ekleme yapmadan da duramıyor, “Ben politikacı olamazmışım”.

Aman politikacı olmayı, politik olmakla karıştırmayın. Çünkü ona göre Rasih Nuri İleri’yi olduğu kişi yapan, sol. “Bana solla nasıl tanıştın diye soruyorlar. Bizim Yüzbaşı Abdülkadir yani Vedat Türkali ‘bizim nesil komünist partisini arıyordu’ diye yazar. Benim için öyle bir şey söz konusu değil, çünkü komünist partisinin içindeydim, ailece içindeydik”.

Bunca araştırmaya, kitaba rağmen kıymetinin bilinmediğini düşünüyor İleri. Yine de şikâyeti yok, o üretmek dışında yaşama şekli bilmiyor çünkü, ancak elinde çok belge olduğu bilindiğinden komik bir hal alan isteklerden bıkmış, “Olmayacak şeyler soruyorlar. Sanki her bilgi, belge bendeymiş gibi” diyor.

Cumhuriyet Dergi, 2009-12-20

Daha yapacak çok şey var

MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ

Üretmeyip ne yapayım

- Yazmak, okumak beni canlı tutuyor sanırım. Biraz da sağlığımın iyi olması tabii. Artık yeter diyemiyorum. Kafam işliyor, imkanım var. Boş vakit geçirmek istemiyorum. Bu yaştan sonra ne yapabilirim ki? Bir şey yapmadan da rahat edemiyorum. Masamın her tarafı kitaplarla, yazılarla dolu. Aynı anda birkaç kitap okuyorum, yazıyorum. Neyse ki gözlerimde sorun yok.

- Şimdi Sümer’in tarihini, ekonomisini, günlük yaşantısını, cinsel hayatını, sanatını yazıyorum. Sümer edebiyatını zaten yazmıştım. Önümüzdeki sene, yeni kitabı da bitirince Sümer medeniyetine dair toplu bir kaynak hazırlanmış olacak. Ondan sonra yeni bir projem var; Sümer ve Türk dili üzerine karşılaştırma yapanların bütün çalışmalarını bir araya getiriyorum. Bir ekiple malzeme toplamaya başladık. İyi bir kitap olacak. Almanya’da 1914-15’te yapılan karşılaştırmalar var, onları getireceğim. Türkmenistan’daki çalışmalar için oradaki üniversitelerle bağlantıya geçiyorum. Bu arada da makaleler yazıyorum.

- Şimdiye kadarki en iyi eserim “Sümer’de Tufan Tufan’da Sümer”. Onunla ilgili eleştirileri bekliyorum.

- Dün çalışmalarımı karıştırırken “Bir Ömür, Bir Devrim”i yaşamak diye bir yazı gördüm, yarım kalmış. Geçmişe bakınca bir tarafta çok büyük bir ilerleme görüyorum. Pek çok sanatçımız yurtdışında ödüller kazanıyor. 1920’lerde her şey günahtı, tiyatroda kadınlar yoktu. Artık dışarıdan parça almak yerine ülkemizde üretim var. Halkımız eğer önünde iyi bir imkân olursa son derece yetenekli. Avrupa’nın 400 yılda geldiği Rönesans’ı, Sanayi Devrimi’ni 15 yılda yaptık. Bunlar kolay hazmedilecek gibi değildi ama halk da kabullendi. Ancak geldiğimiz nokta pek parlak değil. Özgürlüklerimizi kaybettik, bence bu ülkede büyük bir hareket olacak tekrar, ya özgürlüğümüzü tekrar kazanacağız ya da tamamıyla yok olacağız. Ancak ben umutluyum.

- Beni en çok şaşırtan değişim, dışarıda ödül alan bilim ya da sanat insanlarımız. Ancak bunları gazeteler yazmıyor, internette görüyorum. İnternet de ilginç bir iletişim aracı. Yüzlerce mail geliyor, ama hepsine bakmıyorum, çoğu dedikodu ya da yakınma oluyor.

- Tahminim üzerinde, hiç düşünmediğim şekilde kıymetim bilindi. Zaten hiçbir şeyi kıymetim bilinsin diye yapmadım. Ancak bugün Türkiye’de herkes Sümer’in ne olduğunu biliyor, bu bakımdan son derece mutluyum. Hayatımda yaptığım en iyi şey, emekli olduktan sonra Sümerlerle ilgili çalışmalara başlamaktı.

- Hayatıma dair hiçbir pişmanlığım yok. Bir tesadüfler sırası gibi oldu hayatım. Aileme bu hususta çok müteşekkirim. Babam, annem hatta eşim isteklerime hiç mani olmadı, beni destekledi. Şimdi de çocuklarım destekliyor.

- Geçmişe dair özlemim de yok. Her şeyi yerinde ve zamanında yaşadım. Çok güzel bir genç kızlık yaşadım; tiyatro, dans, eğlence, balolar... Bunları kızlarıma yaşatamadım. Çok seyahat ettim, gezdim. Karamsar biri olunca, bir şeyler bulunur ancak ben karamsar değilim. Her şey iyi olacak diye düşündüm, iyi de oldu.

Cumhuriyet Dergi, 2009-12-20

Öfkeden yazıyorum

İSMET KÜR

Apartmanın eski demir kapısından girip, dört kat tırmanınca, tam tarif ettiği gibi kapı önünde bir koltuk karşılıyor bizi. Üzerlerine anıların sindiği belli süslerinin yanında mavi saçları, gösterişli yüzükleriyle dikilen kişi, 20’ye yakın kitabın yazarı İsmet Kür’den başkası değil. 93 yaşında Kür hâlâ yazıyor, kalemi şimdi kendi oyununu kitaba çevirmek için kâğıtla buluşuyor. Üretme isteğini belki alışkanlıktan diyerek açıklıyor: “Yazmaya erken yaşta başlayanlar, yazmaktan kolay kolay vazgeçemiyor”. Onu perçinleyen duygulardan biri de, öfke. “O kadar acayip gidiyor ki dünya... Kendimi politikadan bir türlü alamıyorum. Çok sinirli, öfkeli, yazamadan duramayacağım bir devre geçiriyorum” diyor.

Ona göre, şimdiye kadar yazdığı en iyi eser çok az insanın duyduğu bir kitap; “Türkiye’de Süreli Çocuk Yayınları”. 1869’dan 1928’e kadar çıkmış bütün çocuk dergileri üzerinde yapılmış bir araştırmanın ürünü bu kitap. 1991’de basılmış. Kitabı nasıl hazırladığını Kür anlatıyor:

“20 yılımdan fazlasını aldı. Bu kadar uzamasının bir nedeni de, o zamanlar kütüphanelerde fotokopi makinesi yoktu, kitaplar dışarı da verilmiyordu. O yüzden bu çocuk dergilerinin sayılarını oturup kopya ettim. Bana hayatında kaç kitap yazdın, diye sorsalar. Bir tane diyebilirim, o da bu. Çok emek verdim ve gerçekten yararlı bir kitap oldu; araştırmacılara kaynak oldu. Türkiye’de ciddi kitap bastırmak zor olduğundan basılması hiç kolay olmadı”.

Hayatındaki hiçbir şey için pişmanlık duymuyor Kür. Türkiye tarihine bire bir tanıklık etmiş, bütün bu olaylar arasında onu en çok etkileyen iki şey var; biri Cumhuriyet devrimleri, diğeri de 1908’de “Fedekeran-i Millet Cemiyeti” adlı bir siyasi parti kurup muhalefet yaptığı için 101 yıla mahkûm edilen, gazeteci babası Avnullah Kazimi. “Babam hürriyet için çalıştı. Onu hiç hatırlamıyorum. Annemin babamdan bahsedişi, 2. Meşrutiyet’te hapisten çıkarken omuzlarda taşınması beni çok etkiledi. Babamın hayatı, hürriyet için çektikleri hayatımın en büyük olayıdır” diyor. O zamandan bugüne her şeyin değiştiğini söylüyor Kür. “İstanbul’un yapısı, insanların kafası dahil hiçbir şey birbirine benzemiyor. Her şey tepeden değişti” diyor. Pek de iyiye gidilmediğini anlatıyor, en çok da eğitimin bozulduğunu da. Geçmişe özlem duymasının nedeni biraz da bu. “Tepeden tırnağa özlemediğim hiçbir şey yok” diyor, “Ancak öyle bir özlem ki bu, içinde her şeyden çok öfke var. Eğitimi bu hale getiren cahiller, aptallar ve kötü niyetliler sinirlendiriyor beni”.

Hayatında yaptığı en iyi şeye gelince... “Biri yazar, öbürü de heykeltraş olan iki sanatçı kız yetiştirmek. Tabii torunlarımı da unutmayım”.

Cumhuriyet Dergi, 2009-12-20

 

Yazmak yaşamımı elimden alıyor ama...

HALİL İNALCIK

- Hâlâ üretmeye devam ediyorsunuz, üretim gücünüzü ne diri tutuyor?

- Yaşım 93, bütün kaygım hazırladığım yedi, sekiz eseri bitirip yayınlamak. Yaşamımın amacı bu, bu bir ödev gibi. Onun için uykuma, yiyeceğime, temaslarıma dikkat ediyor, düzenli yaşamaya çalışıyorum.

- Şu an bir şey üzerinde çalışıyor musunuz?

- Yedi-sekiz eser tamamlanmayı bekliyor. İlk cildi yayında olan İstanbul-Fatih’in ikinci cildini hazırlıyorum. “Osmanlı Sarayında Has Bahçede Nedimler, Şairler, Musikişinaslar” kitabımı tasarımcı resimliyor. “Osmanlılar ve Haçlılar” üzerine çalışıyorum. “Kuruluş Dönemi Sultanları, 1302-1481”, ISAM’a yakında düzeltilerle gönderilecek. “Osmanlı Denizcilik Tarihine Katkılar” kitabımın üçte ikisi hazır. “Rönesans Avrupası ve Haçlı Avrupası” bitti, Doğu Batı yayınlarından çıkacak. “Şöyleşi ve Konuşmalar”ı Profil yayıncılık basmak üzere. Osmanlı kaynaklarının alan araştırmalarıyla gözden geçirildiği “Osman Gazi’nin İzinde” içinse hâlâ çalışıyorum.

- Sizce en iyi eseriniz neydi?

- Batı üniversitelerinde el kitabı olarak okutulan “Economic and Social History of the Ottoman Empire”ın ilk cildinin tamamını ben yazdım. Yunanca, Arapça, Türkçe’ye çevrildi. Polonya’da basılıyor. Türkçe’ye, Arapça’ya Balkan ve Ukrayna dillerine çevrilen “The Ottoman Empire: The Classical Age”, 40 bin nüshası altı ayda satılan “Devlet-i ‘Aliyye” ve “Türkiye Tekstil Tarihi” de önemli.

- Neredeyse bir asra tanıklık ettiniz. Baktığınızda nasıl bir değişim görüyorsunuz?

- 1923-2009 döneminde üç-dört nesil geçti. Sayılacak pek çok önemli değişiklik noktaları var. Milli egemenlik temelinde demokratik-laik-sosyal Türkiye’nin esaslarının atıldığı Atatürk Reformlar Dönemi (1923-1938), II. Dünya Savaşı’nın bunalımlı yılları, 1950-60’taki Demokrat Pati Dönemi; halkçı bir rejim, kolay banka kredileri, üç binden 40 bine çıkan traktör sayısı, tarımda büyük gelişme, Atatürk reformlarından tavizler, 29 Mayıs Darbesi... 1960-80’de Askeri vesayet altında bir demokrasi; MGK, Stalin’in tehditleri, NATO üyeliği, solcu-sağcı kavgaları, kargaşa, Kıbrıs meselesi, Yunanistan’la sorunlar, yeni anayasa, işci sınıfının gelişmesi, sendikalizm... Turgut Özal dönemi (1982-1993); ekonomide liberalizm, ABD ile yakınlık, ekonomik gelişme, AB üyeliği için başvuru... 1993-2002’deki partiler, kararsızlık dönemi; koalisyon hükümetleri, Kürt sorunu: Öcalan, PKK, köylerden şehirlere akın, gecekondu mahalleleri, güçlenen gelenekçi kültür, Rusya’da komünist rejimin yıkılması ve soğuk savaş bitimi. Türkiye’de dış ve iç siyasette temelli değişiklikler, sanayide özellikle tekstil sanayiinde ve ihracatta büyük gelişme, İslamcı partiler. MGK ve yumuşak darbe 28 Şubat. Bu yıllardaki siyasi, sosyal, ekonomik gelişmeler sonunda ortaya çıkan temel gelişme ve sorunlara gelince... Büyük nüfus artışı; hızlı şehirleşme ve şehirli nüfusun çoğunluk kazanması; tarımcılıktan endüstriyel bir ekonomiye hızla gelişme, işçi sınıfının nüfusun önemli bir bölümünü oluşturması; vakıf üniversitelerinin kuruluşu; gelenekçi halk katmanlarının Meclis’te söz sahibi olması; Kürt sorunu: ayrılıkçı Kürtlerin terör ve siyasette önem kazanması, DTP sorunu, 2009’da Kürt sorununun Türkiye siyasetine damgasını vurması; gelenekçi kitle ile reformlara bağlı katmanlar arasında çatışmanın derinleşmesi, devlet kurumlarında uyumsuzluk, partiler arası kavga ve bunalım...

- Peki bugüne dair sizi en çok ne şaşırtıyor?

- Teknolojide hızlı gelişmeler ve bunun sosyal yapı ve davranışlarda geniş yankısı, oto ve cep telefonu kullanmada hızlı gelişme; genç nesillerin arasında gelenekçiler ve modernistler arasında ayrılığın kaygı verici derinleşmesi, medyada, gazete ve televizyonda sansasyonun egemen olması, özellikle gazetelerin birer magazin haline gelmesi... Kitap yayıncılığında tipolojide gelişmeler Batı’yı yakalamış; üniversitelerin, dolayısıyla çeşitli mesleklerde genç aydın neslin hızlı artışı, ekonomik gelişimin bu artışa ayak uyduramaması da şaşırtıcı.

- Geçmişe dönüp baktığınızda gördüğünüz en büyük pişmanlık nedir?

- Yüzyıla yakın süren yaşamıma baktığımda üzüldüğüm çok şey var. Bilimsel araştırmalar vaktimi o kadar fazla aldı ki, merhum eşim Şevkiye’ye karşı ödevlerimi hakkıyla yerine getiremedim... Göçmen, hukuk tahsilli bir aydın geçim sıkıntısında, para isteyemiyor, bana bir kitap verdi, isteği anlayamadım, derdine deva olamadım, anladığımda vakit geçmişti. Bu bana elli yıldır dert oldu... Bursa’da bir Bulgaristan göçmeni işçinin sözlerim gücüne gitti, kalbini incittim, tamiri imkânsız bir hata işledim, vicdanımda her zaman bir pişmanlık duyarım... Gençlik çağımda öğrencilerimin bazılarının kalbini kırdım, pişmanlıkla hatırlıyorum. Şimdi onlardan af diliyorum. Bugün çalışmalarım o kadar çok zamanımı alıyor ki, doğaya, sanata, sevdiklerime erişemiyorum, yayın çalışmaları yaşamamı elimden alıyor, pişmanım.

Cumhuriyet Dergi, 2009-12-20

 

Dolu dizgin yuvarlanıyoruz

HALET ÇAMBEL

- Hâlâ üretmeye devam ediyorsunuz, üretim gücünüzü ne diri tutuyor?

- Çalışmak...

- Şu an bir şey üzerinde çalışıyor musunuz?

- Yayın, şantiye idaresi.

- Neredeyse bir asra tanıklık yaptınız. Baktığınızda nasıl bir değişim görüyorsunuz?

- Dolu dizgin, baş aşağı, uçuruma doğru, yuvarlanıyoruz.

- Bugüne dair sizi en çok ne şaşırtıyor?

- Artık hiçbir şey şaşırtmıyor.

Cumhuriyet Dergi, 2009-12-20

 

Yeniden doğsam, aynısını yaşarım

AYDIN BOYSAN

- Çocukluğumda bana öğretilenler, durmadan çalışma dersi, hâlâ üretmemi sağlıyor. İlkokulda bir öğretmenim vardı, ötekilere ders olsun diye sınıfta ilk beni döverdi. Annemdi o öğretmen. Çok da iyi etmiş. Tembellik etme korkusu bana bütün ömrümce ölçüsüz çalışma hırsı verdi. Hâlâ da öyle. Mimar olarak planladığım yapıları bir araya getirseniz 200 futbol sahasını doldurur. İlk kitabım çıktığında 63 yaşındaydım, şimdi 88’imdeyim ve 36 kitabım var.

Mimar olmak bir hevesti benim için. Hiçbir zaman pişman olmadım, çünkü bu bir yaratma mesleğiydi. Yaratmaya düşkün olduğum için 61 yaşımdan sonra gazetede yazmaya, 63’ten sonra da kitap yazmaya başladım. Programımda durmak diye bir şey yok, ölene kadar...

- Şu an üzerinde çalıştığım birkaç kitap var.

- Yazdığım iyi kitaplar var, ama hâlâ yazmaya devam ediyorum, o yüzden en iyisi hangisi olacak henüz bilemiyorum.

- Bugün ayakta kalmış ne görüyorsak Cumhuriyet’in ilk 15 yılındaki hızlı ve sürekli devrimler sayesinde. Ancak beni en büyük üzüntüye sokan demokrasinin dolandırıcılığa dönüşmüş olması. 38’den sonra hayran olduğum hiçbir iş yok Türkiye’de.

- Kıymet bilinme diye bir amaç peşinde koşmadım ben. İster bilsinler ister bilmesinler. Benim tek peşinde koştuğum şey kendime hesap verebilmekti... Bir daha dünyaya gelmek istemem, ancak bir daha dünyaya gelmeye mahkûm edilirsem, kendi hayatımda ne yaptıysam hepsini baştan aşağıya, yanlışlarım, kötü işlerim de dahil bir daha yaparım. Bir tane şeyi bile değiştirmem. İyi şeyleri isterim de kötülerini istemem beleşçiliği olmaz. Hayatımla ilgili hiç pişmanlık duymuyorum ama düpedüz mutlu da değilim. Çünkü insanlığın da ülkemin de içinde bulunduğu hal bana keyif vermiyor. l

Cumhuriyet Dergi; 2009-12-20

'6 yıllık cumhuriyet', '79 yıllık cumhuriyet'e k

25/11/2009 · Kategori: Kose Yazisi


 '6 yıllık cumhuriyet', '79 yıllık cumhuriyet'e karşı

 

Mustafa MUTLU; Vatan; 13.03. 2009

 

Başbakan il il dolaşıp hep aynı metni okuyor; “79 yıllık cumhuriyet” tarihinde yapılmayanları yapmakla övünüyor... Duble yollardan, konutlardan, üniversitelerden söz ediyor...

***


Türkiye’de cumhuriyet 29 Ekim 1923’te ilan edilmedi mi?

En son 29 Ekim 2008’de cumhuriyetin 85’inci yılını kutlamadık mı?

O zaman nedir bu “79 yıllık cumhuriyet?”

Basit: 2002 yılında iktidara geldiler ya, kendilerinden önceki dönemi kastediyor...

Böylece, Atatürk’ün Cumhurbaşkanı olduğu yıllar da dahil, AKP’den önceki tüm iktidarlarla kendi dönemlerini kıyaslıyor.

***


“79 yıllık cumhuriyet”i bilmem ama Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk 79 yılında yapılanları bilirim...

Aslında sen de bilirsin Başbakan Erdoğan!

Çünkü o 79 yılda yapılanları “sata sata” yaptın, yapacaklarını... Tıpkı mirasyedi evlat gibi!

2002’yi geçelim; sonuna doğru iktidar oldunuz...

2003’te Taksan’ı, Gerkonsan’ı, Taşucu Tersanesi’ni, Merinos Halı’yı komple, Sümer Holding’i, Seka’yı, THY’nin, TEKEL’in varlıklarını parça parça 188 milyon dolara...

2004’te Esgaz’ı, Eti Bakır’ı, DİV-HAN’ı, Bursagaz’ı, Amasya Şeker’i, Eti Gümüş’ü, Eti Krom’u, Çayeli Bakır’ı, Kütahya Şeker’i, Eti Elektrometalürji’yi tamamen, TEKEL’i, THY’yi, Sümer Holding’i arsa arsa 1.3 milyar dolara...

2005’te Ataköy Turizm’i, Ataköy Otelcilik’i, Ataköy Marina’yı, Eti Alüminyum’u, Kıbrıs Türk Hava Yolları’nı, Türk Telekom’u ve Adapazarı Şeker Fabrikası’nı 8.2 milyar dolara...

2006’da TÜPRAŞ’ı, ERDEMİR’i, Başak Sigorta’yı, Karadeniz Bakır’ı, TEKEL’in ve Sümerbank’ın taşınmazlarını, THY’nin hisselerinin önemli bir bölümünü 8.1 milyar dolara...

2007’de Halk Bankası’nın hisselerini, TEDAŞ’a, TEKEL’e, PETKİM’e ait taşınmazları 4.2 milyar dolara...

2008’de PETKİM’i, TEKEL SİGARA’yı, Türk Telekom’un elde kalan hisselerini, diğer kamu kuruluşlarının arsalarını, binalarını 6.2 milyar dolara...

2009’un ilk iki ayında Başkent ve Sakarya Elektrik’i 1.8 milyar dolara...

SİZ SATMADINIZ MI?

Yani 6 yıl 2 ayda tam 30 milyar dolarlıklık özelleştirmeyi, SİZ YAPMADINIZ MI?

Sattığınız bunca ağır sanayi, sanayi ve hizmet kuruluşlarının tamamı, sizden önceki “79 yıllık cumhuriyet” döneminde kurulmadı mı?

Hal böyleyken, “79 yılda ne yapıldı ki” demek, en hafif deyimiyle nankörlük olmuyor mu?

***


Peki; 79 yılda yapılanları 6 yılda satarak ne yaptınız?

Çukurlarla dolu duble yollar, üflesen uçacak toplu konutlar...

Bir de “lale” diktiniz!

Kendi deyiminizle işsizlik oranını 2 puancık artırarak, yüzde 12,3’e çıkardınız!

Bu ülkeyi, açlıkla, yoksulluk intiharlarıyla tanıştırdınız!

Eserinizle ne kadar övünseniz azdır!

*****


GÜNÜN SORUSU

Tarım Bakanı Mehdi Eker dün Bitlis’te kendisine soru sormak isteyen bir genci, “Artistlik yapma, sesini yükseltme” diyerek terslemiş...

Acaba Başbakan’ın koltuğuna mı göz dikti?

*****


Mustafa Mustafa Balbay!


Sevgili Mustafa; güzel adaşım... Bilmiyorum oralarda, iktidar yalakası gazeteler dışında kalan gazeteleri de okumanıza izin veriyorlar mı?

Eğer veriyorlarsa ve eğer bu yazıyı tesadüfen de olsa okursan; okurlarının selamı var...

Dün binlercesi Cumhuriyet’in kapısındaydı senin için...

Saatlerce soğukta bekleşip, kitaplarını imzalattılar dostlarına, arkadaşlarına, meslektaşlarına...

***


Binlerce göz gördüm o bahçede, bir tekinde karamsarlık yoktu...

Rüzgârın sağa sola savurduğu, savuramadığı onlarca yazar; soyadlarımızdan vazgeçtik dün...

Hepimiz Mustafa Balbay olduk.

Senin kırmızı mürekkeple yazılmış ismini, onurla taktık göğsümüze; suçlu olabileceğine ilişkin en küçük bir kuşku bile duymadan!

Bu ülkedeki laik, sosyal, demokratik bir hukuk devletinden yana tavır koymasını bilenlerin yürekleri dün senin için attı.

Dinlen güzel kardeşim, bir de günlük tut!

O günlükler ki; zamanı gelince bu karanlık günleri daha iyi anlamamızı sağlayacak...

Yanaklarından öpüyorum.

Mustafa Mustafa Balbay!

Tayyip Erdoğan’ın Ulusal Kimlik Sorunu... ATAOL BEHRAMOĞLU

20/10/2009 · Kategori: Elestiri

Tayyip Erdoğan’ın Ulusal Kimlik Sorunu... ATAOL BEHRAMOĞLU



CUMARTESİ YAZILARI/Cumhuriyet 10 Ekim 2009

ATAOL BEHRAMOĞLU
Tayyip Erdoğanın Ulusal Kimlik Sorunu
Günümüz Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğanın ulusal kimlik konusunda kişisel bir sorunu olduğu kanısındayım.
Buna Türklükle ilgili bir sorun da denebilir.
Yazıya başlamadan önce internete girip Tayyip Erdoğan ve Türklükyazdığımda karşıma çıkan malzeme bolluğu beni şaşırtı.
Demek ki insanlarımız uyumuyor diye düşündüm.
Ya da bu uyur gezerler toplumunda uyumayanlar da var.
Fakat şimdilik, internetteki malzeme bolluğunu meraklısına duyurmuş olmakla yetinerek, ben kendi düşüncelerimi açıklamaya çalışayım.
***
Şunu öncelikle saptayalım.
Bütün Cumhuriyet tarihimiz boyunca Türklükve alt kimlikkavramlarını bir arada telaffuz eden ilk ve tek kişi Tayyip Erdoğandır.
Benim kuşağım, bizden önce Cumhuriyetin ilk kuşakları ve bizden sonrakiler, Türklüğü bir alt kimlik (etnik aidiyet) olarak değil, bir ulusa, bir tarihe, bir kültüre aidiyet olarak öğrenmiştik.
Bu toplumu oluşturan bütün etnik aidiyetleri (etno-kültürel özellikleri koruyarak) ulusal bütünlük içinde birleştiren bir kavramdı bu.
Şimdi eğer Tayyip Erdoğanın tezi kabul görür ve anayasadan başlayarak bütün ulusal belgelere işlenecek olursa, ortaya yeni bir ulus tanımı çıkmış olacak.
Ulusal eğitim felsefesi de buna göre biçimlenecek.
Böylece Türkiye Cumhuriyeti (adının başında Türkiye sözü hâlâ kalacaksa) ortak bir ulusal aidiyetin değil, tıpkı eski Yugoslavya gibi, farklı ulusal aidiyetlerin gevşek dokulu birlikteliği olacak.
Gevşek dokulu, çünkü (Türklük de içinde olmak üzere) etnik aidiyetler bu anlayışa göre tanımlandığında, bu etnik topluluklardan (yeni adlarıyla uluslardan) herhangi birinin, şu ya da bu nedenle bu federasyondan istediği anda ayrılmaması için bir neden kalmayacak...
Dikkat edilecek olursa, bunun Osmanlıya bir dönüş özlemini içerdiği de açıkça görülecektir.
***
Tayyip Erdoğan Türklüğü alt kimlik kategorisine indirmekle ne yapmak istiyor?
Bence onun sorunu şu ya da bu etnisiteyle değil, laik Cumhuriyetledir.
Türklük kavramı birleştirici kimlik olmaktan çıkarılıp alt kimliğe indirgendiğinde; yerine anayasal yurttaşlıkgibi (ulusal-kültürel aidiyetle ilgisi bulunmayan) hukuksal bir yurttaşlık kavramı konulduğunda, Cumhuriyet Türkiyesi gerçekten de (tasada ve kıvançta değil, ancak ve sadece çıkar amaçlı olarak bir arada bulunan ve böylece de her an bozulabilecek) bir şirketler topluluğuna dönüşecek; modern anlamda ulus olmaktan çıkan bu toplulukların yönlendirici (ve belki bu anlamda birleştirici!) ideolojisi ise, büyük çoğunluğun dini olan İslam başta gelmek üzere, dinsel inançlar olacaktır...
***
Tayyip Erdoğanın Türklükle ilgili olarak ortaya attığı bu alt kimlik kavramı belli ki çok tartışılacak.
Benim kendisine ve yandaşlarına ve bu konuda zihni karışık olanlara şimdilik söyleyebileceklerim şunlar olabilir:
Türkiye Cumhuriyetini modern, laik bir devlet olarak kuran ve farklı etnisitelerden bir ulus yaratan düşünce, Türkdilinde oluşturuldu...
Bugün bir Türk edebiyatı, Türk felsefesi, Türk bilimi, en çetrefil yazınsal ve bilimsel metinlerin çevrilmesine yetenekli bir Türk dili varsa, bütün bunlar, hangi etnik kökenden gelirlerse gelsinler, ortak iletişim ve kültür dilleri Türkçe olan bu insanlarca oluşturuldu.
Başka türlü bu topraklarda bir ulusal devlet, laik bir Cumhuriyet kurulamaz, belki en çok Osmanlının küçük ve komik bir taklidi yaratılır, o da uzun ömürlü olamazdı...
Şimdi asıl sorun, yeni ulusal devletler ve devletçikler kurma hırsı ve hevesiyle, bu büyük birkimin feda edilip edilemeyeceği noktasında düğümleniyor...
Modern-laik Türkiye Cumhuriyetinin kuramını ulusal-kültürel bir kavram olarak oluşturan ve pratikte gerçekleştiren Türkiye Türklüğü olgusunu sadece ve dar bir etnik aidiyet ve bir alt kimlik düzeyine indirgemek isteyen eğilim, bu Cumhuriyetin temellerine konulmuş tahrip gücü en yüksek bir bombadan farksızdır.
Ahlaki, insani, entelektüel sorumluluğunun altından kalkmaya, başta Tayyip Erdoğanın kendisi olmak üzere, hiç kimsenin gücü yetmez.

Sarmısaklı Osmanlı Yahnisi

18/5/2009 · Kategori: Haber

Sarmısaklı Osmanlı yahnisi

Faruk Tabak yüzünden saatlerce sarmısak ayıklamış kişilerden biri de benim. Bir zamanlar üşenmeyip arada sırada yaptığım sarmısaklı yahniyi artık hiç yapmadığımı fark ettim. Bu tarif Faruk’un bulduğu tarif miydi bilemiyorum, çünkü yemeği onun anlattığı gibi ezberden yapıyordum. Kimyon yerine tarçın koyduğumu hatırlıyorum. Bu reçeteyi ise tarihçi Özge Samancı 1844 tarihli “Ahçıların Sığınağı” kitabından uyarlamış. Tarifin özgün hali ise en sonda.

2 orta boy soğan, halka halka doğranmış, 1 tepeleme çorba kaşığı tereyağı, 800 gr. kuzu eti (2-3 cm büyüklüğünde küp şeklinde doğranmış), 40 diş sarmısak (Faruk’a göre çok daha fazla), 2 çorba kaşığı üzüm sirkesi, ½ çay kaşığı karabiber, ½ çay kaşığı kimyon, tuz

Soğanları pembeleşinceye kadar yağda kavurun. Tencerenin dibine kuzu etlerinin yarısını döşeyip üzerine bir kat sarmısak dizin ve geri kalan etleri üzerine kapatın. Tencereye kavrulmuş soğanı, kimyon, karabiber ve sirkeyi ekleyin ve üzerini geçecek şekilde su koyun.

Ateşe oturtun ve tencere kaynamaya başladıktan sonra altını iyice kısın. Etler yumuşayıncaya kadar en az bir saat pişirin.

Pişmeye yakın en son tuzunu ilave edin.

“Bir miktar et doğrayıp badet-tathir bir miktarını tencereye dizip ve sarmısağın kökünü kesip ve üst kabuğunu soyup bir kat sarmısak ve bir kat et dizip tamam oldukta bir kaç baş soğanı miktar-ı vafi yağda kızartıp lahmın üzerine dökeler ve üzerine birkaç fincan sirke ve biraz su koyup tuz ve biber ve kimyon dahi ihmal olunmaya. Badehu kızarınca pişirip sahanlara taksim birle tenavül buyuralar.”

Melceü’t-Tabbahin (1844),

s.30, no.6 Dergi 15.03.2009

YİTİK ŞİİR

17/5/2009 · Kategori: Siir

YİTİK ŞİİR

 

şiiri yitik ozan

gezecek gün boyu çarşı pazar

tokları geçip açları görecek

sigarası sönmüşse bir hamalın

ortak olacak efkarına

bir gülücüğe karşılık

yüreğini verecek

 

sevgi omzumuzda yük

özlemler gölgesini yitirmiş dağ

ufacık köpük dalgalar

yanılgı mı ihanet mi ne sayarsan

güzelliğini yarınların

çocuklara çok gördük

 

Bekir KOÇAK, Gizemi Temmuzda Saklı, (s. 33)

KASTAMONU GÖLKÖY ENSTİTÜSÜ MEZUNLARININ 2009 BULUŞMASI

12/5/2009 · Kategori: Ali SAHIN _A_ Alsah_ Yazilari

KASTAMONU GÖLKÖY ENSTİTÜSÜ MEZUNLARININ 2009 BULUŞMASI

TARİH: 20-21 Haziran 2009 YER: KASTAMONU        

SAAT:  PROGRAM:

10.00 Buluşma Halk Eğitimi Ek Binası (23 Ağustos İlköğretim Okulu Bahçesi).

11.00 Atatürk ve Şerife Bacı Anıtına Çelenk Konulması

11.15 – 12.30 Şehir İçi gezi

13.00 – 14.00 Öğle Yemeği ( Göl Anadolu Öğretmen Lisesi )

14.00 – 15.30 Eski Okulun gezilmesi

15.30 Söyleşi  (Jandarma Tabur Komutanlığı Konferans Salonu)

19.30 Toplu Akşam Yemeği  (Öğretmen evi)

AlsahBlog

Arşiv: AlsahBlog/TaşköprüdenBakış 2005

15/2/2009 · Kategori: Ali SAHIN _A_ Alsah_ Yazilari

AlsahBlog/TaşköprüdenBakış

• Arşiv

31/12/2005: Yeni Yıl Mesajı: Tüm Blogcu "Okur-Yazar"ların...
31/12/2005: Konya'da Müfettiş Skandalı: Ethem Gürsu
29/12/2005: “Vaadedilmiş Topraklar”/ Dursun ÖZDEN
29/12/2005: E- Devlet/ Gerekli Linkler
28/12/2005: Kastamonu İlçeleri: Taşköprü 6
28/12/2005: Kastamonu İlçeleri: Taşköprü 5
28/12/2005: Kastamonu İlçeleri: Taşköprü 4
28/12/2005: Kastamonu İlçeleri: Taşköprü 3
28/12/2005: Kastamonu İlçeleri: Taşköprü 2
28/12/2005: Kastamonu İlçeleri: Taşköprü 1
28/12/2005: Kastamonu’da reçete yolsuzluğu
27/12/2005: 'YİĞİT' OLUYOR: İnebolu'ya, ‘Yiğit İnebolu’ Adı Önerildi.
27/12/2005: Vergi İadesi İçin SON 25 GÜN
23/12/2005: Öyküde Kuşaklar Arası İlişkiler/ A. Alper AKÇAM
22/12/2005: PERADAKİ CESUR GLADYATÖR: HÜSEYİN ÖZBEK/ H. İhsan SÖNMEZ
22/12/2005: DESTURSUZ BAĞA GİRENLER/ H. İhsan SÖNMEZ
21/12/2005: BLOGCU LİNKLERİM
20/12/2005: Değinmeler/ Ali ŞAHİN
20/12/2005: Anadolu'nun yatılı umutları- Devrekani Şenlik YİBO/ Ebru TOKTAR
19/12/2005: Ölümünün 20. yılında Abdülkadir Bulut/ Ali F. BİLİR
19/12/2005: AB'nin Garip Bakışları? / Cumhuriyet
18/12/2005: Uzmanlar uyarıyor: 'Çağın buluşu' hasta etmesin
17/12/2005: Taşköprü ve Kastamonu Linkleri
16/12/2005: 14 Kasım Dünya Diyabet Günü'nde Global Diyabet Yürüyüşü düzenleniyor
10/12/2005: Taşköprülü Şairler: 2 İbrahim TENEKECİ/ KIRKI ÇIKMAMIŞ SEVDAMIZA ŞİİR
8/12/2005: RIFAT ILGAZ VE HABABAM SINIFI
8/12/2005: Orhan Kemal'in "Cemile" ile İlgili Bir Mektubu
6/12/2005: Rüyalarla ./ Deniz SOM (Cumhuriyet 06.12.2005 )
6/12/2005: Tartışmalar 3/ Hasan Cemal- İlhan Selçuk
6/12/2005: Tartışmalar 2/ Hasan Cemal- İlhan Selçuk
6/12/2005: Tartışmalar 1/ Hasan Cemal- İlhan Selçuk
5/12/2005: Yazıhamit
5/12/2005: Süt Pazarlama Faaliyetleri
5/12/2005: Süt Pazarlama Faaliyetleri
5/12/2005: Sarsıntılı Bir İmge/ Necmiye ALPAY
2/12/2005: TÜRK HİKÂYESİNDE SOSYALİST REALİZM 2 (TOPLUMCU GERÇEKÇİLİK) / (NURULLAH ÇETİN)
2/12/2005: TÜRK HİKÂYESİNDE SOSYALİST REALİZM 1 (TOPLUMCU GERÇEKÇİLİK) / (NURULLAH ÇETİN)
2/12/2005: 2004 YILINDA ÖYKÜ / (ÖMER LEKESİZ)
2/12/2005: 1980-2000 YILLARI ARASINDA TÜRK ÖYKÜCÜLÜĞÜ 2 (ÖMER LEKESİZ)
2/12/2005: CAN YÜCEL
1/12/2005: ÇAĞAN IRMAK'IN YÖNETTİĞİ 'BABAM VE OĞLUM' REKORA KOŞUYOR
1/12/2005: Tanzimat edebiyatının ilk kadın romancısı Fatma Aliye'nin 'Enîn'i günümüz Türkçesine çevrildi. Kitap, kadın hakları kavramını ilk ortaya koyan romanlardan biri
1/12/2005: Sarımsaklanmak!
1/12/2005: Radikal Gazetesi'nde Barış CANOĞUL (Ali ŞAHİN) Kişisel Sayfası
İşte 2009'un vergileri
Bu rapor ezberleri bozuyor
Emekli maaşından sağlık kesintisi yapılır mı?
Yayıncılığa adanmış bir ömür önceki gün son buldu. Edebiyat dünyası Hüsamettin Bozok’u kaybetti 30/10/2008
"Mustafa" belgeseli tartışılıyor
Kitaba dönüşen tezler
Taşköprü Sarmısağı Roman Ödülü!... 10 Eylül 2008 Çarşamba
Tartışmayı açarken…
SGK'dan kız çocuklarına kötü haber
Taşköprülüzâde
TURHAN HOCA PEKİN OLİMPİYADLARINDA
KIRIM KONGO K.A. NEDİR?
[Ali Şahin] Röportajı
*Ali ŞAHİN (alsah)
Muhtarlara kene ilacı dağıtıldı
Yol ortasındaki sır mezar!
Tayyip Erdoğan'ın en yakın arkadaşı, Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçilsin diye rüşvet teklif etmekten MAHKUM oldu
EĞİTİM-SEN TAŞKÖPRÜ İLÇE TEMSİLCİLİĞİ’NİN TANIŞMA VE DAYANIŞMA YEMEĞİ
Taşköprü Haberleri: Sobadan zehirlenen aile hastanelik oldu
Resim öğretmenlerinden sergi
Kuyu kebabı sezonu açıldı
EMEKLİNİN HASTANE GÜNLÜĞÜ / GÜNCE / ALİ ŞAHİN
Halkın enflasyonu üç kat fazla
13 milyon kişi günde 5 YTL ile geçiniyor
Kastamonu`da Kendir devri bitti
27/11/2005: 'Bröve' ve Sanat

27/11/2005: CESARETİN VE BAŞKALDIRININ ÖYKÜCÜSÜ “KERİM KORCAN” ÖLÜMÜNÜN 15. YILINDA ANILIYOR. (Kerim Korcan, 1918 - 9 Kasım 1990)
27/11/2005: Yazar Kerim Korcan Anılıyor
27/11/2005: Utancın Güzelliği Yok/ Bekir Koçak
25/11/2005: 1980-2000 YILLARI ARASINDA TÜRK ÖYKÜCÜLÜĞÜ 1 (ÖMER LEKESİZ)
25/11/2005: KADIN ÖYKÜCÜLER (1910-1990) / (ÖMER LEKESİZ)
25/11/2005: 70’Lİ YILLARDA TÜRK ÖYKÜCÜLÜĞÜ (Ömer LEKESİZ)
25/11/2005: Kastamonu'da Şapka ve Kıyafet Devrimi Sırasında Atatürk'ün Veda Konuşması (31 Ağustos 1925)
25/11/2005: Atatürk'ün Kastamonu'da Şapka ve Kıyafet Devrimi Konuşmasına Cevaben Cemal Bey'in (Koral) Konuşması
25/11/2005: Atatürk'ün İnebolu Nutku (27 Ağustos 1925)
25/11/2005: Atatürk'ün Kastamonu Nutku (30 Ağustos 1925)
25/11/2005: Kastamonu'da Şapka ve Kıyafet Devrimi
25/11/2005: Atatürk Kastamonu'da Fotoğraf Albümü
25/11/2005: Künye- İletişim- Linkler
25/11/2005: Arşiv 02
25/11/2005: Nostalji
25/11/2005: Arşiv 01
25/11/2005: Ödüller
25/11/2005: Dosyalar
25/11/2005: Şairlerim
25/11/2005: Şiir
25/11/2005: Roman Üzerine
25/11/2005: Öykü Üzerine/ 1980-2000 YILLARI ARASINDA TÜRK ÖYKÜCÜLÜĞÜ (Ömer LEKESİZ)
25/11/2005: Kitaplar
25/11/2005: Konuk Yazılar
25/11/2005: Konuk Defteri
25/11/2005: Politika
25/11/2005: Etkinlik
25/11/2005: Sarımsak
25/11/2005: Taşköprü
25/11/2005: Eğitim
25/11/2005: Atatürk
24/11/2005: BAŞÖĞRETMEN ATATÜRK ALBÜMÜ
23/11/2005: GÖKKUBBEDESÖYLENMEMİŞHİÇBİRSÖZYOKTURGİLLERDENBİRROMAN YA DA OĞUZ ATAY'IN TUTUNAMAYANLAR'INDA POSTMODERN İZDÜŞÜMLER/ Ruhi İNAN*
23/11/2005: Ali Şahin (alsah) ve Siteleri
23/11/2005: Sitemiz Yapım Aşamasında
İşte 2009'un vergileri
Bu rapor ezberleri bozuyor
Emekli maaşından sağlık kesintisi yapılır mı?
Yayıncılığa adanmış bir ömür önceki gün son buldu. Edebiyat dünyası Hüsamettin Bozok’u kaybetti 30/10/2008
"Mustafa" belgeseli tartışılıyor
Kitaba dönüşen tezler
Taşköprü Sarmısağı Roman Ödülü!... 10 Eylül 2008 Çarşamba
Tartışmayı açarken…
SGK'dan kız çocuklarına kötü haber
Taşköprülüzâde
TURHAN HOCA PEKİN OLİMPİYADLARINDA
KIRIM KONGO K.A. NEDİR?
[Ali Şahin] Röportajı
*Ali ŞAHİN (alsah)
Muhtarlara kene ilacı dağıtıldı
Yol ortasındaki sır mezar!
Tayyip Erdoğan'ın en yakın arkadaşı, Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçilsin diye rüşvet teklif etmekten MAHKUM oldu
EĞİTİM-SEN TAŞKÖPRÜ İLÇE TEMSİLCİLİĞİ’NİN TANIŞMA VE DAYANIŞMA YEMEĞİ
Taşköprü Haberleri: Sobadan zehirlenen aile hastanelik oldu
Resim öğretmenlerinden sergi
Kuyu kebabı sezonu açıldı
EMEKLİNİN HASTANE GÜNLÜĞÜ / GÜNCE / ALİ ŞAHİN
Halkın enflasyonu üç kat fazla
13 milyon kişi günde 5 YTL ile geçiniyor
Kastamonu`da Kendir devri bitti

2008
Aralık 2008
Ekim 2008
Eylül 2008
Ağustos 2008
Haziran 2008
Mayıs 2008
Nisan 2008
Ocak 2008

2007
Aralık 2007
Kasım 2007
Ekim 2007
Eylül 2007
Temmuz 2007
Haziran 2007
Mayıs 2007
Şubat 2007
Ocak 2007

2006
Ekim 2006
Eylül 2006
Ağustos 2006
Temmuz 2006
Haziran 2006
Mayıs 2006
Nisan 2006
Mart 2006
Şubat 2006
Ocak 2006

2005
Aralık 2005
Kasım 2005

İşte 2009'un vergileri

23/12/2008 · Kategori: Haber

İşte 2009'un vergileri

 
İşte 2009'un vergileri
1 Ocak 2009'dan itibaren emlaktan cep telefonuna, pasaporttan notere kadar herşey zamlanıyor.

Değerli kağıt bedelleri, 1 Ocak 2009'dan geçerli olmak üzere yüzde 14,3'e varan oranlarda artırıldı.

Buna göre, pasaportlar için bu yıl 81 YTL olan değerli kağıt bedeli, yüzde 11,1'lik artışla 90 TL'ye yükseldi. Bu yıl 35 YTL olan sürücü belgeleri için de 2009'da yüzde 14,3'lük artışla 40 TL bedel ödenecek. Nüfus cüzdanları için ödenecek bedel ise değişmedi. 2009 yılında da nüfus cüzdanı belgesi için 3 TL ödenecek.

1 Ocak 2009 tarihinden geçerli olmak üzere değerli kağıt bedelleri şöyle:  

-Noter kağıtları
Noter kağıdı 3,00 TL
Beyanname 3,00 TL
Protesto, vekaletname, re'sen senet 6,50 TL
-Pasaportlar 90,00 TL
-Yabancılar için ikamet tezkeresi 90,00 TL
-Nüfus cüzdanları 3,00 TL
-Aile cüzdanları 30,00 TL
-Sürücü belgeleri 40,00 TL
-Sürücü çalışma belgeleri 40,00 TL
-Motorlu araç trafik belgesi 40,00 TL
-Motorlu araç tescil belgesi 30,00 TL
-İş makinesi tescil belgesi 30,00 TL
-Banka çekleri 2,00 TL.

EMLAK VERGİSİNE TABİ DEĞERLER YÜZDE 6 ORANINDA ARTACAK

Emlak vergisine tabi değerler, 1 Ocak 2009 tarihinden geçerli olmak üzere yüzde 6 oranında artacak.

Maliye Bakanlığının Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanan Emlak Vergisi Kanunu Genel Tebliğine göre, emlak vergisine tabi değerler yeni yılda yüzde 12 olan yeniden değerleme oranının yarısı kadar yükselecek.

Bu çerçevede, 2008 yılına ait birim değerler yeni yılda yüzde 6 oranında artış görecek.

MOBİL TELEFON ABONELİĞİNDE ALINAN MAKTU VERGİ 31,1 TL'YE YÜKSELECEK

Mobil telefon aboneliğinin ilk tesisinde (operatör değişiklikleri hariç) alınan maktu vergi, 1 Ocak 2009'da yeniden değerleme oranı çerçevesinde yüzde 12 oranında artacak.

Maliye Bakanlığının Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanan Özel İletişim Vergisi Genel Tebliğine göre, bu yıl 27,80 YTL olarak uygulanan maktu vergi tutarı yeni yılda 31,1 TL olarak alınacak.

VERASET VE İNTİKAL VERGİSİYLE İLGİLİ İSTİSNA TUTARLAR YÜZDE 12 ARTIYOR

Veraset ve intikal vergisinde yer alan istisna tutarları, 1 Ocak 2009 tarihinden geçerli olmak üzere yeniden değerleme oranı çerçevesinde yüzde 12 artırıldı.

Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu Genel Tebliğine göre, evlatlıklar dahil füruğ ve eşten her birine isabet eden miras hisselerinde halen 96 bin 75 YTL olan istisna miktarı, yeni yılda 107 bin 607 TL olarak uygulanacak.

Füruğ (çocuk ve torunlar) bulunmaması halinde eşe isabet eden miras hissesindeki 192 bin 265 YTL'lik istisna da 215 bin 336 TL'ye çıkacak.

İvazsız (karşılıksız) suretle meydana gelen intikaller ile para ve mal üzerine düzenlenen yarışma ve çekilişlerde kazanılan ikramiyelerdeki istisna da 2 bin 216 YTL'den 2 bin 481 TL'ye yükselecek.  

DAMGA VERGİSİ  YÜZDE 12 ARTACAK

Damga Vergisi tutarları 1 Ocak 2009'dan geçerli olmak üzere yüzde 12 artırıldı.

Buna göre maktu vergilere, yeni yılda yeniden değerleme oranı olan yüzde 12 zam uygulanacak. Her bir kağıttan alınacak damga vergisine ilişkin üst sınır, 1 Ocak 2009'dan itibaren 1 milyon 136 bin 904,10 TL olacak. 

KİRA GELİRLERİNE 2 BİN 600 TL İSTİSNA UYGULANACAK 

Maliye Bakanlığı 2009 yılına ilişkin kira gelirlerine uygulanacak istisna tutarını 2 bin 600 TL olarak belirledi.

Bu yıl içerisinde elde edilen menkul sermaye iratlarının beyanında uygulanacak indirim oranı da yüzde 64,9 olarak hesaplandı.

Bugünkü Resmi Gazetede yayımlanan Gelir Vergisi Genel Tebliğine göre, 2008 yılında 2 bin 400 YTL olarak uygulanan mesken kira gelirlerindeki istisna tutarı yeni yılda 2 bin 600 TL'ye yükselecek.

İşverenlerce iş yeri ya da iş yerinin müştemilatı dışında kalan yerlerde hizmet erbabına yemek verilmek suretiyle sağlanan menfaatlere ilişkin istisna da yeni yılda 10 TL olarak tespit edildi.

2009'daki sakatlık indirimi tutarları da birinci derece sakatlar için 670 TL, ikinci derece sakatlar için 330 TL, üçüncü derece sakatlar için de 160 TL olacak.

 

BASİT USULLE İLGİLİ LİMİTLER DE BELİRLENDİ

 

Basit usule tabi olmanın genel şartlarını da düzenleyen Tebliğ uyarınca, basit usulde iş yerine ilişkin yıllık kira bedeli toplamı, büyükşehir belediye sınırları içinde 4 bin 300 TL, diğer yerlerde de 3 bin TL'ye yükselecek.

Basit usule tabi olmanın özel şartlarını belirleyen limitler de, yeniden değerleme oranı kadar artacak ve ilgili bentler için 30 bin TL, 60 bin TL ve 89 bin TL olarak uygulanacak.

2009'de değer artış kazançlarındaki istisna tutarı 7 bin 600 TL, arizi kazançlardaki istisna tutarı da 17 bin 900 TL olarak tespit edildi.

Tevkifata ve istisnaya konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarındaki beyanname verme sınırı ise bin 70 TL'ye çıkarıldı.

 

MENKUL SERMAYE İRATLARI

 

Tebliğle 2008 takvim yılında elde edilen menkul sermaye iratlarının beyanında dikkate alınacak indirim oranı da belirlendi.

Buna göre, 2008 yılı için yeniden değerleme oranının yüzde 12 olarak ilanından sonra, bu dönemde devlet tahvili ve Hazine bonosu ihalelerinde oluşan bileşik ortalama faiz oranı da yüzde 18,48 olarak saptandı.

Bu çerçevede menkul sermaye iratlarında, 2008 yılı gelirlerine uygulanacak indirim oranı da yüzde 64,9 oldu.

Tebliğ uyarınca 2008 yılında takvim yılında elde edilen menkul sermaye iratlarından, 1 Ocak 2006 tarihinden önce ihraç edilmiş olan ve Gelir Vergisi Kanununda sayılan her nevi tahvil ve Hazine bonosu faizleri ile Toplu Konut İdaresi ve Özelleştirme İdaresince çıkarılan menkul kıymetlerden sağlanan gelirler de indirim oranı uygulanmak suretiyle beyan edilecek.

Dövize, altına veya başka bir değere endeksli menkul kıymetler ile döviz cinsinden ihraç edilen menkul kıymetlerden elde edilen menkul sermaye iratlarının beyanında ise indirim oranı uygulanmayacak.

Bu rapor ezberleri bozuyor

21/12/2008 · Kategori: Arastirma

Bu rapor ezberleri bozuyor
Meğer Anadolu'daki modernleşme görüntüleri ne kadar aldatıcıymış...

Ruşen Çakır


“Türkiye’de Farklı Olmak” başlıklı araştırmanın sonuç bölümü, “Türkiye’yi anlamak isteyen herkese Anadolu’yu ’görmelerini’ salık veriyoruz. ’Turist’ olarak değil” diye başlıyor ve Anadolu kentlerindeki modernleşme görüntülerinin ne kadar aldatıcı olduğu anlatılıyor...

Cuma günü, “Türkiye’de Farklı Olmak: Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı 183 sayfalık araştırmanın ürküttüğünü, çünkü gençlerin, kadınların, Alevilerin, çoğunluğun hoşuna gitmeyen farklı yaşam tarzı tercihi olan kesimlerin şikayetlerini okuyunca insanın içini derin bir ürpertinin kapladığını söylemiştik. Aradan geçen iki günde bu konuda yazılıp çizilenler, bu raporun, son zamanların moda tabiriyle birçok konuda “ezber bozduğunu” da bizlere gösterdi. Birkaçını ele alalım:

Soros ezberi

Cumhuriyet Gazetesi Cumartesi günü “İşte değişen Türkiye” başlığıyla raporu manşete taşıdı. İlk bakışta bunda şaşırtıcı bir şey yok. Laiklerin ötekileştirdiğini gösteren bir rapor tabii ki Cumhuriyet’in hoşuna gidecektir. Ancak bu araştırmanın Boğaziçi Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Projesi’ne ek olarak Açık Toplum Enstitüsü tarafından desteklenmiş olduğu hatırlanınca -ki Cumhuriyet de bu bilgiyi birinci sayfadan okurlarına duyurdu- işin rengi değişiyor. Zira bilindiği gibi Açık Toplum, Amerikalı işadamı George Soros tarafından finanse ediliyor. Yine bilindiği gibi, Cumhuriyet Gazetesi’ni yönetenler, birçok köşe yazarı ve doğal olarak çok sayıda Cumhuriyet okuru, Türkiye’de, özellikle laiklikle ilgili konularda, kendilerine göre iyi gitmeyen birçok şeyde bir “Soros parmağı” arıyor beğenmedikleri kişilere Soros’tan türettikleri kelime oyunlarıyla hakaret ediyorlar. Belki bu rapordan sonra, yukarıdaki cümledeki fiileri “geniş zaman”dan “-di’li geçmiş zaman”a çevirmek gerekecek. Veya birileri, bu rapordan hareketle Soros hakkında yepyeni komplo teorileri üretecek.

Tarafsız bilim insanı ezberi

Cuma akşamı bu raporun tanıtım toplantısında Hürriyet yazarı Cüneyt Ülsever, “bizde bir araştırmanın ne anlattığına değil kimin işine yaradığına bakılır” dedi ki sonuna kadar haklıydı. Hatırlayalım: Sırf din sosyolojisi çalıştığı için laik çevrelerce bir nevi aforoz edilen, örneğin Türkiye Bilimler Akademisi’ne alınmayan buna karşılık muhafazakâr camianın belli ölçülerde takdir ettiği Prof. Şerif Mardin, “mahalle baskısı” kavramını dile getirdiğinde laikler tarafından göklere çıkarılmış İslamcılar tarafından da beğenilmemişti. Prof. Mardin bir yıl sonra mahalle baskısı kavramını “imam öğretmeni yendi” diye özetlenebilecek bir şekilde geliştirinceyse tam tersi olmuştu. Benzer bir durumla, İrfan Bozan, Tan Morgül ve Nedim Şener’le birlikte bu araştırmayı gerçekleştiren Prof. Binnaz Toprak karşılaşıyor. Din-toplum-devlet ilişkileri konusunda ülkenin en yetkin sosyal bilimcilerinden olan Prof. Toprak’ın TESEV için yaptığı araştırmalar genel olarak laikleri kızdırmış, muhafazakârların da hoşuna gitmişti. Dün Prof. Toprak’ın araştırmalarını temel referans olarak alanlar bugün onu ‘önyargılı, taraflı’ olarak suçluyor, hatta onun tavrını, sıkı durun, “kolonyalistlerin yerli halkı değerlendirmeleri”ne benzetebiliyorlarsa, birçok ezber bozulmuş demektir. Bu araştırmanın sorumluluğunu Prof. Toprak değil de, kolaylıkla “laikçi” olarak damgalanabilecek biri üstlenmiş olsaydı üzerinde çok fazla durulmayacaktı.

Gülen cemaati hakkındaki ezberler

Araştırmacılar “aramadığımız halde dini cemaatler konusu geldi bizi buldu” diyor ve şöyle devam ediyorlar: “Araştırmamızın belki de en önemli bulgusu, Türkiye’nin giderek İslami bir kimliğe büründüğü tezleriyle bağlantılı olarak Gülen cemaati ve faaliyetleri hakkında edindiğimiz bilgilerden oluşuyor.” Anlaşılan gittikleri 12 ilde karşılaştıkları, araştırmacıları çok şaşırtmış, onların planlarını bozmuş. Sonuçta raporda Gülen cemaati hakkında yazılanlar birçoklarının bu konudaki ezberlerini bozuyor. Şu ana kadar Gülen cemaati hakkında kabaca üç tür yayınla karşılaştık:

1) Komplo teorilerinden beslenen körükörüne karalamalar

2) Cemaat üyeleri ve ona sempatiyle bakanların yazıp çizdikleri

3) Cemaatin organizasyonlarıyla yurtdışındaki okulları gezen veya bazı faaliyetleri izleyenlerin izlenimleri.

Olabildiğince objektif bir şekilde cemaati anlama ve anlatma derdinde olan gazeteci ve sosyal bilimcilerin önüne her iki taraftan da sayısız engel çıkartıldı her şeye rağmen yazıp çizdikleri örtbas edildi ya da çarpıtıldı. Fakat bu raporda cemaatle ilgili söylenenlerin üstü kolay kolay örtülebileceğe benzemiyor.

Sadece dindarların baskı gördüğü ezberi

İslami hareketin yükselişe geçtiği 1980’li yıllardan itibaren dindarların ve dini cemaatlerin cumhuriyet tarihi boyunca gördüğü baskılar masaya yatırıldı. 28 Şubat süreci devletin baskıcı tutumundan kolay kolay vazgeçmeyeceğini çok sert ve acı bir şekilde gösterdi. Bu arada en büyük çileyi hiç tartışmasız başörtülü öğrenciler çekti. Bütün bu süreçte, baskıcı devlet belli toplumsal kesimlerin desteğini aldı ancak unutmamak gerekir ki İslamcıların bile sustuğu bazı anlarda muhafazakârlara yönelik zulümlere bir avuç liberal, demokrat ve/veya solcu karşı çıktı. Prof. Mardin “mahalle baskısı” kavramıyla mazlumların kendilerini güçlü hissettikleri anda kolaylıkla zalimleşebilecekleri uyarısında bulunmuştu. Bu rapor da bize bu uyarının ne derece yerinde olduğunu gösteriyor. Dindarların çektikleri ve halen çekmekte oldukları baskılar, onların kendilerinden farklı olanları “ötekileştirmesi”nin gerekçesi veya özürü olamaz.

Baskıyı sadece devlette arama ezberi

28 Şubat’ta haklı olarak devlet kaynaklı baskıya dikkat çeken ve bununla mücadele eden liberal demokratlar askerin siyasi hayattaki etkisinin kırılmasını demokrasinin yerleşmesinin ilk ve belki de tek şartı olarak gördüler. Bu amaca ulaşmak için AKP ve İslami cemaatlerle ittifak arayışına girdiler ve bu odaklardan gelen veya gelebilecek baskıları kulak tıkadılar.

Raporun sonuç bölümü, “Türkiye’yi anlamak isteyen herkese Anadolu’yu ’görmelerini’salık veriyoruz. ’Turist’olarak değil” diye başlıyor ve Anadolu kentlerindeki modernleşme görüntülerinin ne kadar aldatıcı olduğu anlatılıyor. Bu satırlar bana bazı yerli ve yabancı “liberaller” in Konya, Kayseri vb. güzellemelerini hatırlattı. Bu “turist” yazarlar, muhazafakârların “cenneti” nin, “öteki” lerin “cehennem” i olduğunu görmediler, belki de görmek istemediler. Bakalım bu rapor ezberlerini bozacak mı?

CEMAAT BASKISI

Araştırmacıların 12 ilde yüz yüze görüştüğü kişilerden bazılarının anlattıkları şöyle:

Trabzonlu bir işadamı: Son yıllarda ’cemaatçi’ olarak bilinen işadamları daha da zenginleşti. Devletle iş yapan şirketlerde hacca, umreye gitmek ’kulübe giriş kartı’anlamına geliyor.

Cemaat içinden biri: Cemaat dershanelerinde üniversiteye hazırlık kurslarına katılan öğrencilere bulundukları kentten gidecekleri üniversiteye kadar refakat edilir. Gittikleri kentte cemaat evlerine ya parasız ya da düşük kiralarla yerleştirilirler. Ayrıca burs verilir ve cemaat içinden biriyle evlenmelerine yardımcı olunur. Mezun olduklarında iş bulunur.

Üniversite öğrencisi: Liseyi okuduğum kentte iki tane dershane vardı. Ben cemaate ait olana gittim. Trabzon’u kazanır kazanmaz telefon açtılar, ’seni götürüp kaydedeceğiz’dediler. Trabzon’a dershaneden bir hoca ile geldik. Arabada yedi kişiydik. Karadeniz’de başka yerleri kazananlar da vardı. Hoca beni burada birine teslim etti. Ev tutuldu, eve yerleştim.

Aydın’da bir öğretmen: Başarılı bir öğrencimin performansı birden düştü. Ruhlar aleminde geziyormuşçasına dalgınlaştı. 6. sınıfta okuyan öğrencimin neden bu hale geldiğini araştırdığımda cemaat yurdunda çok erken saatte uyandırıldığını, namazdan sonra okul saatine kadar da Said-i Nursi’nin kitaplarının okutulduğunu öğrendim. Durumu öğrencimin velisine anlattım. Laik bir aile olmasına rağmen yurtta ders çalıştırıldığı için çocuklarını yurttan almadılar.

Batman’da bir öğretmen: Köyden gelen bir öğrencim ilk hafta derslerde çok aktif oldu. Sorulara hemen cevap verdi. Her soruda parmağını kaldırıyordu. Ancak ikinci haftadan itibaren derslerde uyuklamaya başladı. ’Oğlum, sen nerede kalıyorsun?’ diye sordum. Cemaat yurdunda kaldığını söyledi. Kalacak başka yeri yoktu. Çocuk sabahleyin dört buçukta kalkıyor, namazını kılıyor, Arapça öğreniyormuş. Okulun derslerine çalışacak zamanı kalmıyor zaten. Öğrenci yurttan kurtulmak istiyor ancak bu alternatifi de devlet yaratmıyor.

Raporun tam metnini okumak için tıklayın

Emekli maaşından sağlık kesintisi yapılır mı?

21/12/2008 · Kategori: Elestiri

Yahya Arıkan   - Yaşamda Mali Çözüm

Emekli maaşından sağlık kesintisi yapılır mı?

SSKden 1980 yılında emekli oldum. Özal döneminde çıkarılan yasadan yararlanıp süper emekli olmama karşın çok küçük bir emekli aylığı almaktayım. Bunları kabullenmek zorunda olduğumu öğrendim. Sorunum başka 2007 yılı Nisan ayında aylığımdan 30 YTL kesildiği halde üzerinde durmadım. Bu yıl nisan ve mayıs aylarında yine aynı miktarda kesintiler yapıldı. Bu kesintilerin yasal dayanağı olup olmadığını öğrenmek ve haklarımı aramak istiyorum. Bunun için ne yapmalıyım? Nasıl ve nereye başvuru yapmalıyım? Sevgi Yalçın

Mayıs ayında 588,23.-YTL emekli maaşı, 23,53 YTL ek ödeme ve 4,69.-YTL sosyal yardım zammı yatmakta olup 25,17.-YTL kesinti yapıldı.

Yapılan kesintinin nedeni, Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği gereğince, gelir ve aylık alanlar ile bunların bakmakla yükümlü oldukları eş, çocuk, ana ve babaların poliklinik muayene ücreti ile ilaç katılım payları gelir ve aylıklardan, ilaç katılım payı miktarının gelir ve aylıklardan fazla olması durumunda ise kurumla sözleşme yapmış serbest eczane tarafından kişiden tahsil edilmesinden kaynaklanmaktadır. Yani, yapılan kesintinin nedeni poliklinik muayene ücreti ile ilaç katılım payı kesinti miktarlarıdır.

 

EMEKLİ SANDIĞI EMEKLİSİ HANGİ DURUMDA PRİM ÖDER

Ben Emekli Sandığı emeklisiyim. Şu anda üç ayrı apartmanın/sitenin dışarıdan ücretli yöneticiliğini yapıyorum. Sitelerden 300, 250 ve 200 YTL net aylık ücret alıyorum. Bu sitelerle ayrı ayrı, günde bir saat (ayda 30 saat veya 4 tam gün) hesabıyla sözleşme yaptım. Sorum şu: Ben bu sitelerden aldığım ücrete göre her biri için ne kadar destek primi ödemek zorundayım. Ş.Şadi Saraç

Emekli Sandığı emeklisi olup SSK sigortalısı olmayı gerektiren bir işte çalışanların işyerlerinden aldığı brüt ücretten yüzde 7,5 destek primi işçi payı olarak ve yüzde 22,5 + kısa vadeli sigorta kolu primi de işveren payı kesinti yapılıyor.

SORU - CEVAP

Sorularınız için malicozum6ismmmo.org.tr adresine mail atabilirsiniz. Tüm sorular e-posta ile tek tek cevaplanacaktır.

malicozum@ismmmo.org.tr

21 Aralık 2008 - Cumhuriyet

« Önceki ::